T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2022/1-851
Karar No: 2022/1557

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I

İncelenen Kararın

Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
Tarihi: 03/11/2021
Numarası: 2021/1483 - 2021/1561

Davacılar:
1- A.D. (Temlik Alan: S.D.)
2- E.D.
3- F.Z.D.
Vekilleri: Av. S.B.

Davalılar:
1- G.G.
2- M.B.
Vekilleri: Avukat

Dahili Davalılar:
H.D. Mirasçıları;
1- D.D.
2- H.D.
3- H.D.
Vekilleri: Av. M.A.

1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil ile ecrimisil, olmadığı takdirde tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından davacılar ile temlik alan davacı temlik alan davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar, davalı davalı mirasçıları vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı davalı mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davalı davalı mirasçıları vekilinin duruşma isteminin reddine oy birliğiyle karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. Yargılama Süreci

Davacılar İstemi

4. Davacılar vekili 13.07.2011 harç tarihli dava dilekçesinde; davacıların dedesi muris’ın 84 yaşında vefat ettiğini, babaları olan davacıların babası’ın ise muristen önce 26.07.1990 tarihinde öldüğünü, davalı davalı'ın da murisin oğlu olduğunu ve tüm mal varlığı ile onun ilgilendiğini, muris muris'ın dava konusu 476, 1120 ve 1121 parsel sayılı taşınmazlarını satış göstermek suretiyle bedelsiz ve muvazaalı olarak davalı davalı’a devrettiğini, asıl amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu, davalının 476 parseldeki hissesini diğer davalı diğer davalı’a devrettiğini, 12.05.2011 tarihli imar uygulaması sonucunda ise taşınmazın 516 ada 1 ve 515 ada 2 parsellere dönüştüğünü, 1120 numaralı parselin de ifraz sonucunda 2892 ve 2893 parsel numaralı taşınmazlar olduğunu, bu taşınmazlardan 2892 parselin 16.08.2005 tarihinde davalı davalı'na satıldığını, 2848 parselin de Maliye Hazinesi adına kayıtlı iken müvekkili davacı'in muvafakati olmadan davalı davalı üzerine geçirildiğini, bu taşınmazda imar uygulaması yapıldığını ve bu parselle ilgili dava haklarını saklı tuttuklarını, diğer yandan davalı davalı’ın sürekli olarak murisin yanında kaldığını ve onu etkileyerek taşınmazların muvazaalı şekilde temlikini sağladığını, davalının taşınmazların bulunduğu beldede belediye başkanlığı yaptığını, daha sonra da milletvekili seçildiğini, bunun aile içerisinde nüfuz kullanımını gösterdiğini, davalının müvekkillerine miras haklarını adil olarak vermediğini, müvekkillerinin bu taşınmazların varlığından ve muris dedeleri tarafından davalıya satıldığından haberlerinin olmadığını, tapuda gözüken bedel ile gerçek değer arasında belirgin bir fark olduğunu, beldede muris olarak bilinen murisin maddi durumunun son derece iyi olduğunu, terekesinden satış bedellerinin çıkmadığını, murisin ölmeden 3 yıl önce bu taşınmazları sattığını, satışı yapmasını gerektirecek bir sebep, borç ya da sağlık sorunu olmadığını, bütün taşınmazlarının gerek sağlığında gerekse öldükten sonra davalı tarafından kullanıldığını, satılan