Hukuk sistemimizde her yasal sürecin kendine has usul kuralları ve süreleri bulunmaktadır. Bu yazımızda konuya dair en çok merak edilen noktaları ele alacağız.
YARGITAY İÇTİHATLARI EŞLİĞİNDE DEPREM SONRASI TAZMİNAT DAVASI ve CEZA YARGILAMASI
Ülkemizde yaşanan deprem sonucu birçok kişi hayatını kaybetmiş, taşınmazı kullanılamaz hale gelmiştir. Bu vaziyette merak edilen konu depremzede ve yakınlarının zararlarını kimden ve nasıl alacağı, sorumlular konusudur. Bu yazımızda bu sorulara Yargıtay içtihatları ışığında cevap vereceğiz.
DEPREM SONRASINDA EVİM YIKILDI DASKTAN PARA ALABİLİR MİYİM?
Bu vaziyette ilk önce evinizin "mecburi deprem sigortası" bulunup bulunmadığı önem arzetmektedir.
Eğer mecburi deprem sigortası yapılmış ise gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra DASK a başvuru yapılması ve ödemenin beklenmesi gerekmektir. DASK vasıtasıyla verilen azami teminat tutarı, 25 Kasım 2022 tarihinden itibaren bütün yapı tiplerinde 640 Bin TL'dir. Ancak bu tutarın başvuruyla birlikte hemen ödeneceği de garanti değildir. Zira mevzuatta ödeme koşulları çok sıkı şartlara tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda aşağıdaki içtihatta depremzedenin ödenek talebi reddedilmiştir.
T. C YARGITAY 17. Hukuk Dairesi Esas: 2019/ 3440 Hüküm: 2020 / 6805 Hüküm Tarihi: 10.11.2020
".. Davacı avukati, müvekkilinin...
Bankasından 04/03/2008 günlü konut finansmanı sistemi sözleşmesine dayalı kredi ile satın aldığı konutun davalı... Şirketine... Poliçe numarası ile mecburi deprem sigortalı iken 19/05/2011 tarihinde meydana gelen depremde az hasar gördüğünü, davalı Bankaya yapılan başvuru üzerine müvekkiline ait konuta 04/03/2008 tarihi ile 04/03/2009 tarihi arasında mecburi deprem sigortası yapıldığını, 05/03/2009 ile 27/05/2011 tarihi arasında Banka vasıtasıyla mecburi deprem sigortası yapılmadığının tespit edildiğini, 27/05/2011 tarihinden sonra Simav'da devam eden depremler sonucunda binaya önce orta hasar daha sonra ağır hasar raporu verildiğini ve yıkım işlemi gerçekleştirildiğini, zararın ödenmesi için müvekkilinin Doğal Afet Sigortaları Kurumuna başvurduğunu, ancak olumlu cevap alamadığını, mağdur edildiğini, davalıların sorumluluklarını yerine getirmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 72.800,00 TL zararın, 19/05/2011 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ve yargılama giderleriyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalılar avukatleri, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada; yasal aşama dayanağı 04/03/2008-04/03/2009 dönemli ilk poliçe bitiminden 2 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen davacı sigortalının mecburi olan DASK sigortasının süresinin dolup dolmadığını takip etme ve sigortayı yeniletme konusunda kendisine düşen özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinden kusuru olduğu gibi aradan 2 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen uzun süre dask poliçesini yenilemeyen ve yenilenmesi yönünde girişimde bulunmayan, ilçede yeni depremler meydana gelmesi üzerine riziko tarihinden sonra 27/05/2011 günlü dask poliçesini yaptıran davacının MK 2 anlamında iyi niyetinden bahsetmek mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine hüküm verilmiş; hüküm, davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, bozmaya uygun hüküm verilmiş olmasına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı avukatinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA.."
DASK POLİÇEMİ YENİLEMEDİM TAZMİNAT ALABİLİR MİYİM ?
Bu soruya olumlu cevap vermek gerekebilir. Çünkü Yargıtay sigorta yenileneme işlemlerinin şirketlerin sorumluluğunda olduğuna hükmetmiştir.
T. C YARGITAY 17. Hukuk Dairesi Esas: 2019 / 4821 Hüküm: 2020 / 6732 Hüküm Tarihi: 09.11.2020
"..
Davacı avukati; ilinde 23/10/2011 ve 09/11/2011 tarihlerinde meydana gelen depremler nedeniyle yasal aşama konusu konutunun ağır hasar gördüğünden yıkımına hüküm verildiğini, 2012 yılının Nisan ayında binanın yıkıldığını, müvekkili ile davalı banka arasında kurulan kredi sözleşmesinden sonra davalı banka vasıtasıyla Groupama Sigorta AŞ muhatap kılınarak 22/06/başlangıç ve bitiş günlü mecburi deprem sigortası yapıldığını, bitiş tarihinden sonra DASK poliçesinin yenilenmediğini ve banka vasıtasıyla bildirim yapma görevlerini yerine getirerek müvekkilinin haberdar edilmediğini, mecburi olan DASK sigortası yenilenmediği için müvekkilinin meydana gelen zararını DASK kapsamında tazmin edemediğini, bu durumun müvekkilinin ağır mağduriyetine neden olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin 23/10/2011 tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hüküm verilmesini talep ve yasal aşama etmiştir.
Davacı avukati, Yargıtay bozma ilamından sonra asıl davada 22.01.2019 havale günlü dilekçesinde, bilirkişi raporunda zararın 77.518,00 TL olarak hesaplandığını, Yargıtay bozma ilamı gereğince müvekkili ve davalı bankanın ortak kusuru bulunması nedeniyle % 50 oranında kusur indirimi yapılması halinde zararın 38.759,00 TL olduğunu belirterek maddi ödenek talebini bilirkişi raporu doğrultusunda 38.759,00 TL'ye yükseltmiş, deprem tarihi olan 09/11/2011 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hüküm verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı avukati, asıl davada temyizden sonra yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacının zararının 77.518,00 TL olduğunun belirlendiğini, münferit zarar nedeniyle davalı bankanın sorumlu olduğu 38.759,00 TL'den asıl davada 10.000,00 TL talep edilmiş olduğundan kalan 28.759,00 TL'nin, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 9.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hüküm verilmesini talep ve yasal aşama etmiştir. Mahkemece, Dairenin 14.05.2018 tarih 2015/16084 Esas-2018/4963 hüküm sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kabulü ile toplam 38.759,00 TL alacağın 23/11/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, dair hüküm verilmiş; hüküm, asıl ve birleşen davada davalı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir. Dosya içeriğine, bozmaya uygun hüküm verilmiş olmasına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre asıl ve birleşen davada davalı avukatinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA,.."
Türk Reasürans & Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) Genel Müdürlüğü açıklamasına göre, şu ana kadar taraflarına ulaşmış 30 bini aşkın hasar ihbarının işleme alındığını ve depremin üzerinden henüz 24 saat geçmeden ilk hasar ödemesini gerçekleştirdiklerini belirtilmiştir.
Bu aşamada vakit kaybetmeksizin hasar ihbarı yapılması gerektiği kanaatindeyiz.
EVİM YIKILMADI ANCAK HASAR GÖRDÜ TAZMİNAT ALABİLİR MİYİM ?
Bu soruya da olumlu cevap vermek gerekir zira Yargıtay, deprem sonrasında ödenek ödenmesi için evin tamamen yıkılması gerekmediğine değinmiştir.
T. C YARGITAY 17. Hukuk Dairesi Esas: 2018 / 3856 Hüküm: 2019 / 1659 Hüküm Tarihi: 18.02.2019
"..
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki ödenek davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı avukati vasıtasıyla temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: - K A R A R -Davacı avukati; müvekkilinin... Çarşı Mah. 27 Pafta, 861 ada 102 parsel üzerinde yer alan apartmandaki 1 nolu dairenin maliki olduğunu,...
