T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2024/7-767
Karar No: 2025/747
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İncelenen Kararın
Mahkemesi: Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 29.02.2024
Sayısı: 2024/17 E., 2024/105 K.
Özel Daire Kararı
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 23.10.2023 tarihli ve 2023/3087 Esas, 2023/4953 Karar sayılı bozma kararı.
1. Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. Yargılama Süreci
Davacı İstemi
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalıların mirasbırakanın yasal mirasçıları olduğunu, murisin ölümünden sonra Küçükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/444 Esas sayılı dosyası ile açılmasına karar verilen Bakırköy 40. Noterliğinin 14.06.2012 tarih ve 13496 yevmiye nolu düzenleme şeklindeki vasiyetnamenin vasiyette bulunan murisin ehliyetsizliği, içeriği ve bağlandığı koşulların hukuka ve ahlâka aykırı olması, ayrıca murisin iradesinin fesada uğratılmış olması sebebiyle geçersiz olduğunu ileri sürerek vasiyetnamenin geçersizliğine ve iptaline, mümkün olmazsa kanuna, hukuka ve ahlâka aykırı hususların vasiyetname metninden çıkarılarak iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar Cevabı
5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, taraf teşkilinin eksik olduğunu, mirasbırakanın tasarruf ehliyetine sahip olduğu gibi vasiyetnameyi herhangi bir baskı ve tehdit altında düzenlemediğini, vasiyetnamenin kanuna, hukuka ve ahlâka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
6. Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.12.2015 tarihli ve 2015/406 Esas, 2015/566 Karar sayılı kararı ile; gider avansının tamamlanması için davacı tarafa iki kez ihtaratlı tebligat yapılmasına rağmen verilen sürede gider avansının tamamlanmadığı, HMK'nın 114/1-g maddesinde belirtilen gider avansının dava şartlarından olduğu, dava şartlarının davanın esasına girilmeden önce ve tahkikata başlamadan önce ön inceleme aşamasında irdelenmesi gerektiği ve dava şartı eksikliğinin davacı tarafça giderilmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.02.2018 tarihli ve 2016/14189 Esas, 2018/1718 Karar sayılı kararı ile;
"… Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya gelince; davacı yetkisiz mahkemede dava açarken 280 TL gider avansı yatırmıştır, mahkemece verilen yetkisizlik kararı sonucunda dosya kendisine gelen mahkemece tensip tutanağının 5. maddesinde 'Tarafların HMK 121 ve 129/2 madde gereği delil olarak gösterdikleri belgelerini dilekçelerine eklemek suretiyle vermelerine, başka yerlerden getirilecek belgelere ilişkin davacı tarafın delilleri için yatırdığı gider avansının kullanılmasına, davalı tarafın delilleri için masraf verdiğinde celp edilecek yerlerden belgelerinin celp edilmesine, taraflar dosyaya delillerini sunmadıkları takdirde HMK 140/5 madde gereği ön inceleme duruşmasında bunları tamamlamak için kesin süre verileceği, aksi halde delil sunmaktan vazgeçilmiş sayılacakları hususunun tespitine' şeklinde karar oluşturulmuş, bu karar üzerine davacı vekiline söz konusu tensip zaptı ekli tebligat çıkarılmış, tebligat zarfı üzerine HMK 114. maddesi uyarınca yatırılması gereken gider avansını (en az 200 TL) tamamlamak üzere iş bu davetiyenin tebliğinden itibaren 2 hafta süre verildiği hususu ihtaren bildirilmiştir.
Mahkemece, tensip zaptında davacı tarafa gider avansı veya delil avansı yatırması için kesin süre verilmediği gibi, davacı tarafça başta gider avansı yatırılmış olmasına rağmen yatırılması gereken gider avansının neye ilişkin olduğu açıklanmadan gönderilen ihtar sonucunda dosya üzerinden davacının HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı korunmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Bozma nedenine göre, davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir..."
gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
9. Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2022 tarihli ve 2018/206 Esas, 2022/376 Karar sayılı kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde dosya kapsamında toplanan deliller, tanık anlatımları ve 04.10.2019 ve 12.08.2021 tarihli Adli Tıp Kurumu raporlarında mirasbırakanın bu tarihte vasiyetnameyi düzenlemeye ehil olduğu ve vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte alınan raporun usulüne uygun olduğunun bildirildiği, mirasbırakanın, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte ehliyetsiz olduğu iddiasının sübuta ermediği, davacı ve davalıların mirasbırakanı mirasbırakanın iradesinin baskı ile sakatlanarak vasiyetnamenin düzenlendiği iddiasının ispatlanamadığı, vasiyetnamede geçen ifadelerin Türk Medeni Kanunu'nun 515. maddesi gereğince iptalini gerektirecek ya da hükümsüz sayılmasına neden olacak şekilde üçüncü kişileri rahatsız edecek nitelikte taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. 11. Yargıtay 7.
