Bireysel veya kurumsal olarak karşılaşılabilecek yasal itilaflarda hakların tam olarak bilinmesi, adil bir çözümün anahtarıdır. Bu yazımızda ilgili mevzuat detaylarını mercek altına alıyoruz.

Hukuk Büromuz

  • Ehlibeyt Mah. Ceyhun Atuf Kansu Cd. No:112 D:30, Cevat Muratal İş Merkezi, Balgat, /

Randevu İçin Tıklayınız

Yazı İçeriği:

  1. Terk Nedeniyle Boşanma Davası

  2. Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları

    1. Terk Fiili

    2. Kusur

    3. Terk Süresinin En Az Altı(6) Ay Olması

    4. Eve Dön İhtarı

    5. Dön İhtarının Samimi Olması ve Konutun Ortak Yaşama Uygun Olması

    6. İhtarın Sonuçsuz Kalması

  3. Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Açılması

  4. Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Olası Riskleri

  5. Terk Nedeniyle Boşanma Davasında Davayı Kabul

  6. Terk Nedeniyle Boşanma Davasına İlişkin Yargıtay Kararları


Terk Nedeniyle Boşanma Davası


Terk nedeniyle boşanma yasal süreci, Türk Medeni Kanunumuzda sınırlı olarak sayılmış olan özel boşanma sebeplerinden birisidir.

Yasa koyucu, eşlerin birlikte yaşamasını ve eşlerin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini evlilik birliğinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için koşul saymıştır. Nitekim Türk Medeni Kanunumuzun 164. Maddesinde belirtilmiş olan şartlar dahilinde terk edilen eş, terk sebebiyle kendisini terk eden eşe dön ihtarında bulunabilir ve bu ihtarın sonuçsuz kalması hâlinde terk nedeniyle boşanma yasal süreci açabilir.


Türk Medeni Kanunumuzun 164. Maddesine Göre:"Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu vaziyet devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter vasıtasıyla yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma yasal süreci açabilir.

Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma yasal süreci açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe yasal aşama açılamaz."

Terk nedeniyle boşanma davasını düzenleyen ve yukarıda alıntılamış olduğumuz yasa maddesinin açık hükmü gereğince, terk fiili yalnızca evden ayrılan eş vasıtasıyla değil, evde kalan eş vasıtasıyla da gerçekleştirilebilmektedir: Eşlerden biri, diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlarsa veya haklı bir sebep olmaksızın diğer eşin ortak konuta dönmesini engellerse, bu zorlama ve engellemeleri yapan eş diğer eşi terk etmiş sayılır.


Terk nedeniyle boşanma davasını iki aşamalı bir yasal aşama olarak görmemizde fayda vardır. Bu aşamalar:

  1. Noter veya yargı mercii aracılığıyla gönderilecek olan özel nitelikli bir ihtarname ile evi terk eden eşe dön çağrısında bulunma,

  2. İhtarın sonuçsuz kalması hâlinde terk nedeniyle boşanma yasal süreci açma aşamalarıdır.


Terk, mutlak boşanma sebeplerinden birisidir.

Bununla birlikte son derece teknik bir boşanma sebebidir. Dolayısıyla terk nedeniyle boşanma davasında hakim, eşlerin arasındaki evlilik birliğinin sarsılmış olup olmadığını ve karşılıklı kusur durumlarını incelemez. Terk nedeniyle boşanma koşulları meydana gelmişse hakim boşanmaya hükmeder.


Aşağıda, terk nedeniyle boşanma davasının şartlarını ve yargılama sürecini kısaca detaylandırmaya çalışacağız. Ancak olası bir itilaf halinde alanında uzman bir boşanma avukatı ile görüşüp yasal danışma ile yasal aşama temsil desteği almanız tavsiye edilmektedir.



Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Koşulları


Boşanma davasının şartlar:

  1. Ortak konutun terk edilmesi,

  2. Ortak konutu terk eden eşin kusurlu olması, yani evi terk etmesininde haklı bir sebebinin bulunmaması ve terk olgusunun evlilik birliğinden doğan sorumluluklarından kaçmak olması,

  3. Terk fiilinin altı aydan uzun sürmüş olması,

  4. Terk eden eşe usulüne uygun olarak gönderilecek bir ihtarname ile "eve dön" çağrısında bulunulması,

  5. Ortak konut olarak gösterilen konutun, ortak yaşama uygun olması,

  6. Dön ihtarının sonuçsuz kalması

Şeklinde sayılabilir.


