Vakıf Evladiye Davalarına Genel Bakış

Vakıf evladiye davaları, vakfedenin soyundan gelen kişilerin vakıf gelirinden yararlanma haklarının tespiti için açılan davalardır. Bu davalarda öncelikle galle kavramının anlaşılması gerekir. Galle, bir vakfın hâsılatı yani geliridir. Vakfa tahsis edilen paradan sağlanan faiz, vakfa ait malın kiraya verilmesiyle elde edilen kira geliri, vakfa ait iktisadî işletmelerin gelirleri ve vakıf bahçesinin semeresi galle olarak sayılabilir.

Galle fazlası ise 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3. maddesinde tanımlanmıştır: Mazbut ve mülhak vakıflarda, vakfın hayrat ve akarlarının onarımı ile vakfiyelerindeki hayrat hizmetlerin ifasından sonra kalan miktardır.

Vakıf Türleri: Mazbut, Mülhak, Hayri ve Zürri Vakıflar

743 sayılı Medeni Kanun’un kabulüyle vakıflar, Medeni Kanun’dan önce ve sonra kurulanlar olarak ikiye ayrılmıştır. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na göre:

  • Mazbut vakıflar: Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflardır.
  • Mülhak vakıflar: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş vakıflardır. Bu vakıflar, vakfedenlerin soyundan gelen kişilerce yönetilir.

Mülhak vakıflarda vakfedenin soyundan gelenlerin açtığı dava tevliyet davası olarak isimlendirilir.

Vakıflar genel olarak hayri ve zürri vakıflar olmak üzere iki kısımda incelenir. Hayri vakıflarda vakfın mal ve gelirinden her ihtiyaç sahibi yararlanabilirken, zürri vakıflarda vakfın geliri ve malları vakfedenin evlatlarının ve akrabalarının yararlanmasına özgülenmiştir. Vakfedenin ailesinin de hayri vakıftan yararlanması, bu vakfın hayri olma özelliğini kaybettirmez; çünkü hayri vakıflarda amaç genel olarak herkesin yararlanmasıdır ve vakfedenin ailesi de herkes kavramı içinde sayılır. Zürri vakıflara aile ve soydan gelenler için vakıf da denir.

Evladiye Vakıflarının Kurulması

Zürri vakıf kurmak isteyen vakfeden, genellikle vakıf gelirlerinden çocuklarını veya torunlarını yararlandırmayı şart koşarak mallarını vakfeder. Bu tür vakıfta, vakıftan yararlanacak kişilerin isimleri ile vakıf gelirleri ve vakıf mallarından ne şekilde yararlanılacağı, ayrıntılı bir biçimde vakıf senedinde belirlenir. Vakıf senedinde evlat kavramı yalnızca bir defa kullanılırsa, bu vakfın gelirlerinden ve mallarından sadece vakfedenin kendi çocuklarının yararlanması mümkündür. Ancak vakfeden kendi iradesini açıkça ortaya koyarak kapsamı daraltıp genişletebilir.

Vakfeden, vakfın geliri ve mallarından kimin ya da kimlerin yararlanacağını belirledikten sonra, genellikle vakıf senedinde bu kimselerin galleyi ne şekil ve hangi oranda bölüşeceklerine de yer verir. Bu hususun vakıf senedinde düzenlenmemesi halinde, galle belirtilen kişiler arasında eşit bölüştürülür. Evladiye vakıflarında galle alabilecek bir üst kuşak varken alt kuşak gelirlerden yararlanamaz. Örneğin vakfedenin üç çocuğu varken bunlardan birinin ölümü halinde ölene düşen pay onun çocuklarına değil vakfedenin kalan iki çocuğuna verilir.

Ölüme bağlı bir tasarrufla evladiye vakfı kurulurken mirasçıların saklı paylarının ihlal edilip edilmediği incelenmeli; saklı payların ihlali halinde ölüme bağlı tasarruf mirasçılar tarafından açılacak dava ile iptal edilebilir.

Evladiye Davasının Niteliği ve Tarafları

Vakıf evladiye davaları, bir kimsenin vakfedenin evladından olup olmadığının tespiti için açılır. Vakfedenin soyundan geldiğini iddia eden kişi, evladiye davası açmalı ve iddiasını ispat etmelidir. Davacı iddiasını mahkeme ilamları, nüfus kaydı, veraset ilamı hatta tanık beyanı gibi delillerle ispatlayabilir.