Hukuk Dairesinin 23.10.2023 tarihli ve 2023/3087 Esas, 2023/4953 Karar sayılı kararı ile;
"... Bilindiği üzere; yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanması gerekir. 6100 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi uluslararası sözleşmeler ve Anayasanın 36 ncı maddesiyle en temel yargısal hak olarak kabul edilen hukuki dinlenilme hakkı gözetilerek, mahkeme, tarafları dinlemeden, onların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usûlüne uygun olarak davet etmeden, açıklama ve ispat haklarını kullanmalarını sağlamadan hükmünü veremez. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 240 ıncı maddesi uyarınca davacı vekili, dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunmuştur.
Davacı vekilinin sunduğu 11.12.2018 tarihli tanık listesinin ilk sırasında davacı tanığı yer almıştır. 17.02.2022 tarihli celsede ise davacı vekilinin tanığın yurt dışı adresine tebligat çıkarılması yönündeki talebine yönelik Mahkemece davacı tanığının yurt dışında olması ve yazılı beyanda bulunmuş olması gerekçe gösterilerek, davacı tanığı davacı tanığı yerine yeni bir tanık bildirmesi için iki haftalık kesin süre verilmiştir.
Davacı ise bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçmemiştir. Bu haliyle usulüne uygun olarak bildirilen tanık hakkında Mahkemece yurt dışında olması nedeniyle dinlenilmesinden vazgeçilse de Mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241 inci maddesinde belirtilen gerekçeler ileri sürülmeksizin ve şartları oluşmaksızın tanığın dinlenilmemesi doğru görülmemiştir…”
gerekçesiyle bozulmuştur. Direnme Kararı
12. Küçükçekmece 2.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.02.2024 tarihli ve 2024/17 Esas, 2024/105 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesine ek olarak; davacı vekilinin 15.11.2018 tarihli dilekçesinde tanık davacı tanığı’in konsolos huzurunda imzalanmış yazılı beyanını dosyaya ibraz ettiği, 17.02.2022 tarihli duruşmada davalı vekili ve vasiyeti tenfiz memurunun bu tanığın yazılı beyanının davaya esas alınmasını kabul ve talep ettiği, mahkemece aynı duruşmada davacı tanığı'in hangi nedenle dinlenmediğine ilişkin olarak HMK'nın 241. maddesini de içerecek şekilde ara karar kurulduğu, davacı vekilinin bu tanığı hangi vakıaya ilişkin olarak dinletmek istediğini bildirmediği, dosyanın tüm taraflarınca tanığın yazılı beyanın esas alınmasının talep edildiği, usul ekonomisi ilkesi ve yargılamanın makul sürede bitirilmesine ilişkin ilkeler de gözetildiğinde bozmaya konu edilen tanığın dinlenmesinin gerekli olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi
13.Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II.
UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı tanığı davacı tanığı‘in konsolos huzurunda imzalanmış yazılı beyanı dikkate alındığında anılan tanığın Mahkemece dinlenmemesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE
15.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin açıklanmasında fayda bulunmaktadır. 16. Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Bu hak aynı zamanda, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36.
maddesi ile teminat alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurlarından biridir. 17. Davada taraflar arasında çekişmeli olan, geçmişte meydana gelmiş olaylar ve durumlar ile ilgili sahip olduğubilgileri mahkemeye aktaran kişi tanıktır. Tanık beyanı, yargılamanın maddi gerçeğe ulaşmasında en önemli delillerden biri olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 240. ve devamı maddelerinde tanık delili ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 240. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaların ispatı için tanık gösterebilirler. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise tanığın, kendisine sorulan sorulara cevap vermek ve bildiği hususları doğru olarak anlatmakla yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
18. Tanığın dinlenmesinden önce yapılacak işlemler HMK'nın 243. maddesinde düzenlenmiş olup, tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, tanığın kendiliğinden gelmesi hâlinde de dinlenebilir. Tanığın çağrılmasına ilişkin davetiyede, hangi taraflarca gösterildiği, duruşmanın yeri ve günü, uyuşmazlık konusu vakıalar, tanıklıktan çekinme hakkının bulunup bulunmadığı, çekinme hakkı varsa bunun sebebi, tanıklıktan çekinmenin sonuçları, gelmemesinin sonuçları ve tanık olarak dinlenmesi sırasında yemin edeceği hususları yazılır.
