7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 16. Maddesi Kapsamında Tebligatın Muhatap Yerine Aynı Konutta Oturan Kişiye Yapılması
Tebligat, hukuki işlemlerin ve yargısal süreçlerin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için muhatabına usulüne uygun olarak ulaştırılması gereken resmi bir bildirim işlemidir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 16. maddesi ile Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesi, muhatabın adresinde bulunmaması hâlinde tebligatın nasıl yapılacağını ayrıntılı biçimde düzenlemiştir. Buna göre; kendisine tebligat yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa, tebliğ aynı konutta oturan kimselere veya hizmetçilerden birine yapılır. Ancak bu hükmün uygulanabilmesi, kanun koyucunun öngördüğü birtakım maddi koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.
Tebligatın Aynı Konutta Oturan Kişiye Yapılabilmesinin Şartları
Kanun’un lafzı ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, muhatap yerine başka bir kişiye tebligat yapılabilmesi için aşağıdaki koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- Muhatabın adresinde bulunmaması: Tebligat memuru, muhatabı gösterilen adreste aramış olmalı ve muhatap o esnada adreste bulunmamalıdır.
- Muhatabın bulunmama nedeninin araştırılması: Tebligat memuru, muhatabın neden adreste olmadığını somut biçimde tespit etmeli; örneğin “çarşıya gittiği”, “işe gittiği” gibi geçici bir sebeple mi yoksa sürekli bir ayrılık nedeniyle mi adreste bulunmadığını mazbataya yansıtmalıdır.
- Tebligatın yapıldığı kişinin aynı konutta oturması: Tebligatı teslim alan kişi, muhatap ile aynı konutta birlikte oturan bir kimse veya muhatabın hizmetçisi olmalıdır.
- Tebligatı alan kişinin ehliyeti: Tebligatı teslim alan kişinin “temizlik ehliyetine” sahip olması, yani ayırt etme gücüne sahip ve fiil ehliyetine haiz bir kişi olması gerekir.
Tebliğ Mazbatasındaki Şerhin Hukuki Değeri
Tebliğ mazbatası üzerine yazılan şerhte, tebligatı alan kişinin “aynı konutta oturduğu” yönünde beyanda bulunması ve bu beyanın imzalanmış olması, tebligatın şeklen usulüne uygun görünmesini sağlar. Ancak bu şekli uygunluk, tebligatın maddi anlamda geçerli olduğu sonucunu doğurmaz. Zira tebligatın geçerliliği, yalnızca mazbatadaki şerh ve imzaya bakılarak değil, tebligatın yapıldığı kişinin gerçekten aynı konutta oturup oturmadığı da denetlenerek belirlenir.
Uygulamada, tebligat memurunun mazbataya yazdığı “aynı konutta oturan kızı”, “aynı konutta oturan oğlu” gibi ifadeler, çoğu zaman tebligatı alan kişinin beyanına dayanılarak yazılmaktadır. Bu nedenle mazbatadaki şerh, tek başına tebligatın geçerliliğini kanıtlamaz; aksine, muhatabın bu beyanı çürütmesi hâlinde tebligatın usulsüzlüğü gündeme gelir.
Şikâyet Yoluyla Tebligatın Usulsüzlüğünün İleri Sürülmesi
Muhatap, tebligatın usulsüz olduğunu ileri sürerek şikâyet yoluna başvurabilir. Şikâyetçi tarafından, tebliği alan kişi ile aynı konutta oturulmadığı beyan edilmişse, İcra Hukuk Mahkemesi bu iddiayı her hâlükârda araştırmakla yükümlüdür. Mahkemenin bu iddiayı araştırmadan karar vermesi, eksik inceleme nedeniyle bozma sebebi oluşturur.
