Yargılamanın yenilenmesi ne demektir, hangi kararlar aleyhine yargılamanın yenilenmesi istenebilir? Boşanma davalarında yargılamanın yenilenmesi, boşanma kararının verilmesinden ve bu verilen boşanma kararının kesinleşmesinden sonra, tarafların evlilik birliği henüz devam ederken davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusur işlendiğinin öğrenilmesi üzerine açılan yeni bir dava ile söz konusu olacaktır. Yargılamanın yenilenmesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 374. maddesinde kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebileceği düzenlenmiştir.
Kanun yolu denetimi açık ve henüz kesinleşmemiş olan kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi istenemez. Çünkü kanun yolu açık ve kesinleşmemiş olan hükümdeki ağır yargılama hatalarının, kanun yolu denetimi ile giderilmesi olanağı mevcuttur. Bu bakımdan yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş olan hükümlere karşı başvurulan istisnai ve olağanüstü bir yoldur.
(2. Hukuk Dairesi 2019/8398 E., 2020/2785 K. 09.06.2020 T.)
Yargılamanın yenilenmesi sebepleri nelerdir?
375. maddede ise yargılamanın yenilenmesi (iadesi) sebepleri şu şekilde sayılmıştır:
- a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
- b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.
- c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.
- ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.
- d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam önünde ikrar edilmiş olması.
- e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.
- f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.
- g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.
- ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.
- h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.
- ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.
- i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi.
Boşanmanın kesinleşmesinden sonra aldatıldığını öğrenmek yargılamanın yenilenmesi sebebi midir?
Emsal bir davada, taraflar, 9.8.2012 tarihinde açılan davada, 16.09.2013 tarihli karar ile boşanmışlar ve bu boşanma kararı 13.3.2015 tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşen bu kararda, davalı kadın lehine, yoksulluk nafakası ile birlikte maddi ve manevi tazminata da hükmedilmiştir. Ancak, boşanmanın kesinleşmesinden sonra, davacı erkek, eşiyle 5.8.2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadığını; kadının 20.7.2013 tarihinde hastanede kürtaj yaptırdığını öğrenmiştir.
Yargıtay, davacı erkeğin yaptığı yargılamanın yenilenmesi başvurusunu
“6100 Sayılı HMK’nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekir”
gerekçesiyle reddetmiştir. (2. Hukuk Dairesi 2016/7175 E., 2017/12424 K. 08.11.2017 T.)
Bir diğer dava dosyasında, davacı erkek, boşanma davasında kadının sadakatsiz olduğunu iddia ettiğini ancak mahkemenin sadakatsizliği kusur olarak kadına yüklemediğini, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra kadının iddia edilen kişiyle evlendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, erkeğin yargılamanın yenilenmesi talebini kabul etmiş; ancak Yargıtay, kadının sadakatsizliğinin yargılamanın yenilenmesini gerektiren durumlar arasında olmadığını belirterek kararı bozmuştur. (2.
Hukuk Dairesi 2019/1728 E., 2019/3594 K. 27.03.2019 T.) Nafaka ödediği çocuğun kendisinden olmadığını öğrenen erkek, yargılamanın yenilenmesini talep edebilir mi? Davacı erkek, boşandıkları davada velayet hakkının anneye bırakıldığını; ancak lehine nafaka bağlanan çocuğun gerçek babası olmadığının Adli Tıp Kurumu’nun raporu ile tespit edildiğini, mahkemenin kadın tarafından yanıltıldığını, yanlış karar verilmesine neden olduğunu, babası olmadığı bir çocuğa nafaka ödemek zorunda kaldığını belirterek yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.
