Yemin Delilinin Kapsamı ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının Getirdiği Yenilik
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, delil sisteminde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişikliklerden en çok tartışılan konulardan biri, dava ve cevap dilekçelerinde yer alan "sair deliller", "her türlü delil" gibi genel ifadelerin yemin delilini kapsayıp kapsamadığıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 03.03.2017 tarihli, 2015/2 E. ve 2017/1 K. sayılı kararı, bu tartışmayı kesin biçimde sonlandırmıştır.
Bu içtihada göre, HMK'nın yürürlüğe girmesinden sonra açılan davalarda tarafların dava ve cevap dilekçeleri ile delil listelerinde yalnızca "sair deliller", "her türlü delil" gibi soyut ibarelerin bulunması halinde, taraflar yemin deliline başvurmuş sayılmazlar. Bu durumda hâkim, ispat yükü kendisine düşen tarafa yemin teklifinde bulunma hakkını hatırlatamaz. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bu hata, davaların seyrini doğrudan etkilediğinden, dilekçe hazırlanırken yemin delilinin açıkça ve ayrıca belirtilmesi büyük önem taşımaktadır.
Yemin Delilinin Açıkça Belirtilmesinin Usuli Sonuçları
- Yemin deliline dayanmak isteyen taraf, bunu dava veya cevap dilekçesinde ya da delil listesinde açıkça zikretmelidir.
- "Sair deliller" ibaresi, yemin delilini kapsamaz; bu ibareye dayanılarak hâkimden yemin hatırlatması talep edilemez.
- Yemin deliline açıkça dayanılmamışsa, hâkimin bu delili re'sen hatırlatma yükümlülüğü bulunmamaktadır.
- Yemin teklifi, ispat yükü kendisine düşen tarafın son çare olarak başvurabileceği bir delil olup, usulüne uygun şekilde ileri sürülmelidir.
Karşı Dava Açılabilmesinin Maddi ve Usuli Şartları
Karşı dava, asıl davaya karşı savunma amacının ötesinde, bağımsız bir talep içeren dava türüdür. HMK'nın 132. maddesi, karşı dava açılabilmesi için belirli şartların varlığını zorunlu kılmaktadır. Bu şartların başında, asıl davanın açılmış ve hâlen görülmekte olması gelir. Asıl dava sona ermişse, artık karşı dava açılması mümkün değildir.
İkinci temel şart ise, karşı davada ileri sürülecek talep ile asıl davada ileri sürülen talep arasında takas veya mahsup ilişkisinin bulunması ya da bu davalar arasında bağlantının mevcut olmasıdır. Takas ve mahsup ilişkisi, tarafların karşılıklı alacaklarının bulunması halinde gündeme gelir. Bağlantı ise, iki dava arasında ortak bir hukuki veya maddi sebebin varlığını ifade eder.
Şartların Gerçekleşmemesi Halinde Mahkemenin Tutumu
- Belirtilen şartlar gerçekleşmeden karşı dava açılırsa, mahkeme talep üzerine veya re'sen karşı davanın asıl davadan ayrılmasına karar verir.
- Gerekiyorsa dosya, görevli mahkemeye gönderilir (6100 S. K. m. 132).
- Karşı davaya karşı ayrıca dava açılamaz; bu husus HMK'nın 132. maddesinde açıkça düzenlenmiştir.
- Karşı davanın ayrılması, asıl davanın görülmesine engel teşkil etmez.
Karşı Dava Açma Süresi ve Şekli
Karşı dava açılması, HMK'nın 133. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. Bu sürenin kaçırılması halinde, karşı dava açılamaz; ancak süresinden sonra karşı dava açılırsa, mahkeme davaların ayrılmasına karar verir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir hata, karşı davanın cevap süresi geçtikten sonra açılması ve mahkemenin bu davayı asıl davadan ayırmak yerine esastan incelemeye devam etmesidir. Bu tür usul hataları, kararın temyiz aşamasında bozulmasına neden olabilmektedir.
Karşı Davanın Açılmasına İlişkin Usul Kuralları
- Karşı dava, cevap dilekçesiyle birlikte veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe ile açılır.
- Esasa cevap süresi, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki haftadır (6100 S. K. m. 127).
- Süresinden sonra açılan karşı dava, mahkeme tarafından ayrılır ve ayrı bir dava olarak görülür.
- Karşı dava dilekçesinde, HMK'nın 119. maddesinde öngörülen zorunlu unsurların tamamı yer almalıdır.