19. HMK'nın 244. maddesinde tanığın bizzat mahkemede dinlenmesi gerektiği, istinabe yoluyla dinlenmesi hâlleri ile görüntülü ve sesli iletişim teknikleri kullanılarak dinlenmesi hususları düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre tanık, kural olarak mahkemede bizzat dinlenir. İkinci fıkrada ise, tanığın bulunduğu yer mahkemesince dinlenmesine karar verilebilecek hâller sayılmıştır. Üçüncü fıkrada ise, tanığın dinlenmesi sırasında görüntülü ve sesli iletişim tekniklerinin kullanılmasına imkân tanınmıştır.
20. Tanığın beyanının yazılı olarak alınması hususu ise HMK'nın 259. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, tanıkların beyanları, hâkim tarafından tutanağa geçirilir. Tanığın beyanı, kendisine okunarak imzası alınır. Bu düzenleme, tanık beyanının mahkeme huzurunda sözlü olarak alınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
21. Öte yandan, tanık delilinin doğrudanlık ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Doğrudanlık ilkesi, hâkimin delilleri bizzat incelemesi ve tarafların beyanlarını doğrudan doğruya dinlemesi anlamına gelir. Bu ilke, HMK'nın 197. maddesinde ifadesini bulan hukuki dinlenilme hakkının da bir gereğidir. Hukuki dinlenilme hakkı, tarafların yargılamaya etkin olarak katılabilmelerini, açıklama ve ispat haklarını kullanabilmelerini gerektirir.
22. Somut olaya dönüldüğünde, davacı tanığının konsolos huzurunda imzalanmış yazılı beyanı bulunmaktadır. Ancak, bu beyanın mahkeme huzurunda bizzat alınmamış olması, tanık delilinin doğrudanlık ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesine engel teşkil etmektedir. Zira tanığın yazılı beyanı, mahkeme huzurunda yapılan yeminli beyanın sağladığı güvencelerden yoksundur. Tanığın yüz yüze dinlenmesi, beyanının güvenilirliğinin değerlendirilmesi, tanığın gözlemlerinin ve ifadesinin tutarlılığının ölçülmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
23. Ayrıca, davacı vekilinin tanığı hangi vakıaya ilişkin olarak dinletmek istediğini bildirmemiş olması, tanığın dinlenmesinin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesini güçleştirmektedir. HMK'nın 241. maddesi uyarınca mahkeme, tanığın dinlenmesinden önce, tanıklıktan çekinme hakkının bulunup bulunmadığını, tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğini ve benzeri hususları tespit etmek zorundadır. Bu tespit yapılmadan tanığın dinlenmesi, usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
24. Usul ekonomisi ilkesi, HMK'nın 30. maddesinde düzenlenmiş olup, hâkimin yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğunu ifade eder. Bu ilke, yargılamanın uzamasına neden olacak gereksiz işlemlerden kaçınılmasını gerektirir. Somut olayda, tanığın yazılı beyanının dosyada bulunması ve tarafların bu beyanın esas alınmasını talep etmeleri karşısında, tanığın ayrıca dinlenmesinin usul ekonomisi ilkesiyle bağdaşmayacağı değerlendirilmektedir.
25. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik uygulaması da, tanığın yazılı beyanının dosyada bulunması ve tarafların bu beyanın esas alınmasını talep etmeleri hâlinde, tanığın ayrıca dinlenmesinin gerekli olmadığı yönündedir. Bu uygulama, hem usul ekonomisi ilkesinin hem de yargılamanın makul sürede bitirilmesine ilişkin ilkelerin bir gereğidir.
26. Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme kararı yerinde olup, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
IV. SONUÇ
27. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, aşağıda yazılı bulunan onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oy çokluğu ile karar verildi.