Sigorta A. Ş nin acentesinden 27.10.2010 başlangıç 27.10.2011 bitiş günlü 24994792 nolu Dask poliçesi düzenlendiğini,... Ilinde 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen depremler nedeni ile müvekkilinin sahibi olduğu taşınmazın yıkıldığını, müvekkilinin hasarlarının sigorta poliçesi kapsamında tazmini için davalı DASK Kurumuna başvuruda bulunduğunu, davalı kurumun herhangi bir ödeme yapmadığı gibi cevap da vermediğini, oysa müvekkilinin zararlarının mevcut poliçe kapsamında davalı tarafça ödenmesi gerektiğini, poliçenin bitim tarihinin 27.10.2011 tarihi olup deprem tarihinin ise 23.10.2011 olduğunu, bu anlamda poliçenin süresinin henüz bitmediğini, beyanla davanın kabulü ile fazlaya ilişkin hak ve alacaklarının saklı kalmak kaydı ile şimdilik 11.000,00 TL tazminatın zarar tarihi olan 23.10.2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini talep ve yasal aşama etmiştir. Davalı avukati; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre; Davanın kabulü ile 10.549,00TL nin yasal aşama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine hüküm verilmiş; hüküm, davalı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir. 1-Dava, mecburi deprem sigortasından kaynaklanan ödenek istemine ilişkindir. Davacı avukati; yasal aşama konusu... Çarşı Mah. 27 Pafta, 861 ada 102 parsel üzerinde yer alan apartmandaki 1 nolu dairenin maliki olduğunu,... Ilinde 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen depremler nedeni ile müvekkilinin sahibi olduğu taşınmazın yıkıldığını beyanla ödenek talebinde bulunmuştur.
Dosya kapsamında, davacıya ait bir kısım taşınmazlara ilişkin hasar tespit raporları ve hasar tespit listeleri yer almakta ise de; davalı DASK vasıtasıyla düzenlenen sigorta poliçesinde riziko adresi olarak gösterilen Sıhke Cad. Hacıömer Cami Karşısı Zemin Kat No: 1/1 /... Adresinde deprem nedeniyle bir hasar meydana gelip gelmediği anlaşılamamaktadır. Dosyada yer alan hasar tespit raporlarının ve hasar tespit listelerinin poliçede teminat altına alınan riziko adresine mi yoksa başka taşınmazlara mı ait olduğu mahkemece araştırılmamış, yalnızca dosya üzerinden alınan bilirkişi raporu ile taşınmazın yeniden yapım maliyeti belirlenmiştir.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez. Açıklanan nedenlerle mahkemece; dosya kapsamında bulunan poliçe ile teminat altına alınan taşınmaza ilişkin deprem nedeniyle AFAD vasıtasıyla düzenlenen hasar tespit raporları varsa yıkım kararları vs getirilip eksiklikler tamamlandıktan sonra, taşınmazda keşif düzenlenerek taşınmazın yıkılıp yıkılmadığı, yıkılmadıysa varsa hasarın deprem nedeniyle meydana gelip gelmediği konularında bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre hüküm verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm verilmesi isabetli değildir. 2-Kabule göre de; davalı taraf harçtan muaf olduğu halde yazılı şekilde sorumluluğuna hüküm verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı avukatinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,.."
DASK'IM YOK MÜTEAHHİDE YASAL AŞAMA AÇABİLİR MİYİM ?
Bu soruya da olumlu cevap vermek gerekir. Eğer mecburi deprem poliçeniz yok ise hemen umutsuzluğa kapılmamalı, derhal müteahhid aleyhine yasal aşama açmanız gerekmektedir. Yargıtay deprem sonucu meydana gelen yıkılmalarda müteahhidi müstekar şekilde kusurlu bulmuştur.
Aşağıda sunmuş olduğumuz Yargıtay içtihadında çok çarpıcı bir nokta vardır ki değinmeden geçemeyeceğiz. Çünkü " Kural olarak tabi afetler borçluyu borcundan kurtarır. Satıma konu daire, fen ve tekniğine uygun ayıpsız olarak inşaa edilmiş olsa idi, yine bu tabii afetten hasar görüp yıkılacak idi ise, davalının sorumluluğundan söz edilemez. " denmektedir. Yaşadığımız depremde yıkılmayan ve ayakta kalan binalar olduğuna göre, müteahhidler kurtuluş beyyninesi getiremez ve hukuken sorumlu olacaklardır.
T.
C YARGITAY 13. Hukuk Dairesi Esas: 2004 / 3939 Hüküm: 2004 / 12959 Hüküm Tarihi: 27.09.2004
ÖZET: Kural olarak tabi afetler borçluyu borcundan kurtarır. Satıma konu daire, fen ve tekniğine uygun ayıpsız olarak inşaa edilmiş olsa idi, yine bu tabii afetten hasar görüp yıkılacak idi ise, davalının sorumluluğundan söz edilemez. Daire fen ve tekniğine uygun inşaa edilmediği için, hasar meydana gelmiş veya hasarın derecesi artmış ise, satım akdinin inikadi sırasında gizli olan bu ayıp mevcut olduğundan ve gayrimenkul gizli ayıplı olarak alıcıya satıldığından ayıplı ifa nedeniyle satıcı ve müteahhit olan davalı, bu zarardan sorumludur.
Davalının bu sorumluluğunun, bölünmesine imkan yoktur. Davalı müteahhit ve satıcı olarak binada meydana gelen hasarın tamamından, kusur ayrımı yapılmaksızın, sorumlu tutulmalıdır. Ayrıcı kaçak kat maliklerinin hissesine düşen hasar bedelinden yine davalının sorumlu tutulmaması da, meydana gelen hasarın bir kısmının giderilip binada iyileştirme yapılamayacağına göre, hakkaniyete ve hayatın olağan akışına terstir.
(818 S. K.
M. 183, 194, 198, 217) Yasal Aşama: Taraflar arasındaki ödenek davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı vasıtasıyla temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü: Hüküm: Davacılar, davalı müteahhit ve arsa sahibi olan davalıdan satın aldıkları B bloktaki dairelerin 17 Ağustos depreminde orta hasarlı olarak zarar gördüğünü, yaptırılan tespitte, binada kaçak katların yapıldığı, malzeme ve işçiliğin asgari yapı standardında olmadığı, zeminin inşaata uygun olmadığının belirlendiğini, fazla hakları saklı kalarak, toplam 26.000. 000.000 TL hasar bedelinin 17.08.1999 tarihinden faizi ile ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacıların görüp erek daire satın aldıklarını, sorumluğunun bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacılar Nuri,, Dursun, Adem, paylarına düşen hasar ve zarar bedeli 4.523.365.000 TL. nın faizi ile davalıdan tahsiline, diğer davacıların davasının reddine hüküm verilmiş, hüküm, davacılar vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Yasal Aşama konusu B bloktaki dairelerin davalı vasıtasıyla davacılara satılıp tapusunun devredildiği, 17.8.1999 tarihinde meydana gelen deprem sonucu yasal aşama konusu binanın orta hasar gördüğü dosyadaki mevcut beyan, belge ve delilerden anlaşılmaktadır. Davacılar satılan dairelerin ayıplı olarak inşa edilmesi nedeniyle uğradığı zararın tazminini istemektedirler. Mahkemece, 30.10.2002 günlü bilirkişi raporu esas alınarak, 19 nolu parsel üzerindeki binanın kaçak ve imara aykırı katlarının da bulunduğu, davacılardan 8'ne ait dairelerin kaçak olarak ruhsatsız inşa edildiği, yasal aşama dışı Belediye'nin yıkım hükmü verdiği halde infaz etmediğinden sorumlu olduğu, yine, aleni olan tapu kaydına rağmen kaçak kat satın alan davacıların da, sorumlu oldukları kabul edilerek, davalı satıcı ve müteahhidin 4/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiş ve binada oluşan hasar bedeli, bu kusur nispetinde paylaştırılarak hüküm kurulmuştur. Satım akdinin tamamlanmasından itibaren satılan şeyin hasar ve nefi alıcıya intikal eder. (BK. 183.
Madde), Menkul satımına dair BK. Hükümleri, gayrimenkul satımı hakkında da uygulanır (BK 217 madde). Satıcı her türlü ayıptan ari ve noksansız olarak edimini yerine getirmekle yükümlü ve sonradan ortaya çıkan gizli ayıplardan da sorumludur. (BK. 194 madde) alıcı da satın aldığı malı ve imkan bulduğunda hemen muayene etmek, gördüğü ayıpları ve sonradan ortaya çıkan gizli ayıpları da, derhal satıcıya ihbar etmek zorundadır. (Bk. 198 madde) Kural olarak tabi afetler borçluyu borcundan kurtarır. Satıma konu daire, fen ve tekniğine uygun ayıpsız olarak inşaa edilmiş olsa idi, yine bu tabii afetten hasar görüp yıkılacak idi ise, davalının sorumluluğundan söz edilemez.
