Aile Birliğinde ve Birlikte Yaşamlarda Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

1. Evlilik Sürecinde Eşlerin Karşılıklı Yaşam Boyu Desteği

Evlilik birliği süresince eşler, hayatın her alanında birbirlerinin en önemli maddi ve manevi destekçisidir. Eşlerin her ikisinin de aktif bir işte çalışıp gelir elde etmesi destek ilişkisinin kurulması için zorunlu bir şart değildir. Ev içi emek, çocukların bakımı ve aile düzeninin sağlanması gibi katkılar da maddi bir destek olarak kabul edilir.

Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde, eşlerin birliğin giderlerine emekleri ve malvarlıkları oranında katılması esastır. Bu düzenleme, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin her iki eşin de ev hizmetleri ve aile düzenine katkısının ekonomik bir değer taşıdığını ortaya koymaktadır.

Yüksek mahkeme kararlarında da belirtildiği üzere, ev içi hizmetlerin ve aileye sunulan katkıların yaşam boyu devam edeceği kabul edilir. Çalışmayan veya emekli olan bir eş dahi, ev işlerini üstlenerek, alışveriş yaparak, faturaları takip ederek veya aile bireylerinin günlük ihtiyaçlarını karşılayarak bütçeye asgari ücret düzeyinde bir katkı sunmaktadır. Dolayısıyla, eşlerden birinin vefatı durumunda sağ kalan eş için bu destekten yoksun kalma durumunun doğduğu kabul edilerek hesaplama yapılmalıdır.

Eşlerin yüksek gelir sahibi olmaları veya kişisel malvarlıklarının bulunması da tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

Geçmiş dönemlerde bazı yabancı doktrinlerden esinlenerek ileri sürülen varlıklı eşin desteğe ihtiyacı yoktur yaklaşımı, günümüz yargı pratiklerinde kabul görmemektedir. Yüksek mahkeme kararlarında açıkça ifade edildiği üzere, kişilerin ekonomik durumlarının iyi olması, haksız bir fiil sonucu eşlerini kaybetmeleri halinde destekten yoksun kalma tazminatı talep etmelerine engel teşkil etmez.

Eşlerin tazminat hesaplamalarındaki destek payları belirlenirken, adil bir dağılım yapılması esastır. Gerçek yaşamdaki paylaşım oranları dikkate alınarak, aile bireylerinin sayısına göre dengeli bir paylaştırma formülü uygulanmalıdır. Genellikle kabul gören yönteme göre, toplam gelirden belirli paylar desteğe, eşe ve çocuklara ayrılarak payda oluşturulmalı ve açıkta hiçbir oran bırakılmayacak şekilde adil bir hesaplama gerçekleştirilmelidir.

Destek ilişkisinin devam ettiğinin kabulü için aile birliğinin fiilen kesintiye uğramamış olması gerekir.

Kanundaki destek kavramı, sadece resmi bir bağı değil, eylemli ve fiili durumu esas alır. Bu nedenle, resmi olarak evli olsalar dahi uzun süredir fiilen ayrı yaşayan ve aralarında sadece yasal nafaka ilişkisi dışında bir paylaşım kalmayan eşlerin birbirlerine destek olduğu kabul edilmeyebilir. Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin vefatı halinde ise, davayı açan tarafın birlikte yaşama iradesini sonlandırdığı varsayılırken; davalı konumundaki ve kusursuz olan eşin, şartları oluştuğu takdirde destek hakkının devam ettiği kabul edilebilir.

2. Resmi Nikah Olmaksızın Birlikte Yaşayanların Destek İlişkisi

Hukuki süreçlerde destek ilişkisinin varlığı için resmi nikah mutlak bir ön koşul olarak aranmaz.

Uzun süreli, aile kurma amacı taşıyan ve fiilen karı-koca gibi sürdürülen birlikteliklerde de tarafların birbirine destek olduğu kabul edilmektedir. Yüksek mahkemenin yerleşik kararlarında, kanunun kastettiği destek kavramının hukuki bir statüden ziyade eylemli ve gerçek bir yardımlaşma durumunu ifade ettiği sıklıkla vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda, fiili olarak evlilik birliği içinde yaşayan kişilerin de vefat halinde tazminat talep etme hakları mevcuttur.

Ancak uygulamada, resmi nikahı olmayan eşlerin gelecekte yeniden evlenme ihtimallerinin resmi nikahlı eşlere göre daha yüksek olduğu varsayımıyla tazminat miktarında fazla indirim yapılması eleştirilen bir konudur. Ülkemizin sosyo-kültürel yapısı göz önüne alındığında, resmi nikahı bulunmayan ancak uzun yıllar aynı yastığı paylaşan ve ortak çocukları olan kişilerin durumunun resmi evliliklerden farksız olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla, adalet ve hakkaniyet ilkeleri gereğince, bu tür durumlarda haksız indirimlerden kaçınılması gerekmektedir.

Birden fazla birlikteliğin veya karmaşık aile yapılarının söz konusu olduğu durumlarda da asıl kriter ölen kişinin sağlığında fiilen kimlerin geçimini üstlendiğidir. Eğer vefat eden kişi sağlığında hem resmi eşine hem de fiilen birlikte yaşadığı diğer aile birliğine maddi katkı sağlıyorduysa, her iki tarafın da kendi payları oranında destekten yoksun kaldığının kabul edilmesi ve tazminatın somut olayın özelliklerine göre paylaştırılması adalete en uygun çözüm olacaktır.

3. Nişanlılık Döneminde Destek İlişkisi

Henüz resmi evlilik birliği kurulmamış olsa dahi, evlilik hazırlığı içinde olan ve bu durumu somut delillerle kanıtlayabilen nişanlıların da birbirlerinin desteği olduğu kabul edilebilir. Haksız bir fiil nedeniyle nişanlısını kaybeden kişi, gelecekte kurulacak kesin aile birliğinin ve dolayısıyla elde edeceği desteğin elinden alınması sebebiyle tazminat talebinde bulunabilir.

Bu durumda, nişanlının yeniden evlenme olasılığı ve diğer somut kriterler gözetilerek hakkaniyete uygun bir hesaplama gerçekleştirilir.