Bu koşulları aşağıda alt başlıklar altında kısaca detaylandırmaya ve örneklendirerek somutlaştırmaya çalışacağız.


A) Terk Fiili


Terk fiili, adı üzerinde eşlerin ortak yaşadıkları konutun terk edilmesidir.

Bu anlamda ruhen yani mecazen ve manevi bir terk etme davranışı değil, fiilen ortak konuttan ayrılmakla terk fiili gerçekleştirilmiş olur. Eşlerin aynı evde yaşıyor olmalarına rağmen yatakları ayırmaları, yani geceleri ayrı odalarda yatmaları ve birbirleriyle konuşup iletişim kurmaktan imtina etmeleri, yasal anlamda terk sayılmaz. Eşlerden birinin ortak konutu terk etmesi hâlinde, sayacağımız diğer şartların da varlığı halinde evde kalan diğer eş vasıtasıyla terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılabilir.


Eşin evi terk etmesinde diğer eşin onu evden kovması veya haklı bir sebep olmaksızın onu ortak konuta yani eve almaması gibi bir neden yatıyorsa: Bu vaziyette fiilen evi terk eden eş değil, evde kalan eş terk fiilini gerçekleştirmiş olur. Dolayısıyla bu vaziyette evden kovulan eşin terk nedeniyle boşanma yasal süreci açması mümkündür.

Bu vaziyet, Türk Medeni Kanunumuzun 164. Maddesinin 1. Fıkrasının son cümlesinde "Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. " şeklinde açıkça düzenlenmiştir.


B) Kusur


Terk nedeniyle boşanma davasının manevi unsuru olan kusurluluk, evi terk eden eşin terk fiilinin, evlilik birliğinden doğan sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınmasıdır. Ortak konutu terk eden ve haklı bir sebep olmaksızın dönmekten imtina eden eş, terk fiilinde kusurludur.


Örneğin artık eşine sevgi ve saygı duymadığı için birlikte yaşamak istemeyen ve baba evine dönen bir kadının bu fiili, terk olgusunu meydana getirecektir.

Bu vaziyette, diğer şartların da varlığı halinde, terk edilen erkek vasıtasıyla Türk Medeni Kanunumuzun 164. Maddesi uyarınca dön ihtarında bulunabilir ve sonrasında terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılabilir.


Bu durumun kavramsal çerçevesini çizebilmek adına aksiyle kanıtı üzerinden örneklendirmemiz gerekirse: Bir eşin çalışmak için başka bir şehre veya ülkeye gitmek zorunda olması, mecburi askerlik görevini yerine getiriyor olması gibi durumlarda evi terk eden eşin bu davranışı hukuken "terk" niteliğinde değildir. Çünkü bu örneklerde eşin niyeti, evlilik birliğinden doğan sorumluluklarından kaçınmak değildir. Aksine, bu tip örneklerde eşin evden ayrılmasında haklı bir sebep bulunmaktadır.

Bununla birlikte eşin haklı sebebi veya zorunluluk hali ortadan kalkmış olmasına rağmen kendi isteğiyle dönmekten imtina etmesi hâlinde da yine terk olgusunun varlığından söz edilebilecektir.


C) Terk Süresinin En Az Altı(6) Ay Olması


Terk nedeniyle boşanma davasının kabul edilebilmesi için, terk nedeniyle açılacak olan boşanma davasının açılış tarihinden en az altı(6) ay önce terk fiilinin gerçekleşmiş olması ve terk olgusunun aradan geçen bu altı aylık süre boyunca kesintisiz bir şekilde devam etmiş olması gerekmektedir.


Bu 6 aylık süre içerisinde eşin samimi bir şekilde ortak konuta dönüş sağlaması ve ortam yaşamın tekrar kurulması hâlinde 6 aylık süre tekrar başlayacaktır. Ancak evi terk eden eşin eve dönüşünün samimi olmadığı durumlarda, Türk Medeni Kanunumuzun 2. Maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmasına aykırı vaziyet bahsi geçen olabilir ve bu vaziyette terk süresi hesaplanırken kesinti dikkate alınmaz.