Daire fen ve tekniğine uygun inşaa edilmediği için, hasar meydana gelmiş veya hasarın derecesi artmış ise, satım akdinin inikadi sırasında gizli olan bu ayıp mevcut olduğundan ve gayrimenkul gizli ayıplı olarak alıcıya satıldığından ayıplı ifa nedeniyle satıcı ve müteahhit olan davalı, bu zarardan sorumludur. Davalının bu sorumluluğunun, bölünmesine imkan yoktur. Davalı müteahhit ve satıcı olarak binada meydana gelen hasarın tamamından, kusur ayrımı yapılmaksızın, sorumlu tutulmalıdır. Ayrıcı kaçak kat maliklerinin hissesine düşen hasar bedelinden yine davalının sorumlu tutulmaması da, meydana gelen hasarın bir kısmının giderilip binada iyileştirme yapılamayacağına göre, hakkaniyete ve hayatın olağan akışına terstir.
Öyle ise mahkemece, yasal aşama konusu binada meydana gelen tüm hasar bedelinden davalının sorumlu olacağı kabul edilerek, sonucuna uygun bir hüküm verilmelidir. Yanlış değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 27.09.2004 gününde oybirliği ile hüküm verildi. (¤¤)
BİNAM ÇOK ESKİ ve DASK "IM DA YOK. YASAL AŞAMA AÇABİLİR MİYİM ?
1-) Bu vaziyette müteahhid aleyhine yasal aşama açma süresi taşınmazı müteahhidden satın aldığınız zamandan itibaren başlamaktadır.
T.
C YARGITAY 13. Hukuk Dairesi Esas: 2004/ 1525 Hüküm: 2004 / 7959 Hüküm Tarihi: 25.05.2004
".. Öyle olunca davacı vasıtasıyla taşınmaz 9.3.1999 tarihinde satın alındığından davada zamanaşımı süresi dolmamıştır. Mahkemece zamanaşımı definin reddi ile işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaya ilişkin tüm delilleri sorulup, gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi heyeti ile inceleme yaptırdıktan sonra hasıl olacak sonuca göre hüküm vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.."
2-) Türk Borçlar Kanunu madde 478; müteahhidin gizli ayıptan sorumluluğunu inşaatın tesliminden itibaren 5 yıl ile sınırlamıştır.
Ancak ayıbın ortaya çıkmasında müteahhidin ağır kusuru bulunmakta ise bu süre teslim tarihinden itibaren 20 yıldır. Hal böyle olunca teslim tarihinden itibaren 20 yıl geçmemiş ise mütteahide'e yasal aşama açılabilir. Aşağıdaki içtihatta da bu hususa değinilmiştir. (içtihatta 10 yıl yazmasının sebebi 818 Sayılı eski borçlar kanunumuzda süre 10 yıl iken yeni kanunumuz süreyi 20 yıla çıkarmıştır.)
T. C YARGITAY 15.
Hukuk Dairesi Esas: 2013/ 6532 Hüküm: 2014 / 755 Hüküm Tarihi: 06.02.2014
Yasal Aşama: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm davacı avukatiyle davalılar Axa Oyak Sigorta A. Ş. Ile E... Ltd.
Şti. Avukatlerince temyiz edilmiş davacı avukatiyle davalı E... Ltd. Şti.
Avukati vasıtasıyla duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı avukati ile davalı Axa Oyak Sigorta A. Ş. Avukati, davalı E... Ltd.
Şti. Avukati geldi. Diğer davalı avukati gelmedi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra eksiklik sebebiyle mahalline iade edilen dosya ikmal edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü: Hüküm: Asıl ve birleşen yasal aşama ayıplı ifa sebebiyle yüklenici şirketler vasıtasıyla yapılan üç blok halindeki inşaatlardan bir bloğun depremde yıkılması, diğerlerinin hasar görmesi sonucu uğranılan zararın yüklenici davalı şirketlerden tahsili ve davalı sigorta şirketiyle davacı arasında yapılan inşaat sigortaları poliçesi kapsamında doğan alacağın davalı sigorta şirketinden tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davada ise davalı H... A. Ş.'ye yönelik davanın zamanaşımı sebebiyle reddine, diğer davalılar yönünden ise açılan davanın kısmen kabulüne hüküm verilmiş, hüküm davacı avukatiyle davalı Axa-Oyak Sigorta A. Ş.
Avukati ve davalı E... Ltd. Şti. Avukatleri vasıtasıyla temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre hükmü temyiz eden davacı avukati ve davalı şirketler avukatlerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davacı avukatiyle davalı E...
Ltd. Şti. Avukatinin diğer temyiz itirazlarına gelince:
Davacı kooperatifle davalı E... Ltd.
Şti. Arasında imzalanan 1.3.1995 günlü sözleşmeyle davalı yüklenici E... Ltd. Şti.'nin kooperatife ait üç blok halindeki binaların yapımını üstlendiği, A bloğun 5 katının, B bloğun ise 3 katının imalatlarını yaptığı, daha sonra C blok inşaatına başlamadan davacı kooperatifle yaptığı 15.5.1996 günlü "Tasfiye Protokolü" ve 22.5.1996 günlü "Tasfiye Kabul Tutanağı" ile inşaatlardan el çektiği, davacı kooperatifin diğer davalı H...
A. Ş. Ile yaptığı 10.6.1996, 10.6.1997, 1.6.1999 günlü "İnşaat İkmal Sözleşmeleri" ile H... A.
Ş.'nin A ve B blokların kalan işlerini ve C bloğun inşaatını yaptığı ve deprem tarihi itibariyle inşaatların %80 oranında bitirilmiş olduğu dosya kapsamında toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece hükme esas alınan 8.1.2009 günlü asıl ve 9.9.2009 günlü ek bilirkişi raporunda, davalı yüklenici şirketlerin zararlı sonucun oluşumunda % 40 oranında, davacının ise % 15 oranında kusurlu bulunduğu saptanmış, zararlı sonucun oluşumunda % 5 kusur gayrimelhuz sebeplere (kaçınılmazlık koşullarına) verilmiştir. Bilirkişi raporunda "A ve B blokların H... A.
Ş. Vasıtasıyla imal edilen katlarında herhangi bir hasar tespit edilemediği, bu blokların yıkılmasında E... Ltd. Şti.'nin sorumluluğu bulunduğu, A ve B bloklar için H...
A. Ş.'ye bir kusur yükletilemeyeceği" görüşüne yer verilmiş, mahkemece de bilirkişi raporundaki bu görüş benimsenerek A ve B bloklar yönünden E... Ltd. Şti.'nin sorumluluğu bulunduğu belirtilerek hüküm kurulmuştur.
Yüklenici yapılacak işin uzmanı olup, yüklenilen işi, amacına, tekniğine ve sözleşmesine uygun olarak gerçekleştirmek zorundadır. Genel ihbar yükümlülüğü çerçevesinde akdin gereği gibi veya zamanında ifasını tehlikeye sokan her durumu yüklenici, iş sahibine derhal ihbar etmekle yükümlüdür. (818 Sayılı Borçlar Kanunu m. 357/III.) Yine kullanılan malzemenin veya iş sahibine ait yerin kusurlu olduğunun anlaşılması halinde yüklenici, 357. Madde uyarınca durumu derhal iş sahibine ihbar etmelidir. Aksi takdirde uyarı görevini yerine getirmeyen yüklenici, bunun sonuçlarına katlanmak hâlinde kalır.
Hükme dayanak bilirkişi raporunda "A ve B blokların davalı E... Ltd. Şti. Vasıtasıyla yapılan kısımlarından alınan beton örneklerinde mukavemet değerlerinin olması gereken 160 kg / cm2'nin üçte birinden daha az olduğu, A ve B blokların alt katlarının E...
Ltd. Şti. Vasıtasıyla yapıldığı" belirtildiğinden davalı H... A.
Ş.'nin anılan blokların üst katlarına dair ikmal inşaatına başlamadan önce işinin uzmanı basiretli bir tacir olarak daha önceki yüklenici E... Ltd. Şti. Vasıtasıyla yapılan işi inceleyerek, önceki yüklenici vasıtasıyla yapılan alt katlardaki imalatlarda kullanılan betonun mukavemeti dikkate alındığında üst katlarda yapılacak imalatın amacına uygun olmayacağını ve bu durumun akdin gereği gibi ifasını tehlikeye soktuğunu iş sahibine az yukarda değinilen genel ihbar yükümlülüğü çerçevesinde ihbar etmelidir.
Davalı H... A. Ş.'nin davacıya bu şekilde bir ihbarda bulunduğu iddia ve ispat edilmemiştir. O halde mahkemece, belirlenen tüm maddi zarardan öncelikle davacı kooperatifin kusuru % 15 oranıyla gayrimelhuz sebeplere verilen % 5 kusur oranı toplamı olan % 20 oranında indirim yapılmalı, geriye kalan maddi zarardan A ve B bloklar yönünden davalı E...