Mahkeme, erkeğin sunduğu babalık raporunu 375/1-h bendi uyarınca yeni delil olarak kabul etmiş ve açılan davayı kabul etmiştir. Ancak Yargıtay, şu gerekçelerle mahkemenin kararını bozmuştur:
“Mahkemece her ne kadar kadının karara tesir eden hileli bir yola başvurduğu gerekçesi ile yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilmiş ise de; buradaki hilenin diğer kanunlardaki anlamından daha geniş bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Taraf mutlaka kasti olarak bu hileyi yapmalı, ayrıca hileli davranış lehine verilen karara etki etmiş olmalıdır. Hileli davranış olmasa da aynı şekilde karar verilebilecek hallerde yargılamanın yenilenmesine karar verilemez.
Davalı kadının susması hileli davranış olarak yorumlanamaz. Zira hiç kimse bir davada aleyhine beyanda bulunma yükümlülüğü altına sokulamaz. Bu haliyle kanunda ve uygulamada kabul edildiği şekilde yargılamanın yenilenmesini gerektiren bir hilenin yapıldığından bahsedilemez.”
(2. Hukuk Dairesi 2018/1368 E., 2018/3118 K.)
Davada tanıklık yapan şahısların “yalan tanıklık yapması” yargılamanın yenilenmesi sebebi midir? Davacı kadın Almanya’da yaşadığını, boşanma dosyasında davalı ile boşanmalarına dair verilen kararın kesinleştiğini Türkiye’ye döndüğünde öğrendiğini, boşanma davasında dinlenen tanıkları tanımadığını, bu kişilerin yalancı tanıklık yaptıklarını ve haklarında suç duyurunda bulunduğunu, bu sebeple yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacının şikayeti üzerine, sanıkların yalan tanıklık suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiş, soruşturma ve kovuşturma aşamasında tanıklar şu şekilde savunma yaptıkları görülmüştür:
“tanıklık yaptıkları boşanma davasının taraflarını tanımadıklarını, aralarındaki geçimsizliğe dair bilgilerinin bulunmadığını, kahvehanede oturdukları sırada yanlarına gelen ve kendisini avukat olarak tanıtan … isimli kişinin yönlendirmesi ile boşanma davasında tanıklık yaptıkları …”
Ancak, tanıkların yukarıdaki beyanına karşın, asliye ceza mahkemesinin verdiği hapis hükmünün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle ilk derece mahkemesi, davacı kadının yargılamanın yenilenmesi talebini reddetmiştir. Yargıtay ise, aşağıdaki gerekçelerle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur:
“Kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değil ise de hukuk yargılamasında ceza mahkemesince tespit edilen maddi vakıaların değerlendirilmesi mümkündür.
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/407 esas, 2014/723 karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda, eldeki davaya konu boşanma davasında yalan tanıklık yaptıklarına dair mahkumiyet hükmü ve maddi vakıa kesinleşmiş olup ifadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması sebebiyle davacının yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile işin esasının incelenmesi gerekirken…”
(2. Hukuk Dairesi 2015/25834 E., 2017/5295 K. 03.05.2017 T.)
Boşanma dava dilekçesinin gerçek olmayan bir adrese yapılmış olması nedeniyle yargılamanın yenilenmesi talep edilebilir mi?
Davacı erkek, boşanma davası açmış; bu açılan boşanma davasında kadına dava dilekçesi, duruşma günü ve gerekçeli karar, ilanen tebliğ ve son adrese tebliğ gibi çeşitli yollardan geçerek tebliğ şartı yerine getirilmiş ve karar kesinleştirilmiştir. Karar kesinleşmeden, davalı kadın, yargılamadan yeni haberdar olduğunu, kendisine yapılan tebligatın usulsüz olduğunu ve bu nedenle yargılamanın yenilenmesini talep ederek mahkemeye başvurmuştur. İlk derece mahkemesi, tebligatların usulsüz olması nedeniyle mahkeme kararı kesinleşmediğinden yargılamanın yenilenmesi yapılamayacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Kadın, ilk derece mahkemesi kararı aleyhine, istinaf mahkemesine başvurmuş ve bu başvurusu da reddedilmiştir.