Aşağıda "Eve Dön İhtarı" alt başlığı altında açıklayacak olduğumuz üzere, 6 aylık süre şu şekilde olabilir:

  • Terk fiilinin gerçekleşmesi sonrasında 4 aylık bir süre geçtikten sonra eve dön ihtarı için başvuru yapılabilir.

  • Eve dön ihtarının tebliğinden itibaren 2 aylık bir süre geçtikten sonra terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılabilir.

  • Böylece aradan geçen 4 ay ve 2 ay toplamı, 6 aylık süre şartını sağlıyor olduğundan dolayı zaman kaybetmeksizin terk nedeniyle boşanma sağlanmış olur.


D) Eve Dön İhtarı


Terk nedeniyle boşanma yasal süreci öncesinde ortak konutu terk eden veya haklı bir sebep olmaksızın eşini ortak konuta almaktan imtina eden eşe, diğer eş vasıtasıyla noter veya yargı mercii vasıtasıyla ihtarname gönderilmesi ve "eve dön" çağrısında bulunulması gerekmektedir. Bu husus, Türk Medeni Kanunumuzun 164.

Maddesinin 2. Fıkrasında açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır.


Türk Medeni Kanunumuzun 164/2. Fıkrasına Göre:"Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır.

Ancak, boşanma yasal süreci açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe yasal aşama açılamaz."

Usulüne uygun olarak dön ihtarında bulunulmamış olması hâlinde terk nedeniyle boşanma davasının reddine hüküm verilir. Bu nedenle terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılmadan önce mutlaka dön ihtarı yapılmalı ve bu ihtarın karşı tarafa ulaşmış olduğundan emin olunmalıdır.


Dön çağrısı yapmak için ihtarname gönderilmesi, yargı mercii veya noterden istenebilir. Bu vaziyet, yukarıda alıntılamış olduğumuz açık yasa hükmünün gereğidir. Bu nedenle kısa mesaj, mesajı, yazışması, iadeli taahhütlü posta gibi araçlarla evi terk eden eşe dönmesi için çağrıda bulunulması, yasal anlamda terk nedeniyle boşanma davasının şartlarını sağlamaz.

Bahsi geçen bu ihtar mutlaka yargı mercii veya noter aracılığıyla gönderilmelidir.


Eğer ortak konutu terk etmiş olan eş yabancı uyrukluysa veya Türk vatandaşı olsa dahi yabancı bir ülkede yaşıyorsa, dön ihtarının mutlaka yargı mercii aracılığıyla gönderilmesi tavsiye edilir. Yargı Mercii, ilgili evrakın bilirkişi vasıtasıyla tercümesini sağlayarak tebligatın istinabe yoluyla ve usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacaktır. Bu sayede ihtar akabinde 2 ay geçtikten sonra açılacak olan terk nedeniyle boşanma davasının usulden veya esastan reddedilmesi riski büyük oranda azaltılmış olacaktır. Bahsi geçen bu iki aylık sürenin başlangıcı, dön ihtarının karşı tarafa tebliğ edildiği tarih olacaktır.


Evi terk eden eşe dön ihtarı gönderilebilmesi için, terk eyleminin gerçekleşmesi akabinde en az dört(4) ay zaman geçmiş olması gerekmektedir.

Terk ihtarının karşı tarafa tebliği akabinde terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılabilmesi için, tebliğden itibaren iki(2) ay süre geçmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla terk nedeniyle boşanma yasal süreci ile davaya konu edilen terk fiili arasında minimum altı(6) aylık bir zaman dilimi bahsi geçen olur.