Ltd. Şti. Ile birlikte Borçlar Yasası'nın 357/son maddesi uyarınca H... A.
Ş.'nin de müteselsilen sorumlu olduğu, C blok inşaatını davalı H... A. Ş. Yaptığından, bu blok yönünden oluşan zarardan E...
Ltd. Şti.'nin sorumlu olmadığı dikkate alınmalıdır. Mahkemece A ve B bloklar için H... A.
Ş.'nin sorumlu olmadığı kabul edilerek hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Mahkemece birleşen davada "davalı H... A. Ş.'nin süresi içinde zaman aşımı iddiasında bulunduğu" gerekçesiyle H... A.
Ş.'ye yönelik davanın zamanaşımı sebebiyle reddine hüküm verilmiştir. Bilindiği gibi zamanaşımı başlangıcı, binaların yapılıp iş sahibine sözleşme hükümlerine ve mevzuata uygun biçimde teslim edildiği tarihtir. Yasal bir teslim yoksa zamanaşımının başladığından söz edilemez. Somut olayda zararlı sonuç doğuran olayın (depremin) gerçekleştiği tarih itibariyle eser sözleşmesi yürürlüktedir.
Binalar % 80 oranında yapılmış olup davacıya teslim gerçekleşmemiştir. Kaldı ki, bilirkişi raporlarıyla saptanan ayıplar gizli ayıp niteliğindedir. Gizli ayıbın sözkonusu olması halinde 818 Sayılı Borçlar Yasası'nın 126/IV. Maddesince yüklenicinin ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi akdi ifa etmemesi hâlinde zaman aşımı süresi Borçlar Yasası'nın 125.
Maddesi gereğince 10 yıldır. Bir başka deyişle, Borçlar Yasası'nın 126/IV. Maddesi uyarınca müteahhidin, kasıt veya ağır kusuruyla akdin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanılmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalarda 10 yıllık zaman aşımı süresinin uygulanması mecburidir. Bu sebeple birleşen davada zaman aşımı gerçekleşmediğinden davalı H...
A. Ş. Yönünden davanın zamanaşımından reddine hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Diğer yandan asıl davada; yasal aşama dilekçesinde talep edilen alacak için reeskont faizi, birleşen davada ise avans faizi istenmiştir.
Mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12/III. Maddesine göre her çeşit imal ve inşa işleri ticari iş olduğundan 3095 Sayılı Yasanın 2/11. Maddesince avans faizi istenebilir ise de, davacı tarafça asıl davada daha az orandaki reeskont faizi istenilmiştir. Buna rağmen mahkemece asıl ve birleşen davada yasal faize hükmedilmesi de doğru olmamıştır.
Mahkemece asıl davada yüklenici şirketler aleyhine hüküm altına alınan alacak tutarına depremin vukuu bulduğu 3.2.2002 tarihinden itibaren faiz yürütülmüştür. Alacak, sözleşmenin ihlalinden kaynaklandığından ve davadan önce temerrüt ihtarı bulunmadığından temerrüt yasal aşama açılmakla 24.5.2002 tarihinde oluştuğundan faizin yasal aşama tarihi yerine depremin meydana geldiği tarihten başlatılması da yanlış olmuştur. Mahkemece asıl ve birleşen davada davalı Axa-Oyak Sigorta A. Ş.
Bakımından hüküm altına alınan alacak tutarına asıl ve birleşen yasal aşama tarihlerinden itibaren faiz yürütülmesine hüküm verilmiştir. Oysa davacı kooperatif vasıtasıyla 9.4.2002 tarihinde Axa-Oyak Sigorta şirketine gönderilen ihtarname ile 1.036.449,00 liranın 3 gün içinde ödenmesinin istendiği dosyada bulunan ihtarname içeriğinden anlaşılmaktadır. 818 Sayılı Borçlar Yasası'nın 101/1. Maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla mütemerrit olur. Bu vaziyette mahkemece anılan ihtarname ve sigorta poliçesinde yazılı şartlar dikkate alınıp davalı sigorta şirketinin temerrüde düştüğü tarihin saptanarak faizin bu tarihten itibaren yürütülmesi gerekirken asıl ve birleşen yasal aşama tarihlerinden itibaren faiz yürütülmesi de bozma nedenidir. 3- Davalı Axa-Oyak Sigorta A.
Ş. Şirketinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davalı sigorta şirketiyle davacı kooperatif arasında düzenlenen 12.5.2000 günlü "İnşaat Sigortaları Poliçesinde" sigorta bedeli 869.207,76 lira olarak, doğal afetlerde muafiyet miktarı ise 5000 Dolar karşılığı Türk lirası olarak gösterilmiştir. İnşaat Sigortaları Poliçesi Genel Şartları'nın 11. Maddesinde, "poliçede gösterilen sigorta bedelini teşkil eden değerlerde bir artış meydana geldiği takdirde, sigorta ettiren bu artışa muttali olduğunda en geç 5 gün içinde ve fakat herhangi bir hasarın vukuundan önce durumu yazılı olarak sigortacıya bildirmekle sorumludur.
Sigorta bedelinin % 20'sini geçmeyen değer artışları sigortalı sayılır, % 20″yi geçen değer artışlarının sigortalı sayılabilmesi için sigortacının yazılı muvafakati şarttır" hükmüne yer verilmiştir. Mahkemece sigorta poliçesinin 11. Maddesinde yer alan şartların (yazılı bildirim ve sigortacının yazılı muvafakati) gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmadan eksik inceleme ve araştırmayla sigorta bedelinin % 20'si ve üzerindeki miktarın da hüküm altına alınması poliçe şartlarına aykırı olmuştur. Öte yandan hüküm fıkrasında zarar tutarının tahsiline hüküm verilirken, "mükerrer ödemeye" neden olmayacak şekilde yüklenici şirketlerle sigorta şirketinin birlikte sorumluluğuna dair hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde tahsilde tekerrüre neden olacak biçimde hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırıdır.
Hüküm açıklanan sebeplerle bozulmalıdır.
MÜTEAHHİD HAKKINDA İHTİYATİ HACİZ KARARI ALABİLİR MİYİM ?
Günümüzde hakimler, yargı mercii hükmüne dayalı alacaklarda dahi hatalı olarak ihtiyati haciz hükmü vermedikleri bilinen bir gerçektir. Ancak Yargıtay ve Bam bu tür haksız fiillerde teminata müstenid ihtiyati haciz hükmü verilmesi gerektiğini içtihat etmiş ve mahkemeler de bu içtihatları son zamanda gözettikleri söylenebilir. Açılan davaların çekişmeli olması ve yıllar sürmesinden mütevellit, ihtiyati haciz hükmü alınmaz ise yasal aşama sonunda müteahhidler üzerindeki mal varlığını tasfiye etmekte ve yargı mercii ilamı boş bir A4 sayfasından başka bir işe pek yaramamaktadır. Hele ki günümüzde bilinçlenen kötüniyetli borçlular, aleyhine açılacak ödenek davalarını ve TBK 19 ve İİK 277 vd hükümlerine dayalı davaları öngörür ise alacağı tahsil etmek imkansıza yakın olmaktadır.
Bu sebeple mahkemeden ihtiyati haciz istemenin çok önemli olduğuna değinmek isteriz.
T. C YARGITAY 17. Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 18144 Hüküm: 2017 / 11201 Hüküm Tarihi: 30.11.2017
ÖZET: Zarar haksız eylemden kaynaklandığından ödenek haksız eylemin gerçekleştiği tarihte muaccel hale gelmektedir. Buradaki "muacceliyet" kavramı, alacaklı vasıtasıyla talep ve yasal aşama edilebilir hale gelmiş olma anlamındadır.
Yukarıda belirtilen belgeler de nazara alındığında davacıların destekten yoksunluk ve manevi zararlarının olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Haksız fiil (ölüm) tarihi itibarıyla davacıların maddi (destek) ve manevi ödenek alacakları muaccel hale gelmiştir. İhtiyati haciz talep edildiği, davanın ilk açıldığı aşamada zararın miktarının net olarak belirlenmesini beklemek hakkaniyetle bağdaşmaz. Zaten davacı avukati de fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak yasal aşama açmıştır.
İİK 257. madde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” hükmünü içermektedir. Açıklanan nedenlerle, İİK-257-264. Maddeleri uyarınca ihtiyati haciz hükmü verilmesi gerekirken talebin tümden reddine hüküm verilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. (2004 S.
