Arabuluculuk Vekalet Ücretinin Hukuki Dayanağı ve Kapsamı
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, 4857 sayılı İş Kanunu’na dayanan ve konusu kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, işe iade, ücret alacağı, fazla mesai gibi parasal veya tespit niteliğindeki bireysel iş uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunludur. Bu zorunluluk, dava şartı niteliğinde olup, arabuluculuk süreci tamamlanmadan açılan davalar usulden reddedilir. Dolayısıyla iş uyuşmazlıklarında arabuluculuk, artık davanın ayrılmaz bir ön aşaması haline gelmiştir.
Arabuluculuk sürecinde tarafların avukatla temsil edilmesi son derece yaygındır. Bu noktada, arabuluculuk faaliyeti sonucunda tarafların anlaşmaya varamaması halinde, avukatın emeği ve mesaisi karşılığında nasıl bir ücrete hak kazanacağı sorusu gündeme gelir. İşte bu sorunun cevabı, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin (AAÜT) ilgili hükümlerinde aranmalıdır.
AAÜT’nin 16/2-c Maddesi: Anlaşmazlıkla Sonuçlanan Arabuluculukta Vekalet Ücreti
AAÜT’nin 16. maddesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda avukata ödenecek ücreti düzenlemektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasının (c) bendi son derece açıktır:
- Arabuluculuk faaliyeti anlaşmazlık ile sonuçlanırsa, avukat maktu vekalet ücretine hak kazanır.
- Ancak bu maktu ücret, asıl alacağı geçemez.
- Maktu ücret, arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre belirlenir.
Bu düzenlemenin amacı, arabuluculuk sürecinde avukatın sarf ettiği emeğin karşılıksız kalmamasını sağlamak ve avukatlık mesleğinin onurunu korumaktır. Zira avukat, arabuluculuk görüşmelerine katılmış, müvekkilini temsil etmiş, hukuki danışmanlık yapmış ve süreci yönetmiştir. Anlaşmazlıkla sonuçlanmış olsa dahi bu emeğin bir karşılığı olmalıdır.
Maktu Vekalet Ücretinin Belirlenmesinde Esas Alınacak Tarife
Uygulamada sıklıkla karıştırılan bir husus, hangi tarifenin esas alınacağıdır. AAÜT’nin 16/2-c maddesi uyarınca maktu vekalet ücreti belirlenirken:
- Arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinde yürürlükte olan tarife esas alınır.
- Arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarih değil, başvuru tarihi kritik önemdedir.
- Yargılama sırasında tarife değişse bile, başvuru tarihindeki tarife uygulanır.
Bu kural, taraflar arasında eşitlik sağlamak ve sürecin başlangıcındaki hukuki durumu sabitlemek açısından önemlidir. Aksi halde, arabuluculuk sürecinin uzaması halinde farklı tarifelerin uygulanması gibi karmaşık ve adaletsiz sonuçlar doğabilirdi.
Arabuluculuk Vekalet Ücretinin Dava Dilekçesinde Talep Edilmemiş Olması
İstanbul BAM 28. Hukuk Dairesi’nin incelediği kararda dikkat çeken en önemli hususlardan biri, arabuluculuk vekalet ücretinin dava dilekçesinde açıkça talep edilmemiş olmasına rağmen hükmedilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmedir. Bu husus, usul hukuku açısından son derece önemlidir.
Taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26) gereği, hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır. Ancak arabuluculuk vekalet ücreti, AAÜT’den kaynaklanan ve re’sen hükmedilmesi gereken bir ücret kalemidir. Zira bu ücret, dava dilekçesindeki talebe bağlı olmaksızın, kanun ve tarife hükmü gereği avukata ödenmesi gereken bir alacaktır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri’nin yerleşik uygulaması da bu yöndedir.