Gönderilecek olan ihtarda aşağıdaki hususlar yer alır:

  1. Terk edilen ortak konuta dönülmesi için çağrı yapıldığı hususu,

  2. Ortak konutun tam adresi,

  3. İki aylık süre içerisinde ortak konuta dönülmesi gerektiği hususu,

  4. İhtara uymamanın olası yaptırımlar,

  5. Talepte bulunan eş vasıtasıyla yol ve konaklama giderlerinin yatırılmış olduğu hususu(IBAN üzerinden veya PTT yoluyla),

  6. Ortak konutun anahtarının bulunduğu yer(genellikle bir komşu veya polis ya da jandarma karakolu)


Eve dön ihtarının tebliği akabinde iki aylık süre içerisinde terk eden eşin eve dönmemesi hâlinde terk edilmiş olan eş vasıtasıyla terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılabilir.


E) Dön İhtarının Samimi Olması ve Konutun Ortak Yaşama Uygun Olması


Dön ihtarının yalnızca teknik bir detaydan ziyade gerçek bir "eve dön" çağrısı olması gerekmektedir. Dolayısıyla dön ihtarının samimi ve dürüst olması gerekir. Yalnızca boşanma davasının şartlarının sağlanması amacıyla gerçekleştirilen bir dön ihtarı yasal anlamda hüküm ve sonuç doğurmayacaktır.


Uygulamada dön ihtarıyla birlikte bu ihtarda bulunan eşten, terk eden eşin eve dönebilmesi için yol ve konaklama giderlerini de eşe PTT veya IBAN yoluyla göndermesi ve dekont sunması istenir.

Aynı şekilde ortak konuta dönecek olan eşe, ortak konutun yedek anahtarının nerede olacağı bilgisi de ihtarname içeriğinde bildirilmelidir.


Müşterek konutun bağımsız olması, yani yalnızca çekirdek aile bireylerinin yaşamına ayrılmış bir konut olması gerekir. Zaten bağımsız konut sağlanmaması ve bir eşin diğer eşin ailesiyle yaşanmaya zorlanması, şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davasında kusurlu bir davranış olarak görülmektedir. Bu nedenle terk nedeniyle boşanma davasında da bağımsız konut sağlanması hususu dikkate alınmalıdır.


Dön ihtarında bulunulan eşin davet edildiği ortak konutun birlikte yaşamaya uygun nitelikte olması gerekir. Örneğin terk eden eşin yıkık dökük ve çöp içerisinde bir konuta davet edilmesinin bir anlamı yoktur, çünkü bu vaziyette terk eden eşin evi terk etmesinde veya eve dönmekten imtina etmesinde haklı bir sebep bahsi geçen olacaktır.

Tabi bu tip durumlarda eve dön ihtarının samimi olup olmadığı hususu, tarafların içerisinde bulundukları sosyal ve ekonomik koşullar dikkate alınmak suretiyle belirlenir.


F) İhtarın Sonuçsuz Kalması


Terk nedeniyle boşanma davasının açılabilmesi için eve dön ihtarının sonuçsuz kalmış olması gerekir. Eğer terk eden eş, kendisine ihtar yoluyla yapılan eve dön çağrısı üzerine ortak konuta dönerse, terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılamayacaktır. Ancak terk eden eşin eve dönüşünün, boşanma davasının olası sonuçlarından kaçınmak adına kötü niyetli bir dönüş olduğunun anlaşılması hâlinde eşin terk fiilinin sürdüğünün kabulü gerekir. Çünkü aksi vaziyette Türk Medeni Kanunumuzun 2.

Maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil edecektir; dolayısıyla bu neviden bir davranışı hukuk düzeni korumaz.



Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Açılması


Eve dön çağrısının usulüne uygun tebliğ edilecek olan ihtarname yoluyla yapılması akabinde 2 ay sürenin geçmesi ile birlikte yukarıda açıklamış olduğumuz diğer tüm şartların sağlanması hâlinde terk edilen eş vasıtasıyla terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılabilir. Bu davada davacı, terk nedeniyle boşanma davasının tüm şartlarının somut olayda mevcut olduğunu ispat edecek delillerini sunmalı ve boşanmaya hüküm verilmesini talep etmelidir. Bunun yanında boşanmanın ferileri ile ziynet eşyası talebinde de bulunulması mümkündür. Ancak ziynet eşyası boşanmanın ferilerinden olmadığından dolayı ayrıca harçlandırılır ve hakim, gerek görürse ziynet talebini tefrik ederek ayrı bir dosya numarası ile görülmesine hüküm verebilir.