K. M. 257, 264) Yasal Aşama: Taraflar arasındaki ödenek davasının yapılan yargılaması sonunda; ara kararda yazılı nedenlerden dolayı ihtiyati haciz talebinin reddine dair verilen ara kararın süresi içinde davacılar avukati vasıtasıyla temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: Hüküm: Davacılar avukati, davalıya trafik sigortalı aracı kullanan müvekkillerin murisinin meydana gelen trafik kazasında vefat ettiğini, davacıların ölenin desteğinden yoksun kaldıklarını belirterek eş için 5.000 TL, çocuklar için 2.500’er TL toplamda 10.000 TL destekten yoksun kalma tazminatının, eş için 100.000 TL, 50.000’er çocuklar için toplam 200.000 TL manevi tazminatın tahsilini, bu alacaklarının temini için de kaldırımdan taşacak şekilde yola yük asansörü kurduran, yola taşacak şekilde inşaatın önüne tuğla ve inşaat demiri istifleyen inşaat sahibi davalı...’e ait taşınmaza ihtiyati haciz konulmasını istemiştir.
Davalı avukati, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; tarafların kusur durumlarının belirlenmemiş olması, alacak ve alacak miktarının sabit olmadığı anlaşılmakla ihtiyati haciz koşulları oluşmadığından davacı avukatinin, davalı...'a ait taşınmaza ihtiyati haciz konulması talebinin reddine hüküm verilmiş; hüküm, davacılar avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir. 1-Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma ödeneği ve manevi ödenek istemine ilişkindir. Yasal Aşama dilekçesine ekli belgelerden, davacıların desteği sürücünün davalıya trafik sigortalı aracı kullanırken meydana gelen trafik kazası sonucu öldüğü, bu olayla ilgili...
Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/2462 esasında kayıtlı soruşturma dosyası ile şüpheli... Hakkında soruşturma başlatıldığı, savcılık dosyasına sunulan bilirkişi raporundan kaldırımdan taşacak şekilde yola yük asansörü kurduran, yola taşacak şekilde inşaatın önüne tuğla ve inşaat demiri istifleyen inşaat sahibi şüpheli...'ın tali kusurlu olduğu, alkollü ve hızlı araç kullanan muris sürücünün asli kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Zarar haksız eylemden kaynaklandığından ödenek haksız eylemin gerçekleştiği tarihte muaccel hale gelmektedir. Buradaki "muacceliyet" kavramı, alacaklı vasıtasıyla talep ve yasal aşama edilebilir hale gelmiş olma anlamındadır.
Yukarıda belirtilen belgeler de nazara alındığında davacıların destekten yoksunluk ve manevi zararlarının olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Haksız fiil (ölüm) tarihi itibarıyla davacıların maddi (destek) ve manevi ödenek alacakları muaccel hale gelmiştir. İhtiyati haciz talep edildiği, davanın ilk açıldığı aşamada zararın miktarının net olarak belirlenmesini beklemek hakkaniyetle bağdaşmaz. Zaten davacı avukati de fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak yasal aşama açmıştır.
İİK 257. madde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” hükmünü içermektedir. Açıklanan nedenlerle, İİK-257-264. Maddeleri uyarınca ihtiyati haciz hükmü verilmesi gerekirken talebin tümden reddine hüküm verilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar avukatinin temyiz itirazlarının kabulü ile ihtiyati haciz talebinin reddine dair kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 30.11.2017 gününde oybirliği ile hüküm verildi. (¤¤)
MÜTEAHHİD CEZA ALACAK MI ?
Bu soruya da ekseriyetle olumlu cevap vermek gerekir. Eğer ki yapıyı yapan şahıs, yasa ve yönetmelikte belirlenen hükümlere uymaksızın bir yapı meydana geldi ve bunun sonucu olarak insanlar cismani zarar gördü ise, elbette ki müteahhid ceza alacaktır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta, ceza davalarının çok iyi bir şekilde takip edilmesidir. Zira hukuk yargı mercileri, ceza mahkemelerinin kararını HMK m. 165 anlamında bekletici mesele yapmaktadır.
Ceza dosyasının çok büyük bir delil kıymeti vardır. Eğer ki ceza dosyası sıkı bir şekilde takip edilmez ise ödenek davasının da akıbeti kötüye gidebilir.
T. C YARGITAY 12. Ceza Dairesi Esas: 2020 / 12133 Hüküm: 2022 / 10714 Hüküm Tarihi: 27.12.2022
YARGITAY KARARI
Yargı Makamı: Ağır Ceza Yargı Makamı
Suç: Taksirle öldürme Taksirle öldürme suçundan sanıklar...,...,...
Ve...'ın mahkumiyetine, sanıklar...,... Ve...'ın beraatlerine ilişkin hükümler, sanıklar... Ve... Müdafiileri, sanıklar...
Ve... Ile katılanlar avukatleri vasıtasıyla temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:7079 sayılı Yasanın 94'üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Yasanın 299'uncu maddesinin birinci fıkrası gereği süresi geçtikten sonra sanık... Vasıtasıyla duruşmalı inceleme isteminde bulunulmuş olup, talep uygun görülmeyip duruşma açılmaksızın dosya üzerinde yapılan incelemede; I-Katılan... Avukatinin sanıklar...,...,...
Ve...'ın mahkumiyetine, sanıklar...,... Ve...'ın beraatlerine ilişkin hükümlere yönelik temyiz talebinin incelenmesinde; Vekaletnamesinde temyizden feragat yetkisi bulunan katılan... Avukatinin, hükümden sonra temyiz aşamasında verdiği 10.02.2021 günlü dilekçe ile temyiz isteminden feragat ettiğini belirtmiş olması karşısında, TEMYİZ İNCELEMESİNE YER OLMADIĞINA, katılan avukatinin temyiz istemi ile ilgili olarak dosyanın incelenmeksizin mahalline iade edilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE; II-Sanıklar...,...,... Ve...'ın mahkumiyetine, sanıklar...,...
Ve...'ın beraatlerine ilişkin hükümlere yönelik, katılanlar...,...,...,... Ve... Avukati, sanıklar... Ve...
Müdafileri, sanık... Ile sanık...'ın temyiz taleplerinin incelenmesine gelince; Katılanlar...,...,...,... Ve... Avukati Av....'nin yokluğunda verilen hükmün, 02.03.2016 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, katılanlar avukatinin de hükmü CMUK’un 310/1.
Maddesinde öngörülen yasal bir haftalık süre içinde 04.03.2016 tarihinde temyiz ettiğinin anlaşılması karşısında; katılanlar avukatinin temyiz talebinin süresinde olmadığı yönündeki tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
23.10.2011 tarihinde yerel saatle 13:41 sıralarında, üssü... Ili,... Ilçesinde meydana gelen ve üssü... Köyü civarı, değeri değişik kuruluşlara göre 7,1 ile 7,3 arasında değişen, odak derinliği 19,02 km olan depremin meydana gelmesi üzerine Kışla Mahallesi 12 ada 6 parselde bulunan...
Apartmanının yıkılması ve çökmesi sonucu 43 kişinin öldüğü, yapılan ölü muayene ve otopsi işlemleri... Ölenlerin göçüğe (depreme) bağlı olarak hayatlarını kaybettiklerinin tespit edildiği olayda;... Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığına bağlı İnşaat Mühendisliği Bölümü vasıtasıyla Haziran 2012 tarihinde hazırlanan bilirkişi raporuna göre;... Apartmanının yapım yılı tam olarak bilinmemekte olup, 2001 günlü Aras Mühendislik vasıtasıyla hazırlanan ve TMMOB Jeoloji Mühendisleri odası...