Evladiye davaları usul hukuku açısından tespit davası niteliğindedir; verilen hüküm bir tespit hükmüdür. Uygulamada kolaylık sağlanması bakımından genellikle evladiye davaları tevliyet ve galle fazlası davaları ile birlikte açılır. Verilen olumlu tespit hükmünün kesinleşmesi sonrasında Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne müracaat edilir ve diğer koşulların yerine getirilmesiyle belirlenen tutar davacıya ödenir; bu yönüyle eda hükmü ile aynı sonucu doğurur.

Davanın reddi ya da kabulü, aynı koşulları sağlayan üçüncü kişiler açısından etki meydana getirmez. Her ilgilinin ayrı bir dava açması ve hak sahipliğini tespit ettirmesi gerekir.

Taraf yönünden: Mazbut vakıflarda Vakıflar Genel Müdürlüğü davalı olarak gösterilir; çünkü bu vakıflar Genel Müdürlük tarafından yönetilip temsil edilir. Mülhak vakıflarda ise 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m. 76 gereğince, vakıf yönetimi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü birlikte davalı olarak gösterilmelidir. Zira galleye müstehaklığın tespiti davası, intifa hakkı iddiasına dayanır. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m. 76’ya göre, mülhak vakıflarda intifa hakkı iddiası ile açılan davalarda davalı olarak Vakıf Yönetimi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü gösterilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Evladiye davalarında yetkili mahkeme, vakfın bulunduğu yerdeki mahkemedir; görevli mahkeme ise asliye hukuk mahkemesidir. Ancak mazbut vakıflar Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetildiğinden, mazbut vakıf söz konusu olduğunda yetkili mahkeme Ankara mahkemeleridir. Bununla birlikte, mazbut vakfın bulunduğu yerin bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne de Vakıflar Genel Müdürlüğü adına husumet yöneltilebilir. Dolayısıyla mazbut vakıflar bakımından Ankara’da dava açılabileceği gibi, ilgili Vakıflar Bölge Müdürlüğünün bulunduğu yerde de dava açılması mümkündür.

Soybağının İspatı ve Galle Fazlası Şartlarının Tespiti

Galle fazlası evlada şart kılınan vakıflarda galle fazlasının alınabilmesi için açılan davada öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus, davacılar ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığıdır. Eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada, vakfiyelerde galle fazlası için öngörülen şartların somut olayda davacılar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılır.

Bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilen kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre tevliyeti evlada bırakılan vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince kanbağı ilişkisinin kurulması yeterlidir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2019/1424 E., 2019/3898 K., 09.04.2019 T. sayılı ilamı bu ilkeleri somutlaştırmaktadır. Karara konu olayda davacı, vakfedenin soyundan geldiğini ileri sürerek galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğunun tespitini istemiş; ilk derece mahkemesi soybağı kurulamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Temyiz incelemesinde, dosyaya sunulan nüfus kayıtları, tapu kayıtları, tercüme-i hal evrakları ve şecere kayıtları ile bilirkişi kurulu raporu birlikte değerlendirilmiş; davacının kız kardeşi ve yeğeninin açtığı davada vakfeden ile soybağı kurulduğu ve bu kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla davacı ile vakfeden arasında da kesinleşen bu ilam gereği soybağının mevcut olduğu kabul edilmiştir.

İkinci aşamada vakfiye incelenmiş; vakfın 989 H./1582 M. tarihli vakfiyesinde galle fazlasının batın şartı ve kız erkek ayrımı olmaksızın vakfın nesli kesilinceye kadar erkek evlada iki, kız evlada bir pay verilmesi şeklinde şart bulunduğu ve davacının bu şartlara haiz olduğu tespit edilmiştir. Buna göre davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve hüküm bozulmuştur.

Bu karar, evladiye davalarında iki aşamalı incelemenin önemini göstermektedir: Önce soybağının varlığı, ardından vakfiyedeki galle fazlası şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği. Ayrıca, daha önce kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile soybağının tespit edilmiş olması, sonraki davalarda da bağlayıcı delil teşkil edebilmektedir.