Düğünlerde takılan altın ve ziynet eşyalarının kime ait olduğu, boşanma davalarında sıklıkla karşılaşılan ve Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen önemli bir hukuki sorundur. Mevzuatımızda düğün sırasında takılan ziynet eşyasının aidiyetine ilişkin yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle örf ve adet hukuku uygulanmakta, Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları yol gösterici olmaktadır.

Ziynet Eşyası Nedir?

Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış, insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır. Evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler de ziynet eşyası kapsamındadır. Bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay'ın Yerleşik Uygulaması: Genel Kural

Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına, yaygın örf ve adet ile ülke gerçeklerine göre kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı olmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı kabul edilir. Yani erkeğe takılan ziynetler ve paraların da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına ait olduğu kabulü vardır.

Söz konusu ziynet eşyasının evlenme sebebiyle gerek ailelerce ve gerek yakınlarca kadına geleceğinin güvencesi olarak takıldığı kabul edildiğinden, emaneten (geçici olarak) takıldığı konusunda kadının bir kabulü olmadığı sürece genel kural geçerlidir. Ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan iade etmekle yükümlüdür.

İspat Yükü Kimdedir?

İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun hukuki düzenlemeler çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 220. maddesinde kişisel mal olarak sayılanlar arasında "Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya" da yer almaktadır. Aynı Kanun'un 222/1. maddesinde; "Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür" şeklindeki düzenleme ile ispat yükünün kime ait olduğu gösterilmiştir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190. maddesinde ise; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir" hükmü yer almaktadır. Bu düzenlemelerden hareketle, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Olağan olan, kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı: E. 2017/3-1038, K. 2021/458, T. 13.04.2021

Davacı vekili, boşanma talebini de içeren dava dilekçesinde; taraflara düğünde takılan 200 adet çeyrek altın, 6 adet tam altın, 3 adet yarım altın, 19 adet 20'şer gram 22 ayar altın bilezik ile 1 adet 14 ayar 13 gram altın bilezikten oluşan ziynet eşyasının öncelikle aynen iadesine, mümkün olmaması hâlinde ödeme günündeki değerlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ise talep edilen miktarda ziynet eşyasının bulunmadığını, toplamda 150 civarı küçük altın ve muhtelif ölçülerde bilezik takıldığını ancak örf ve adetlere göre düğünde takılan tüm takıların erkek tarafına ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece davalı tarafça iddia edilen örf ve adetin varlığına ilişkin dinletilen tanığın beyanına itibar edilerek kadına özgü olanlar dışında düğünde takılan ziynetlerin kime takıldıysa ona ait olduğu kabul edilmiştir. İhtilaf, düğünde takılan ziynet eşyasının taraflardan hangisine ait olduğu noktasındadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, davalının genel kuralın aksine örf ve adetleri bulunduğunu iddia ettiğine göre bunu ispat külfetinin kendisine düştüğünü belirtmiştir. Davalı ispat amacıyla muhtar olan tanığı dinletmiş; tanık iddia edilenden farklı olarak "bizim adetlerimiz düğünde takılan takılar, kıza takıldıysa kızın, oğlana takıldıysa oğlanın olur" şeklinde ifade vermiş; mahkemece tanığın beyanı esas alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak Yargıtay, düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğu yönünde örf ve adetleri bulunduğunu belirten davalının, dinlettiği tanığın beyanı ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve adet karşısında daha köklü bir adetin varlığını ispatlayamadığını açıkça vurgulamıştır. Bu durumda genel kuraldan ayrılınmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.

Somut olayda davalıya takılan 1 adet bilezik yönünden davacının talebi mahkemece kabul edildiğinden Özel Daire bozma kararının 9. paragrafında yapılan açıklamalar dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Bu durumda, Özel Daire bozma kararının 9. paragrafının 1. bendindeki "1 adet 22 ayar 13 gr bilezik" ifadesinin bozma kararında yer almasının isabetli olmadığı, karardan çıkartılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, düğünde takılan takıların düğün masraflarına katkı mahiyetinde olduğu ve kime takıldıysa ona hediye verilmesi gayesi güdüldüğü, takılan tüm ziynet eşyasının kadına bağışlanmasının amaçlanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı: E. 2017/2-2055, K. 2021/1208, T. 12.10.2021

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tam, yarım, çeyrek ve gram adı altında isimlendirilen altınların ziynet eşyası niteliğinde sayılıp sayılamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu altınlara ilişkin ziynet eşyası alacağı davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü bakımından medeni usul hukukuna hâkim olan ilkelerle ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Bilindiği üzere 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taraflarca getirilme ilkesi" başlıklı 25. maddesi "Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söyleme..." hükmünü içermektedir.

Sonuç

Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, düğünde takılan ziynet eşyası ve paralar, aksine bir anlaşma veya örf ve adet kuralı olmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malı olarak kabul edilir. Bu kuralın aksini iddia eden taraf, iddiasını ispatla yükümlüdür. İspat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden tarafa düşer. Ziynet eşyası davalarında, altınların varlığı ve kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. Yargıtay kararları, düğün takılarının aidiyeti konusunda örf ve adet hukukunun uygulanmasında genel kuralın kadın lehine olduğunu ve bu kuraldan ayrılmanın ispat külfeti gerektirdiğini açıkça ortaya koymaktadır.