Evden Uzaklaştırma Kararının Hukuki Dayanağı ve Kapsamı

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, aile içi şiddet iddialarında hızlı ve etkili koruma sağlamak amacıyla özel bir usul öngörmüştür. Kanun'un 5. maddesi kapsamında hâkim tarafından verilen önleyici tedbir kararları, şiddet uyguladığı iddia edilen kişinin konutunu terk etmesi, mağdura yaklaşmaması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi gibi yükümlülükleri içerebilir. Bu tedbirler, ceza yargılamasından bağımsız olarak, gecikmesinde tehlike bulunan hallerde derhal uygulanabilir.

Ancak bu tür kararların gerekçesiz verilmesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve 38. maddesindeki suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle doğrudan ilgilidir. Zira kişinin evinden uzaklaştırılması, mülkiyet hakkı, özel hayata saygı hakkı ve aile hayatına saygı hakkı gibi temel hak ve özgürlükleri ciddi biçimde sınırlar.

Anayasa Mahkemesi'nin Gerekçesiz Karara Yaklaşımı

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla önüne gelen uyuşmazlıklarda, tedbir kararının gerekçesiz olmasının adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğini değerlendirmektedir. Mahkeme'nin yerleşik içtihadına göre, bir mahkeme kararının gerekçeli olması, tarafların kararın dayanaklarını öğrenme ve gerektiğinde itiraz etme imkânını sağlar. Gerekçesiz karar, savunma hakkının kullanılmasını fiilen imkânsız hale getirir.

Özellikle İstanbul Anadolu 14. Aile Mahkemesi gibi mahkemelerce verilen ve 6284 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinin (a), (c), (d), (f), (g), (ğ) bentlerine dayanan tedbir kararlarında, hangi somut olguların bu bentler kapsamında değerlendirildiği açıkça gösterilmelidir. Aksi halde Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verebilmektedir.

Gerekçesiz Kararın Yol Açtığı Hak İhlalleri

  • Adil yargılanma hakkının ihlali: Kararın hangi delile ve hukuki nedene dayandığı anlaşılamadığında, ilgili kişi etkili bir itiraz geliştiremez.
  • Mülkiyet hakkının sınırlanması: Kişinin konutundan uzaklaştırılması, mülkiyet hakkına yönelik ağır bir müdahaledir ve ancak meşru bir gerekçeyle sınırlanabilir.
  • Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali: Aile bireylerinden ayrı kalma sonucu doğuran kararlar, Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında koruma altındadır.
  • Masumiyet karinesinin zedelenmesi: Henüz ceza yargılaması sonuçlanmadan kişinin şiddet uyguladığı varsayımıyla ağır tedbirlere maruz bırakılması, masumiyet karinesiyle çelişebilir.

6284 Sayılı Kanun'un 5/1. Maddesi Kapsamındaki Tedbirler

Kanun'un 5/1. maddesinde sayılan önleyici tedbirler, hâkimin takdirine bırakılmış olmakla birlikte, orantılılık ilkesi ve ölçülülük gözetilerek uygulanmalıdır. İlgili bentler şunlardır:

  • (a) bendi: Şiddet mağduruna yönelik olarak, şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
  • (c) bendi: Mağdurun konutuna, iş yerine veya bulunduğu yerlere yaklaşmaması.
  • (d) bendi: Mağdurun rızası olmaksızın iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi.
  • (f) bendi: Mağdurun kişisel eşyalarına zarar vermemesi.
  • (g) bendi: Mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaması ve konutundan uzaklaştırılması.
  • (ğ) bendi: Mağdurun korunması için barınma yeri sağlanması gibi tedbirler.

Bu bentlerin her biri, somut delillere ve gerekçeye dayandırılmadığı sürece Anayasa Mahkemesi tarafından hak ihlali olarak değerlendirilmektedir. Özellikle (g) bendi uyarınca verilen evden uzaklaştırma kararı, kişinin temel yaşam alanına müdahale ettiğinden en ağır tedbir olarak kabul edilir ve gerekçe yükümlülüğü daha da katıdır.