Dolayısıyla davacı vekili, dava dilekçesinde arabuluculuk vekalet ücretini ayrıca ve açıkça talep etmemiş olsa dahi, mahkemece bu ücrete hükmedilmesi gerekir. Aksi yöndeki bir uygulama, avukatın emeğinin karşılıksız kalması sonucunu doğurur ki, bu durum AAÜT’nin 16/2-c maddesinin açık hükmüne aykırılık teşkil eder.
Somut Olayın Değerlendirilmesi ve Yerel Mahkeme Kararının Bozulması
İstanbul 34. İş Mahkemesi’nin 2018/16 Esas ve 2018/574 Karar sayılı kararında, taraflar arasında arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlıkla sonuçlandığına dair son tutanağın imzalandığı açıkça görülmüştür. Buna rağmen yerel mahkeme, arabuluculuk vekalet ücretine hükmetmemiştir.
İstanbul BAM 28. Hukuk Dairesi, bu eksikliği tespit ederek kararı düzeltmiş ve 750,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar vermiştir. Dairenin bu kararı, AAÜT’nin 16/2-c maddesinin açık hükmünün doğrudan bir uygulamasıdır.
Kararda dikkat çeken bir diğer husus, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi, davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun ise kabul edilmesidir. Bu durum, yerel mahkemenin arabuluculuk vekalet ücretine ilişkin değerlendirmesinin hatalı olduğunu ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu hatayı düzelterek hukuka uygun bir karar tesis ettiğini göstermektedir.
Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen son tutanakta tarafların anlaşamadıklarının belirtilmesi halinde, davacı lehine AAÜT’nin 16/2-c maddesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi zorunludur. Bu ücret, yargılama giderleri kapsamında olup, davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesi gerekir. Aksi yöndeki uygulamalar, hem usul ekonomisine hem de avukatlık mesleğinin onuruna aykırılık teşkil eder.
Sonuç ve Değerlendirme
Sonuç olarak, arabuluculuk vekalet ücreti, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesi ve AAÜT’nin 16/2-c hükmü gereği, arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlıkla sonuçlanması durumunda re’sen hükmedilmesi gereken bir yargılama gideridir. Bu ücretin talep edilmemiş olması, mahkemenin bu ücrete hükmetmesine engel değildir. Zira kanun koyucu, avukatın arabuluculuk aşamasındaki emeğini korumak amacıyla bu düzenlemeyi ihdas etmiştir.
Somut olayda olduğu gibi, yerel mahkemenin bu ücrete hükmetmemesi açık bir hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu eksikliği gidererek davacı lehine maktu vekalet ücretine hükmetmesi ise yerinde ve hukuka uygundur. Bu karar, arabuluculuk vekalet ücretinin re’sen hükmedilmesi gerektiğine dair önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Uygulamada sıkça karşılaşılan bu tür hataların önüne geçilmesi için, mahkemelerin arabuluculuk son tutanağını titizlikle incelemesi ve anlaşmazlıkla sonuçlanan hallerde AAÜT’nin 16/2-c maddesi uyarınca maktu vekalet ücretine re’sen hükmetmesi gerekmektedir. Aksi halde, avukatın emeğinin karşılıksız kalması ve hak kayıplarının doğması kaçınılmaz olacaktır.
Bu bağlamda, İstanbul BAM 28. Hukuk Dairesi’nin kararı, hem uygulama birliğinin sağlanması hem de avukatlık mesleğinin korunması açısından emsal teşkil edecek niteliktedir. Kararın gerekçesinde yer alan tespitler, arabuluculuk vekalet ücretinin hukuki niteliği ve re’sen hükmedilmesi gerekliliği konusunda yol gösterici mahiyettedir.
Netice itibarıyla, arabuluculuk vekalet ücreti, talep şartına bağlı olmaksızın hükmedilmesi gereken bir alacak kalemi olup, bu hususun mahkemelerce gözetilmesi hem kanunun hem de AAÜT’nin amir hükümlerinin bir gereğidir. Aksi yöndeki kararlar, istinaf ve temyiz aşamasında bozulmaya mahkumdur.