İl Temsilciliği vasıtasıyla onaylı inşaat alanı jeoteknik etüt raporu, YGS mühendislik vasıtasıyla hazırlanan ve... Onaylı elektrik tesisat projesi, Aydınoğlu mimarlık vasıtasıyla hazırlanan mimari proje, 2001 günlü yapı ruhsatı talep dilekçesi, 2008 günlü yapı kullanma izin belgesi, muvafakat yazıları ve noter evraklarından binanın 2001 yılı ve/veya sonrasında yapıldığının anlaşıldığı, binaya ait mimari, statik ve elektrik tesisat projelerinin olduğu ancak statik hesap raporları ile zemin raporlarının bulunmadığı,... Apartmanının yapım yılına göre, 1997-Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik kapsamına girdiği, 14.11.2011 günlü bilirkişi raporuna göre binanın taşıyıcı sisteminin betonarme olup..., zemin ve 6 normal olmak üzere toplam 8 kattan oluştuğu, yapı ruhsatına göre binanın..., zemin ve 6 normal olmak üzere toplam 8 kattan oluştuğu, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgelerinde belirtilen..., zemin ve normal kat yüksekliklerinin mimari ve statik proje ile uyumlu olmadığının belirlendiği,
1997-Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmeliğin “7.2 Genel Kurallar” bölümünde deprem bölgelerinde kullanılacak binalarda dikkate alınması gereken minimum beton sınıfları hakkında bilgi verildiği,... Apartmanına ait karot numuneleri üzerinde gerçekleştirilen merkezi basınç deneyi sonucunda, numunelerin ortalama basınç dayanımının 14.82N/mm2 olarak elde edildiği, ayrıca, karot dayanımları arasındaki değişim aralığının 10.85-22.28N/mm2 olduğu, bunun da binada dökülen betonun oldukça heterojen olduğu anlamına geldiği, elde edilen ortalama basınç dayanımının da 1997 yılında yayımlanan Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelikte belirtilen minimum beton sınıfı olan C16’yı sağlamadığı, yönetmeliğin “7.2.5.
Malzeme Dayanımları” Bölümünde birinci ve ikinci derece deprem bölgelerindeki binalarda C20 veya daha yüksek dayanımlı beton kullanılması mecburidir ibaresinin bulunduğu, 1997-Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmeliğin “7.7.4 Kolon Enine Donatı Koşulları ” bölümünde kolon sarılma bölgeleri, kolon orta bölgeleri ve kolon-kiriş birleşim bölgeleri için dikkate alınması gereken uzunluklar, bu bölgelerdeki etriye yüzdesi, çap ve aralıkları hakkında bilgiler verildiği,... Apartmanı için hazırlanan bilirkişi raporuna göre, etriye çapı açısından yeterlilik gözükürken, etriye aralığı açısından ve binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğunun belirlendiği, yine bilirkişi raporu ile proje verilerine göre kolon boyutları, donatı çap ve adetlerinde de farklılıklar olduğu, parça beton numuneler içerisinde çimento hamuru-agrega arasında aderans çözülmesi olduğunun belirlendiği, Mahkemece hükme esas alınan 29.06.2015 günlü bilirkişi heyet raporunda; yasal aşama konusu depremde yıkılan... Apartmanına ilişkin görsel ve deneysel olarak tespit edilen teknik yetersizliklerle itibar edildiği, sanık...'nin yıkılan binanın fenni mesulü olduğu, meydana gelen ölüm ve yaralanmalar bakımından dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal eden ihmali davranışının müessir olduğu, bu sebeple sanığın taksirinin bulunduğu, sanık...'ın binanın sahibi ve müteahhidi olduğu, sanık...'ın ise binanın yapımına başlandığı andan itibaren bina sahibi olarak yapımından sorumlu oldukları halde, yürürlükteki kurallara uygun bir inşaat yaptırmak bakımından kendi üzerlerine düşen dikkat ve özeni göstermemeleri nedeniyle sorumlu oldukları, sanık...'ın bina yapılırken dair satın alan kişi konumundan dolayı, sanık... Binanın ilk katı yapılırken hisselerini satıp bina sahibi konumundan ayrıldığı bu sebeple, binanın yıkılmasından dolayı herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığı, sanık...'nun dosya bilgilerine göre sadece mimari projeden sorumlu olduğu, sanık......'in binanın elektrik ve tesisat projelerden sorumlu olması nedeniyle binanın yıkılmasından dolayı herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığı, sanık......'in usta olarak inşa sorumluluğunu üstlendiği binayı, inşaat tekniğine uygun bir şekilde imal etmede gerekli dikkat ve özeni göstermediği için sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varıldığı, Dosya kapsamında mevcut bilirkişi raporları, yapılan inceleme, değerlendirme ve deliller neticesinde; 1.
Derece deprem bölgesinde yer alan... Apartmanının taşıyıcı elemanların donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğu, binada projelendirme, yapım ve... Bitimi aşamalarında Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelik ve İmar Kanunu esaslarına yeterince uyulmadığının belirlendiği, A-Sanıklar...,... Ve...'ın beraatlerine ilişkin hükümlere yönelik incelemede; Yapılan yargılama sonunda, sanıklar...,...,...'ın üzerilerine yüklenen suçu işlemediklerinin sabit olması gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanlar...,...,...,...
Ve... Avukatinin yerinde görülmeyen sair temyiz sebeplerinin reddiyle, beraate ilişkin hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA, B-Sanıklar...,...,... Ve...'ın mahkumiyetine ilişkin hükümlere yönelik incelemede; Yapılan yargılamaya, toplanıp hüküm yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar... Ve...
Müdafiileri, sanık..., sanık... Ile katılanlar...,...,...,... Ve... Avukatinin yerinde görülmeyen sair temyiz sebeplerinin reddine, ancak; 3194 sayılı İmar Yasanın 28.
Maddesinde yapının fenni mesuliyetini üzerine alan meslek mensuplarının, (fenni mesul mimar ve mühendisler uzmanlık alanlarına göre) yapının, tesisatı ve malzemeleri ile birlikte, Kanuna, ilgili diğer mevzuata, uygulama imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere uygun olarak inşa edilmesini denetlemekle görevli olduğu, ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılması halinde durumu ruhsatı veren Belediyeye bildirmekle mükellef olduğunun düzenlendiği, bu konuda... 1. Noterliğine ait 01.07.2003 tarih ve 3374 numaralı taahhütnameyi vermiş olan sanık...'nin fenni mesul olmaktan kaynaklanan denetim görevini yerine getirmediği, dolayısıyla binanın yıkılmasına neden olan imalat hatalarından sanık...'nin sorumlu olduğu,
Sanık...'ın inşaat ustası olarak inşa sorumluluğunu üstlendiği, binayı inşaat tekniğine uygun bir şekilde imal etmede gerekli dikkat ve özeni göstermediği için sorumluluğunun bulunduğu, Sanıklar...,...'ın ise, bahsi geçen binanın sahipleri ve müteahhidi olarak yapımından sorumlu oldukları halde, yürürlükteki kurallara uygun bir inşaat yaptırmak bakımından kendi üzerlerine düşen dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle kusurlu olduklarının kabul ve tespit edildiği olayda; 1-Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde; TCK'nın 61/1. Ve 22/4. Madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle, aynı Yasanın 3/1.
Maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, yürürlükteki kurallara uygun bir inşaat yaptırmak bakımından dikkat ve özeni göstermeyen, binadaki malzeme ve donatı yetersizliklerini denetlemeyen, bu nedenle birinci derece deprem bölgesinde bulunan... Apartmanının tamamen çökmesine ve 43 kişinin göçük altında kalarak ölmesine asli kusurlu olarak neden olan sanıklar...,...,... Ve... Hakkında,...
Ve hakkaniyet kuralları uyarınca cezada orantılılık ilkesi gözetilerek alt sınırdan daha fazla uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurularak sanıklar hakkında eksik cezaya hükmolunması,
2-Depremde yıkılan... Apartmanından alınan karot numunelerinin teknik bilirkişiler vasıtasıyla incelenmesi neticesinde; 1997 yılında yayımlanan Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelikte birinci ve ikinci derece deprem bölgelerindeki binalarda C20 veya daha yüksek dayanımlı beton kullanılmasının mecburi olmasına rağmen, kullanılan betonun Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelikte belirtilen minimum beton sınıfı olan C16'yı dahi sağlayamadığı, etriye aralığı açısından ve binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğu, bilirkişi raporu ile proje verilerine göre kolon boyutları, donatı çap ve adetlerinde de farklılıklar olduğu, parça beton numuneler içerisinde çimento hamuru-agrega arasında aderans çözülmesi olduğunun belirlendiği, bu yetersizlik ve eksikliklerin binanın yıkılmasında etkili olduğu; sanıkların yıkılan binanın proje aşamasında, yapım aşamasında ve... Bitimi aşamasında, üzerilerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği, öngörülebilen bu netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranan sanıklar...,...,... Ve...