Anayasa Mahkemesi Kararlarında Öne Çıkan İlkeler

Anayasa Mahkemesi'nin konuya ilişkin bireysel başvuru kararlarında şu ilkeler öne çıkmaktadır:

  • Gerekçeli karar hakkı: Mahkeme, tedbir kararının hangi somut olguya dayandığını, hangi delilleri değerlendirdiğini ve neden bu tedbiri seçtiğini açıklamalıdır.
  • Çelişmeli yargılama ilkesi: Tedbir kararı verilirken karşı tarafın dinlenmesi kural olmakla birlikte, gecikmesinde tehlike bulunan hallerde bu ilke esnetilebilir; ancak bu durum gerekçesizlik için mazeret oluşturmaz.
  • Etkili başvuru yolu: Kişinin tedbir kararına itiraz edebilmesi için kararın gerekçesini öğrenme hlkkı bulunmaktadır. Aksi halde itiraz hakkı kâğıt üzerinde kalır ve etkili başvuru yolunun varlığından söz edilemez.
  • Ölçülülük ilkesi: Tedbir, amacı gerçekleştirmeye elverişli, gerekli ve orantılı olmalıdır. Daha hafif bir tedbirle koruma sağlanabilecekse, kişiyi daha ağır şekilde etkileyen tedbire başvurulması ölçüsüz kabul edilir.
  • Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı: Henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan kişi hakkında, tedbir kararının gerekçesiz ve ölçüsüz biçimde uygulanması, kişinin toplum nezdindeki itibarını zedeleyerek lekelenmeme hakkını ihlal edebilir.

Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

Uygulamada, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen koruyucu ve önleyici tedbir kararlarına ilişkin şu sorunlar öne çıkmaktadır:

  • Standart (matbu) karar örneklerinin kullanılması: Mahkemelerin, somut olayın özelliklerini değerlendirmeksizin matbu formlar üzerinden tedbir kararı vermesi, gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açmaktadır.
  • Delil değerlendirmesinin yüzeysel yapılması: Yalnızca mağdurun beyanına dayanılarak, karşı tarafın savunması ve sunmuş olduğu deliller hiç değerlendirilmeksizin tedbir kararı verilebilmektedir.
  • İtiraz merciinin işlevsizliği: İtiraz üzerine inceleme yapan merci, çoğu zaman tedbir kararını aynen onaylamakta; gerekçe denetimi yapmamaktadır.
  • Tedbir süresinin belirsizliği: Kararlarda tedbirin süresi ve kapsamı net biçimde belirtilmediğinden, kişiler uzun süre belirsizlik içinde kalmaktadır.
  • Elektronik kelepçe uygulaması: Teknik yetersizlikler ve usul güvencelerinin eksikliği nedeniyle bu tedbir, ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayan sonuçlar doğurabilmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

6284 sayılı Kanun, aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir koruma mekanizması oluşturmaktadır. Ancak bu mekanizmanın, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı ile dengeli biçimde uygulanması zorunludur.

Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadı uyarınca, bir tedbir kararının Anayasa'ya uygun sayılabilmesi için:

  1. Somut olgulara ve delillere dayanması,
  2. Gerekçesinin açık ve anlaşılır biçimde ortaya konması,
  3. Ölçülülük ilkesine uygun olması,
  4. Etkili itiraz yolunun fiilen işletilebilir kılınması,
  5. Tedbirin süresi ve kapsamının belirli olması

gerekmektedir. Bu koşullar sağlanmadığında, koruma amacıyla verilen bir karar dahi hak ihlaline dönüşebilmektedir.

Dolayısıyla, hem kanun koyucuya hem de uygulayıcı yargı organlarına önemli görevler düşmektedir. Kanun koyucu, usul güvencelerini güçlendiren ve keyfî uygulamaları engelleyen düzenlemeler yapmalı; yargı organları ise her somut olayın özelliklerini titizlikle değerlendirerek, gerekçeli ve ölçülü kararlar vermelidir. Ancak bu şekilde, şiddet mağdurunun korunması ile hakkında tedbir uygulanan kişinin temel hak ve özgürlükleri arasında adil bir denge kurulabilecek ve hukuk devleti ilkesi tam anlamıyla hayata geçirilebilecektir.