taşınmazların yeni maliklerinin de aynı belde de olmaları nedeniyle satışın muvazaalı olduğunu bilmeleri gerektiğini, yapılan satış işlemlerinin tamamının muvazaalı olduğunu ileri sürerek, 1121 parsel, 2892 parsel, 2893 parsel, 516 ada 1 ve 515 ada 2 parsel numaralı taşınmazların tapu kayıtlarının müvekkillerinin hissesi oranında iptali ile adlarına tesciline, ayrıca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000TL ecrimisilin taşınmazları haksız ve muvazaalı olarak kullanan davalı’dan tahsiline, olmadığı takdirde ise taşınmazların rayiç/gerçek bedellerinin müvekkillerinin hisseleri oranında işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalı davalı'dan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar Cevabı: 5. Davalı davalı vekili cevap dilekçesinde; babası muris’dan birtakım taşınmazları aldığını, ancak bu devirlerin diğer mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik olmadığını, gerekli araştırma yapıldığında murisin iradesinin hak dengesini gözeten ve tüm mirasçıları kapsayan bir paylaşım yapmaya yönelik olduğunun ortaya çıkacağını, murisin ölmeden önce sözlü olarak tüm mirasçılarını kapsayan bir paylaştırma yaptığını, bunu ölümünden sonra uygulanmak üzere yine tüm mirasçılarına açıkladığını, mirasçılarının da buna göre muristen kalan yerleri paylaştıklarını, muris vefat edene kadar tüm işlerini kendisinin yaptığını, murisin aklı başında, ne yaptığını bilen, başkası tarafından kandırılamayacak ve siyasetle ilgilenmiş biri olduğunu, aynı zamanda müvekkiline paylaşıma uyması ve diğer mirasçılara gerekli ferağları vermesi talimatını verdiğini, müvekkilinin de bu doğrultuda 50.000m2 büyüklüğündeki 54 parselde muristen gelen hak ve hisselerinin tamamından diğer mirasçılar lehine vazgeçerek aralarında davacıların da bulunduğu diğer mirasçılara bedelsiz olarak devrettiğini, bu taşınmazın içerisinde muristen kalan seralar bulunduğunu ve tarım geliri son derece yüksek bir yer olduğunu, ayrıca müvekkilinin taksim yapılana kadar muristen devraldığı taşınmazlardaki gelir ve semerelerden davacılara düşen payları teslim ettiğini, davacıların babasının ölmeden önce işlerinin kötü gittiğini, bu sebeple oluşan borçları ile ödeyemediği ev kiraları ve tüm faturalarının muris tarafından karşılandığını, davacıların babasının ölümü ile murisin tek erkek evladı olarak müvekkilinin kaldığını, gerek kendisi gerekse eşinin ölene kadar murisin her işine koştuğunu, bu nedenle murisin müvekkiline minnet ve vefa duyduğunu, müvekkilinin milletvekilliği döneminde murisin hastalığı sebebiyle eşinin Ankara'ya yerleşemediğini, murisin yanında kalarak bakımı ile ilgilendiğini, 2848 parselin de müvekkili tarafından Maliye Hazinesinden satın aldığını, davacıların bu taşınmazda hak ve hisselerinin bulunmadığını, diğer yandan tapuda malik olunmadan ecrimisil talep edilemeyeceğini, davacıların doğmamış bir mülkiyet hakkına dayanarak ecrimisil isteyemeyeceğini, diğer davalılara yapılan satışların tamamen gerçek satışlar olduğunu, sözde muvazaayı bildiklerine ilişkin iddianın gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 6.