Hakkında bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu anlaşılmakla, tayin olunan cezalarında 5237 sayılı TCK'nın 22/3. Maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, 3-TCK'nın 53/6. Maddesinde “belirli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde 3 aydan 3 yıla kadar bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınabileceğine hüküm verilebileceğinin düzenlendiği, bir mesleğin icrasının yasaklanabilmesi için ruhsatnameye bağlı olarak yürütülmesi gerekmekte olup, inşaat mühendisi olduğu anlaşılan sanık...'nin çalışmasının ruhsatnameye bağlı olarak yürütülen bir meslek olmadığı nazara alınmadan, çalışma hürriyetini kısıtlayacak şekilde mesleğini icrasında bulunmaktan 1 yıl 6 ay süre ile yasaklanmasına hüküm verilmesi, 4-Taksirle işlenen suçlarda iştirak hükümlerinin uygulanamayacağı gözetilerek, yargılama giderinin her bir sanığa yol açma verdikleri tutar kadar ayrı ayrı yükletilmesine hüküm verilmesi gerekirken, yargılama giderlerinin eşit olarak tahsiline hüküm verilmesi, Kanuna aykırı olup, sanıklar... Ve...
Müdafiileri, sanık..., sanık... Ile katılanlar...,...,...,... Ve... Avukatinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8.
Maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. Maddesi uyarınca kısmen isteme uygun olarak BOZULMASINA; 27.12.2022 tarihinde oy birliğiyle hüküm verildi.
İDARE ALEYHİNE YASAL AŞAMA AÇABİLİR MİYİM ?
Bu soruya da olumlu cevap vermek gerekir. Zira Danıştay, deprem bölgesi olan ülkemizde idarenin çok daha dikkatli olması ve bu tür durumlara cevaz vermemesi gerektiğini içtihat etmiştir.
T. C DANIŞTAY 6.
Daire Esas: 2006/ 4922 Hüküm: 2009 / 36 Hüküm Tarihi: 09.01.2009
(2577 S. K. M. 3, 9)
İstemin Özeti: 1. İdare Mahkemesinin 08.02.2006 günlü, E:2005/2911, K:2006/188 sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
Savunmaların Özeti: Savunma verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hakimi İsmet Can'ın Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulü ile yargı mercii kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Arslan'ın Düşüncesi: Yasal Aşama; davacının maliki olduğu taşınmazın 17.8.1999 tarihinde meydana gelen depremde yıkılmasında idarelerin faaliyet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen 20.000 YTL maddi zarar ile 10.000. YTL.
Manevi zarar olmak üzere toplam 30.000. YTL. Zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın 125.
Maddesinin son fıkrasında, "idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." kuralı yer almıştır. Ülkemizin, jeolojik ve topoğrafik yapısı nedeniyle büyük can ve mal kayıplarına yol açan deprem felaketleriyle sık sık karşılaşan ülkelerin başında geldiği, afetlerin önlenmesi ve zararların azaltılması amacıyla alınması gereken tedbirleri araştırmak, bu konudaki temel hedef ve politikaları belirlemek, ülke içindeki bilimsel, teknik ve idari çalışmaları koordine etmek, ortak sonuçları tüzük, yönetmelik, talimat ve eğitim yoluyla uygulamaya aktarmak ve denetlemek, afet zararlarının azaltılması amacıyla ulusal ve uluslararası işbirliği, proje ve programları oluşturmak, elde edilen sonuçları uygulamaya aktarmak, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı veya ikamet için yasaklanmış afet bölgelerini tespit ve ilan etmek, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini ve projelendirme esaslarını tespit etmek, depremleri ve etkilerini incelemek, elde edilen sonuçlara göre deprem katalogları ve ülkenin deprem haritalarını hazırlamak ve geliştirmek ve depremlerden dolayı hasar görmüş yapıların takviye ve onarım yöntemleriyle ilgili çalışmalar yapmanın devletin yetki, görev ve sorumlulukları arasında olduğu, deprem olgusunun doğal bir olay olarak ortaya çıkmasının yanında, idarece gerçekleştirilecek uygulamalarla doğabilecek zararların önlenmesi hatta ortadan kaldırılmasının mümkün olduğu, öngörülemezlik ölçütünün uygulanabilmesi için yer ve zaman olarak öngörmenin mümkün olmadığı fakat önlenemezlik ölçütü bakımından tedbirli ve öngörülü bir idareden beklenen özeni göstermesi sonucunda öngörülemeyen doğal olayın yaratacağı zarardan kısmen veya tamamen kaçınma olanağının mümkün olduğu, bu zarardan kaçınmak için idarenin gerekeni yapmaması hâlinde ise faaliyet kusurundan sorumlu olacağı, bu itibarla Türkiye gibi birinci derecede deprem bölgesinde bulunan ve sık sık depremlerin olduğu ve gelecekte de olacağı bilinen bir ülkede, deprem nedeniyle ortaya çıkan zararda geçmiş yıllarda 6785 sayılı Kanuna göre imar planlarını onayan, imar planında yapılaşma koşulları belirlenirken bölgenin özelliklerini dikkate almayan, zararın vuku bulduğu Bölgesinde önceden gerekli araştırmaları yapmayan, yapı ruhsatı verilen yapıların depreme dayanıklı, deprem koşullarına uygun bir şekilde mevzuata ve projelerine uygun olarak yapılıp yapılamadığını denetlemeyen idarelerin kusurlarını belirlenmesi, daha sonra eğer projesi fen kurallarına uygun ise bu projenin uygulanıp uygulanmadığı, yani imalatında hata ve sorun olup olmadığının müteahhidin ve fenni sorumlunun sorumlu olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu vaziyette, deprem nedeniyle ağır hasarla sonuçlanan olayda, davalı idarelerin ve yapıyı yapan müteahhidin ve fenni sorumluların, arsa sahiplerinin yasal sorumluluklarının ayrı ayrı belirlenmesi amacıyla konusunda uzman üç kişilik bir bilirkişi heyeti aracılığıyla inceleme yaptırılması ve bu inceleme sonucunun dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.10.2003 günlü, E:2002/601, K:2003/803 sayılı kararının da değerlendirilmesi suretiyle bir hüküm verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu İdare Yargı Makamı kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Altıncı ve Onbirinci Daireleri müşterek heyetince 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun Ek-1 maddesi uyarınca birlikte yapılan toplantıda Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, İli, İlçesi, Erenler Tabakhane Mahallesi, 19 pafta, 9963 parsel sayılı taşınmazdaki apartmanda davacılara ait yapının (41. Sokak No:5) 17.08.1999 günü meydana gelen deprem sonucu yıkılması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 20.000,00 YTL maddi, 10.000,00 YTL manevi olmak üzere 30.000,00 YTL zararın yasal aşama tarihinden itibaren işletilecek reeskont faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, davanın süre yönünden reddi yolundaki kararın Danıştay Altıncı ve Onbirinci Daireleri müşterek heyetince bozulmasına dair 15.04.2004 günlü, E:2003/792, K:2004/2333 sayılı bozma hükmüne uyularak yasal aşama dosyası ile 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2002/301 sayılı dosyasının birlikte incelenmesinden, davacıların ilk kez davalı idareler ile yapının müteahhidi olan Erdoğanlar Nakliyat Zahirecilik İnş. Malz.
San. Tic. Ltd. Şti.
Aleyhine açtığı ödenek davasında davalı idareler yönünden verilen tefrik hükmü üzerine anılan Mahkemede yeniden kayda giren davada idari yargının görevli olduğu yolunda verilen görev ret hükmü üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, davacıların müteahhit aleyhine devam eden davasında Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 21.06.2002 günlü, E:2002/2524, K:2002/3381 sayılı bozma hükmü üzerine dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporda, olayın meydana gelmesinde bir kaçınılmazlık faktörünün olduğu, yıkılan binanın enkazından alınan numunelerden beton mukavemetinin istenilen standartları sağlamadığı, bu bakımdan yıkılan binanın tekniğe uygun olarak yapılmadığı, olayın meydana gelmesinde müteahhidin %60 oranında kusurlu olduğu, olayda %40 oranında kaçınılmazlık payının bulunduğunun belirtilmesi üzerine anılan Mahkemenin 23.10.2003 günlü, E:2002/601, K:2003/803 sayılı hükmü ile binayı yapan müteahhit firma temsilcisi vasıtasıyla davacılara 20.000.000.000,-lira maddi, 5.000.000.000,-lira manevi ödenek ödenmesine hükmedildiği, anılan rapora göre müteahhidin %60 oranında kusurlu olduğu, zararın oluşumunda %40 oranında kaçınılmazlık faktörünün etkili olduğunun tespit edilmesi karşısında, zararın oluşumunda davalı idarelere yüklenebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, öte yandan davacıların talep ettiği ödenek miktarına adli yargı yerince hükmedilmesi nedeniyle görülmekte olan davada yeniden tazminata hükmedilmesine hukuken olanak bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine hüküm verilmiş; bu hüküm davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir. Anayasanın 125. Maddesinin 1.