İstinaf mahkemesinin kararı, kadın tarafından temyiz yoluyla Yargıtay'a taşınmış ve Yargıtay kararı şu gerekçelerle bozulmasına karar vermiştir:
"Bu durumda somut davada, davalı kadına dava dilekçesi tebliği usulsüz olup davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır. O halde, mahkemece yapılacak iş davalıya usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin tebliği, cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşma gününün tebliği, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m. 140) taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği takdirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen delillerin toplanması ile bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde davalının yokluğunda hüküm kurulması hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olup bozmayı gerektirmiştir."
(2. Hukuk Dairesi 2022/2219 E., 2022/3692 K. 18.04.2022 T)
Yine bir başka dosyada da Yargıtay'ın tebligat konusunda şu şekilde bir inceleme yaptıktan sonra yargılamanın yenilenmesine karar verdiği görülmektedir:
"Yargılamanın iadesi talep eden kadın, … 15. Aile Mahkemesi'nin (Kapatılan Ümraniye 3. Aile Mahkemesi) 2011/194 esas ve 2012/793 karar sayılı dosyası ile aleyhine yargılamanın iadesi talep edilen erkek tarafından kendisine karşı açılan boşanma davasında davalı olarak tarafına yapılan tüm tebligatların usulsüz olduğunu, davadan haberi olmadığını ve bu şekilde yokluğunda yargılama yapılarak kararın usulsüz olarak kesinleştirildiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir. Mahkemece HMK'nun 375. maddesinde belirtilen yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden hiçbirinin gerçekleşmediği gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verilmiştir.
Tarafların boşanmalarına dair dava dosyasının incelenmesinde; gerekçeli kararın davalı sıfatına sahip olan kadına tebliğ edildiği '… Mah. … Sk. No: 17 İç Kapı No: 2 …/ İSTANBUL' adresi, aynı zamanda hasım durumundaki erkeğin mernis adresi olup, erkek bu adreste oturmaktadır. Ayrıca gerekçeli karar önceden iade edilen tebligat evrakı olmaksızın doğrudan mernis şerhiyle kadına tebliğe çıkarılmıştır.
Bu durumda gerekçeli kararın kadına tebliği usulsüz olup, kararın bu şekilde 28.05.2013 tarihinde usulsüz olarak kesinleştirildiği anlaşılmaktadır."
(2. Hukuk Dairesi 2019/7666 E., 2019/12281 K. 12.12.2019 T.)
Yargıtay, bu usulsüz tebligatın sonucunda kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceğini ve bu nedenle yargılamanın yenilenmesi talepli başvurunun "temyiz" niteliğinde olduğunu söylemektedir:
"… dosya içerisinde bu tebligattan önce davalı erkeğin tebligata elverişli bilinen en son adresinden bila ikmalen iade edilen bir tebligat bulunmamaktadır.
Bu durumda gerekçeli kararın erkeğe tebliği usulsüz olup, kararın bu şekilde 16.12.2014 tarihinde usulsüz olarak kesinleştirildiği anlaşılmaktadır. … Bu durumda boşanma kararının henüz kesinleşmediği, erkeğin dilekçesinin temyiz dilekçesi niteliğinde olduğu gözetilerek, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken…"
(2. Hukuk Dairesi 2017/2979 E., 2018/8692 K. 03.07.2018 T.)
Usulsüz tebligat nedeniyle kesinleşmemiş kabul edilen karar yönünden verilen yargılamanın yenilenmesi talebi, temyiz dilekçesi olarak kabul edilir:
"davalı kadına usulsüz olarak tebliğ edilmiş olması ve kadının davadan kararın kesinleşmesinden sonra haberdar olduğunu bildirdiğinden henüz kesinleşmemiştir. Davacı kadının bu dilekçesi temyiz dilekçesi olarak nitelendirilip, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderilmesi gerekirken"
(2. Hukuk Dairesi 2016/18005 E., 2018/3132 K. 13.03.2018 T.)