Davalılar diğer davalı ve davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerine karşı açılan davanın haksız olduğunu, dava değerinin son derece düşük gösterildiğini, bu nedenle eksik harcın dava değerine uygun olarak tamamlatılması gerektiğini, müvekkillerinin Oba Beldesi nüfusuna kayıtlı olup hâlen bu beldede ikâmet ettiklerini, diğer davalı davalı’ı da aynı belde halkından olması, ayrıca geçmişte belediye başkanlığı ve milletvekilliği yapması sebebiyle tanıdıklarını, aralarında herhangi bir akrabalık bağı veya yakın dostluk bulunmadığını, beldedeki herhangi bir insanı tanıdıkları gibi davalı davalı’ı da tanıdıklarını, müvekkili davalı'nun 2892 parseli 16.08.2005 tarihinde davalı davalı’dan bedelini ödeyerek satın aldığını, taşınmazın zilyetliğini de aynı zamanda devraldığını, o tarihten beri taşınmazı ekip diktiğini, danışıklı bir işlem yapmadığını, müvekkili diğer davalı'ın da 476 parsel sayılı taşınmazın bir kısım hisselerini 14.07.2009 tarihinde davalı davalı’dan bedelini ödeyerek satın aldığını, bu taşınmazın sadece davalı davalı’a ait olmadığını, 14.07.2009 tarihinde de diğer hissedarlara ait payları pazarlık yaparak satın aldığını, taşınmazın zilyetliğini de aynı zamanda devralıp o tarihten beri kullandığını, muvazaalı bir işlemin bulunmadığını, müvekkillerinin iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olduklarını ve tapu kütüğündeki resmî kayıtlara itibar ederek taşınmazları satın aldıklarını, satın aldıkları taşınmazların davalı davalı tarafından nasıl edinildiği konusunda herhangi birbilgilerinin olmadığını, bu nedenle davanın müvekkilleri yönünden reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme, tarafların iddia ve savunmalarını, sunulan delilleri ve tanık beyanlarını değerlendirmiş; öncelikle davacı tarafından ileri sürülen muvazaa iddiasının hukuki niteliği üzerinde durmuştur. Bilindiği üzere muvazaa, Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinde düzenlenmiş olup, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uygun olmayan bir görünüş yaratmaları olarak tanımlanabilir. Muvazaanın ispatı konusunda ise genel kural, iddia eden tarafın bu iddiasını yazılı delillerle kanıtlaması gerektiğidir. Ancak Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, muvazaa iddiasının varlığı hâlinde, olayın özelliğine göre tanık beyanlarına da başvurulabilmesi mümkündür. Nitekim somut olayda da davacı taraf, muvazaa iddiasını tanık beyanlarıyla destekleme yoluna gitmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; davalı davalı'nun dava konusu taşınmazları davacıdan mal kaçırmak amacıyla diğer davalılara devrettiği yönündeki iddianın somut delillerle desteklenmediği görülmüştür. Zira davalılar arasındaki satış işlemlerinin gerçek bedel üzerinden yapıldığı, tapu devirlerinin resmî şekilde gerçekleştirildiği ve davalıların taşınmazları fiilen kullanmaya başladıkları anlaşılmaktadır. Özellikle davalı davalı'nun 2892 parseli 16.08.2005 tarihinde, diğer davalı'nun ise 476 parseldeki hisseleri 14.07.2009 tarihinde edinmiş olmaları ve o tarihten itibaren taşınmazları ekip biçmeleri, devir işlemlerinin danışıklı olmadığını göstermektedir. Ayrıca davalıların, davalı davalı ile aralarında akrabalık veya yakın dostluk ilişkisi bulunmadığını, yalnızca aynı beldede ikâmet etmeleri nedeniyle tanışıklıklarının olduğunu beyan etmeleri karşısında, muvazaa iddiasının salt tanışıklık olgusuna dayandırılması hukuken kabul edilebilir nitelikte değildir. Öte yandan, davacı tarafından dava değerinin düşük gösterildiği yönündeki itiraz da mahkememizce değerlendirilmiş; ancak harç eksikliğinin giderilmesi için davacı tarafa usulüne uygun süre verildiği ve bu eksikliğin ikmal edildiği tespit edilmiştir. Bu nedenle davalıların bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir. Sonuç olarak; davacı tarafından ileri sürülen muvazaa iddiası, dosya kapsamındaki deliller, tanık beyanları ve tapu kayıtları birlikte değerlendirildiğinde ispat edilememiştir. Davalıların iyi niyetli üçüncü kişi konumunda oldukları ve tapu kütüğündeki resmî kayıtlara güvenerek taşınmazları edindikleri anlaşıldığından, davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan gerekçelerle; davacının davasının reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.