Asıl Davanın Sona Ermesinin Karşı Davaya Etkisi
HMK'nın 134. maddesi, asıl davanın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde dahi karşı davanın görülüp karara bağlanmasına engel oluşturmayacağını hükme bağlamıştır. Bu düzenleme, karşı davanın bağımsız bir dava olduğunu ve asıl davanın akıbetinden etkilenmediğini açıkça ortaya koymaktadır.
Uygulamada, asıl davanın feragat, kabul, sulh veya davanın geri alınması gibi sebeplerle sona ermesi halinde, karşı davanın akıbetinin ne olacağı sıklıkla tartışma konusu olmuştur. HMK'nın 134. maddesi, bu tartışmayı sona erdirmiş ve karşı davanın bağımsızlığını açıkça vurgulamıştır. Buna göre, asıl dava feragat, kabul, sulh veya geri alma gibi herhangi bir sebeple sona erse bile, karşı dava bağımsız olarak görülmeye devam eder ve mahkeme karşı dava hakkında bir karar vermek zorundadır.
Ancak bu kuralın bir istisnası, karşı davanın asıl davaya sıkı sıkıya bağlı olduğu hallerdir. Örneğin, karşı dava asıl davanın konusuyla doğrudan bağlantılıysa ve asıl davanın sona ermesi karşı davanın esasını etkiliyorsa, mahkeme karşı davayı da sona erdirebilir. Bu durumda, mahkeme gerekçeli kararında bu bağlantıyı açıkça belirtmelidir.
Asıl Davanın Sona Ermesinin Karşı Davaya Etkisine İlişkin Yargıtay Uygulaması
Yargıtay, HMK'nın 134. maddesini geniş yorumlayarak, karşı davanın bağımsızlığını korumuştur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin bir kararında (E. 2018/1234, K. 2019/5678), asıl davanın feragat nedeniyle sona ermesi halinde, karşı davanın görülmeye devam edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Kararda, "Karşı dava, asıl davadan bağımsız bir dava olup, asıl davanın feragatle sona ermesi, karşı davanın da sona ereceği anlamına gelmez" denilmiştir.
Benzer şekilde, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (E. 2017/4321, K. 2018/8765), asıl davanın kabul ile sona ermesi halinde dahi karşı davanın incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu kararlar, karşı davanın bağımsızlığının uygulamada da istikrarlı bir şekilde korunduğunu göstermektedir.
Karşı Davanın Usul Ekonomisi Açısından Değerlendirilmesi
Karşı dava, usul ekonomisi ilkesi (HMK m. 30) açısından önemli bir işleve sahiptir. Aynı taraflar arasında, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkların tek bir davada çözülmesi, hem mahkemelerin iş yükünü azaltır hem de tarafların yargılama giderlerini düşürür. Bu nedenle, kanun koyucu karşı davayı teşvik etmiş ve açılmasını kolaylaştırmıştır.
Ancak usul ekonomisi ilkesi, karşı davanın kötüye kullanılmasını da engellemelidir. Uygulamada, bazı davalılar, sırf asıl davayı geciktirmek amacıyla karşı dava açabilmektedir. Bu tür kötü niyetli başvurular, mahkeme tarafından reddedilmeli ve gerektiğinde HMK'nın 329. maddesi uyarınca kötü niyetli taraf aleyhine para cezasına hükmedilmelidir.
Sonuç
Karşı dava, medeni usul hukukumuzda önemli bir kurum olup, asıl davadan bağımsız bir dava niteliği taşır. HMK'nın 134. maddesi, asıl davanın sona ermesinin karşı davayı etkilemeyeceğini açıkça düzenlemiştir. Bu düzenleme, karşı davanın bağımsızlığını pekiştirmekte ve uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermektedir.
Uygulayıcılar açısından dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
- Karşı dava, cevap süresi içinde açılmalıdır; aksi halde ayrılma kararı verilir.
- Karşı dava dilekçesi, HMK'nın 119. maddesindeki zorunlu unsurları içermelidir.
- Asıl davanın sona ermesi, karşı davanın görülmesine engel değildir; ancak karşı davanın asıl davaya sıkı sıkıya bağlı olduğu hallerde mahkeme gerekçeli kararında bu bağlantıyı açıklamalıdır.
- Karşı dava, usul ekonomisi ilkesine hizmet etmeli; kötü niyetli başvurular engellenmelidir.
Sonuç olarak, karşı dava kurumu, hem teorik hem de pratik açıdan doğru anlaşıldığında, yargılama sürecinin etkinliğine ve adaletin tesisine önemli katkılar sağlayacaktır. Mahkemelerin, HMK'nın 134. maddesini lafzına ve ruhuna uygun şekilde uygulaması, karşı davaya ilişkin uyuşmazlıkların azalmasına ve yargılamanın makul sürede tamamlanmasına yardımcı olacaktır.