Bu noktada şikâyetçinin, tebligatı alan kişi ile aynı konutta oturmadığına ilişkin iddiasını somut delillerle desteklemesi beklenir. Mahkeme, gerekli gördüğünde zabıta marifetiyle araştırma yaptırabilir; nüfus kayıtları, muhtarlık kayıtları, kira sözleşmeleri, elektrik-su-abonelik kayıtları gibi delilleri toplayabilir. Tebligat tarihi itibarıyla tarafların aynı adreste oturup oturmadığı, bu araştırma sonucunda net biçimde ortaya konulmalıdır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin Konuya İlişkin Kararı
YARGITAY 12. Hukuk Dairesi Esas No: 2016/30313 Karar No: 2018/3244 Karar Tarihi: 17.04.2018; “Somut olayda, şikayetçi borçlu … adına gönderilen ödeme emri tebligatının incelenmesinde, ‘gösterilen adrese gidildiğinde muhatap çarşıya gittiğinden hazır olmaması nedeniyle muhatap yerine almaya ehil aynı konutta birlikte oturan kızı …’ye tebliğ edilmiştir’ şerhiyle 18.12.2015 tarihinde tebligatın yapıldığı görülmektedir. Buna göre, tebliğ işlemi şeklen usulüne uygun olsa da, şikayetçi borçlu, tebligatı alan kızı … ile birlikte aynı konutta yaşamadıklarını ileri sürdüğüne göre, mahkemece bu konuda herhangi bir araştırma yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
Yargıtay’ın bu kararı, tebligatın şeklen usulüne uygun görünmesinin tek başına yeterli olmadığını, maddi gerçeğin araştırılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Şikâyetçi borçlu, tebligatı alan kişiyle aynı konutta oturmadığını ileri sürdüğünde, mahkeme bu iddiayı ciddiyetle ele almalı; yalnızca tebligat mazbatasındaki şerhe dayanarak karar vermemelidir. Aksi hâlde, usulüne uygun görünen bir tebligat, gerçekte muhatabına ulaşmamış olabileceği gibi, borçlunun savunma hakkının kısıtlanmasına ve hukuki dinlenilme hakkının ihlaline yol açacaktır.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, tebligatı alan kişinin beyanına itibar edilmesi ve mahkemenin ek bir araştırma yapmaksızın tebligatı geçerli saymasıdır. Oysa İİK m. 18 kapsamındaki şikâyet yargılamasında amaç, şekli bir denetim değil, tebligatın gerçekten muhatabına ulaşıp ulaşmadığının tespitidir. Bu nedenle mahkeme;
- Tebligatı alan kişinin, tebligat tarihi itibarıyla muhatap ile aynı konutta oturup oturmadığını,
- Muhatabın tebligat tarihinde adreste bulunup bulunmadığını,
- Tebligatı alan kişinin “almaya ehil” olup olmadığını (yaş, ayırt etme gücü vb.),
- Adres kayıt sistemi (AKS) ve MERNİS kayıtlarındaki bilgilerin güncel olup olmadığını,
re’sen araştırmak zorundadır. Bu araştırma yapılmadan verilen karar, hem eksik inceleme hem de hatalı hukuki değerlendirme nedeniyle bozulmaya mahkûmdur.
Öte yandan, tebligatı alan kişinin muhatabın kızı, oğlu veya yakını olması, tek başına aynı konutta oturduklarını göstermez. Yetişkin çocukların ayrı konutta yaşaması hayatın olağan akışına uygun olduğundan, mahkeme bu hususu somut delillerle doğrulamalıdır. Aksi yöndeki bir kabul, tebligatın usulsüzlüğü iddiasının kolayca ileri sürülemeyeceği gibi bir sonuç doğurur ki bu, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğüyle bağdaşmaz.
Sonuç
Tebligat, yargılamanın sağlıklı yürütülmesinin ve savunma hakkının kullanılabilmesinin temel şartıdır. Usulsüz tebligat, yok hükmünde sayılır ve muhatabına hukuki sonuç doğurmaz. Bu nedenle mahkemeler, tebligatın usulsüzlüğüne ilişkin iddiaları titizlikle incelemeli; şekli uygunluğun ötesine geçerek maddi gerçeği araştırmalıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yukarıda yer verilen kararı da bu ilkeyi teyit etmekte; aynı konutta oturma iddiasının araştırılmadan karar verilmesini bozma sebebi saymaktadır. Borçlu vekili olarak, tebligatın usulsüzlüğüne dayanan şikâyetlerde bu içtihat doğrultusunda hareket edilmesi, müvekkilin hak kaybını önlemek açısından hayati önem taşımaktadır.