Fıkrasında; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan bu davada, yapının üzerinde bulunduğu zeminin özelliği, zemin durumuna göre depreme dayanıklılığının kontrolü, yapı kullanma izni bulunup bulunmadığı, imar planları ve inşaat ruhsatlarının hangi idarelerce yapıldığı ve verildiği, yapıların imar açısından denetlenmesi, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı ve ikamet için yasaklanmış afet bölgelerinin tespit ve ilan edilip edilmediği, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini, projelendirme esaslarını, ülkenin deprem haritalarını hazırlamak konusunda idarelerin üzerlerine düşen görev ve yetkileri yerine getirip getirmediği, denetim ve kontrol görevlerini yapıp yapmadığı hususları ayrı ayrı irdelenmeli ve idarelerce gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre; idarenin belli bir hareket tarzı izleyip izlemediği veya hareketsiz kalıp kalmadığı ortaya konulmalıdır. Mücbir sebep ise, sezilemeyen ve karşı konulamayan bir olayı ifade eder. Bu sebep, zararı idareye yüklenebilir olmaktan çıkaran ve zararla idari faaliyet arasındaki illiyet bağını kesen dış bir etken olarak doğal, toplumsal veya yasal bir olaydan kaynaklanabilir.
Sezilememezlik, karşı konulamamazlık, kusursuzluk ve gerçeklik halleri mücbir sebebin ayırt edici öğelerini oluşturmaktadır. Deprem kuşağında yer alan bölgede, deprem gerçeğinin bir veri alınması suretiyle yerleşmelerle ilgili alanların belirlenmesi, bu alanlardaki yapılaşmaya ilişkin kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesiyle ilgili idari faaliyetlerin bütünündeki olumsuzluklardan oluşan durumun, depremin mücbir sebep olarak değerlendirilerek zararla illiyet bağını kestiğini kabule olanak bulunmamaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 9. Maddesinde; çözümlenmesi Danıştay, İdare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli yargı merciinde yasal aşama açılabileceği, görevsiz yargı merciine başvurma tarihinin Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği, öngörülmüş olup, bu Yasa'da adliye mahkemesinde verilen görevsizlik hükmü üzerine dosyanın idari yargı merciine gönderilmesi sistemine yer verilmeyip, davacı vasıtasıyla yeniden yasal aşama açılması düzenlendiğinden ve Yasada 9. Maddedeki başvuru tarihinin esas alınması dışında adli yargıya yapılan başvuru dilekçesinin idari yargıda esas alınacağına ilişkin bir kural bulunmamaktadır.
Bu vaziyet karşısında, 2577 sayılı Yasanın 3. Maddesinin 2 (a) bendi uyarınca tam yargı süreçlerinde itilaf konusu miktarın Danıştay, idare ve vergi yargı makamı başkanlıklarına hitaben yazılmış dilekçelerde gösterilmesi zorunluluğu nedeniyle davacıların adli yargıda müteahhit aleyhine açtığı ödenek talepleri dışında görev ret hükmü üzerine idare mahkemesinde yasal aşama dilekçesinde belirtilen ödenek istemi olan 20.000.000.000,-lira maddi, 10.000.000.000,-lira manevi olmak üzere toplam 30.000.000.000,-lira tutarındaki ödenek istemlerinin yeni bir ödenek istemi olarak ele alınması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacılar vasıtasıyla arsa karşılığı inşaat sözleşmesi ile 5 katlı konut ve işyerinin Erenler Belediye Başkanlığı vasıtasıyla verilen 02.08.1991 günlü yapı ruhsatı ile inşaasına başlanıldığı, yapı için 04.06.1996 günü yeniden yapı ruhsatı düzenlendiği, 17.08.1999 günü meydana gelen deprem sonucu yapının tamamen yıkıldığı, deprem sonucu yıkılan yapıdan alınan numuneler üzerinde Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümü vasıtasıyla yapılan Beton Karot Deney Sonuçlarına göre, beton mukavemetlerinin TS 500'de verilen beton sınıflarından hiçbirisini sağlamadığının tespit edildiği, inşaatta kullanılan demirlerin ise TS 708 beton çelikleri standardında verilen sınır değerleri sağladığının belirtildiği, itilaf konusu yapı hakkında 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:2001/182 sayılı dosyasında düzenlenen bilirkişi raporlarının yanısıra 5.
Asliye Hukuk Yargı Makamı vasıtasıyla talimat üzerine alınan bilirkişi raporunun bulunduğunun görüldüğü, bu raporlarda Ovasındaki mevcut zemin yapısına karşın izin verilen mevcut yapılaşmaya göre deprem sonucu yıkımın kaçınılmaz olduğunun ifade edildiği, yasal aşama dilekçesinde de, deprem sonucu oluşan yıkımda yapının müteahhidinin yanı sıra davalı idarelerin de faaliyet kusuru bulunduğu, gelişen teknoloji ve idarenin yükselen standartlarının depremin mücbir sebep olarak kabul edilmesini ortadan kaldırdığı, depremin öngörülemez oluşunun idarenin kusursuzluğunu gerektirmediği, daha önce defalarca deprem geçiren bu bölgelerde depremin öngörülemez ve mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği, bu şartlar altında idarenin sorumluluğu gereği inşaatların yapımını denetlemesi, az katlı ve depreme dayanaklı bina yapımını sağlaması gerektiği, idarenin sorumluluğunun denetleme yükümlüğünün yeterince yerine getirmemesinden kaynaklandığı, ayrıca şehirleşmede yer seçiminin yanlış yapıldığı, tarımsal alanların kentleşmeye ve sanayiye açıldığı gibi bu alanlarda gereğinden yüksek yapılaşmaya izin verildiği, böylesi jeolojik yapıya sahip bölgelerde bina tabanlarında sıvılaşmanın oluştuğu, bunun sonucunda da yıkımın kaçınılmaz olduğu ileri sürülerek bakılmak olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davacılara ait deprem sonucu yıkılan yapının Ovasında yer aldığı, bu Ovanın bilimsel raporlarda alüvyon, düzensiz kil, silt, kum ve çakıl tabakalardan oluştuğu, Kuzey Anadolu Fay hattı ve kollarının şehir merkezinin güneyinden geçtiği, bu yörenin deprem yönünden Türkiye'nin en riskli ve depremselliği bilinen bölgelerinden biri olarak 1. derece deprem bölgesi olarak belirlendiği, zemin suyunun yüzeye çok yakın olduğundan deprem etkisini katlayarak artırdığının ifade edildiği, deprem açısından yöredeki bu kaçınılmazlık, idarelerin üzerine düşen görevleri yerine getirmeleri açısından daha özenli hareket etmeleri gerekliliğini doğurmakta olup, bu özene karşın doğacak zararın ancak karşı konulamazlık kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Itilaf konusu olayda, davacılar vasıtasıyla deprem sonucu yapının yıkılmasının deprem bölgesinde yanlış "yer seçimi" kararları ile bu hükümler sonucu seçilen yerde hatalı imalattan kaynaklandığı, davalı idarelerin yürütmekle yükümlü oldukları hizmeti kusurlu şekilde işlettiklerinin öne sürülmesi ve yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde davalı idarelerin kamu hizmetini gereği gibi yerine getirip getirmediği, getirmedi ise zararın oluşmasında kusurunun yapı müteahhidine yüklenenin dışında hangi oranda olduğunun gerekirse dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak yeniden hüküm verilmesi gerekmektedir. Bu vaziyette, davalı idarelerinin kusuru bulunmadığı ve tazminata konu alacak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen temyize konu yargı mercii hükmünde isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 1. İdare Mahkemesinin 08.02.2006 günlü, E:2005/2911, K:2006/188 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen yargı merciine gönderilmesine 09.01.2009 gününde oybirliği ile hüküm verildi. (¤¤)
SONUÇ
Konu tüm yönleriyle oldukça teferruatlıdır ve bu makaleye tüm ayrıntıların sığdırılması mümkün değildir. Bu sebeple hak ararken hak kaybı yaşamamak için haklarınızı bir avukatle dermeyan etmeniz oldukça önem taşımaktadır.
Depremde hayatını kaybeden insanlara Allah'tan rahmet yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diliyoruz.
Yasal haklarınızın korunması ve davaların lehinize sonuçlanması için sürecin en başından itibaren profesyonel avukatlık ve danışmanlık almanız yasal menfaatlerinizi koruyacaktır.