Terk nedeniyle boşanma yasal süreci dilekçesini tebliğ alan davalı, 2 haftalık süre içerisinde davaya cevaplarını sunabilir ve karşı davasını açabilir.

Vereceği cevap dilekçesinde terk olgusunun haklı bir nedene dayandığını beyan edebilir ve sunacağı delil dilekçesiyle bu beyanlarını ispat etme girişiminde bulunabilir.



Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Olası Riskleri


Terk nedeniyle boşanma yasal süreci, genellikle boşanma davaları alanında uzmanlaşmış olan avukatlar vasıtasıyla vatandaşlara önerilmemektedir. Özellikle evlilik birliğini sürdürmek istemeyen ve eşiyle anlaşamadığı için fiilen ayrı yaşamaya başlamış olan vatandaşlar, terk nedeniyle boşanma davasının mutlak bir boşanma sebebi olduğunu da öğrendikten sonra terk nedeniyle boşanma yasal süreci açmanın kendileri için ideal bir boşanma sebebi olduğuna kanaat getirebilmektedir. Ancak terk nedeniyle boşanma davasında terk eden eşin ihtar üzerine eve dönmesi hâlinde yasal aşama konusuz kalacaktır ve mahkemece boşanmaya hüküm verilmesi mümkün olamayacaktır. Bununla birlikte terk eden eşe yapılacak olan "eve dön" ihtarının dürüst ve samimi bir çağrı olması gerekmektedir.

Dolayısıyla eşin eve dönmesi hâlinde karşılıklı olan tüm kusurlu davranışların affedilmiş olması sonucu bahsi geçen olacağından dolayı boşanma yasal süreci açılabilmesi için bir süre birlikte yaşanması ve yeni kusurlu davranışların meydana gelmesi gerekecektir.


Tüm bu saymış olduğumuz nedenler, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Bu nedenle terk nedeniyle boşanma yasal süreci, taraflar açısından çeşitli riskler barındırmakta ve müvekkillerinin riskini minimize etmek isteyen boşanma avukatları vasıtasıyla tavsiye edilmemektedir; bu davayı açmak isteyen müvekkiller, genellikle evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasına yönlendirilmektedir.


Ancak yine de terk nedeniyle boşanma yasal süreci, evi terk eden eşin ortak konuta dönmesi hâlinde evliliğini sürdürmek isteyen ve halen daha evliliğini kurtarmak isteyen kişiler açısından tercih edilebilir ve bu vaziyette verimli sonuçlar alınmasına ön ayak olabilir.



Terk Nedeniyle Boşanma Davasında Davayı Kabul


Terk nedeniyle boşanma yasal süreci, yukarıda detaylı olarak açıklamış olduğumuz üzere son derece teknik detaylar ihtiva eden bir boşanma yasal süreci türüdür. Dolayısıyla bu davada yargılamayı yürüten hakim vasıtasıyla terk nedeniyle boşanmanın şartlarının mevcut olup olmadığı hususu dikkatle incelenerek hüküm kurulur. Örneğin terk nedeniyle boşanma davasında diğer eş aslında ortak konutu kendi rızasıyla terk etmediği, ancak kendisinin de boşanmak istediği için davanın kabulüne hüküm verilmesini talep ederse, yargı mercii davalı eşin bu beyanını dikkate almaksızın salt somut olayda terk olgusu ve diğer yasal aşama şartlarının mevcut olup olmadığının tespitini yapmalı ve yapacağı bu tespite göre hüküm vermelidir.(Bakınız: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2289 E.

Ve 2020/939 K. Sayılı hükmü)



Terk Nedeniyle Boşanma Davasına İlişkin Yargıtay Kararları

  • Ortak konutu terk eden eşe gönderilecek olan eve dön ihtarı ile terk nedeniyle açılacak olan boşanma yasal süreci arasında çok uzun bir zaman geçmesi hâlinde davacının eve dön ihtarında samimi olmadığı sonucunun çıkarılacağına ilişkin hüküm,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/17490 E., 2018/5662 K. Sayılı hükmü

"...

...

...

Terk sebebine dayanan boşanma davasının kabulü için usulüne uygun ve samimi ihtar tebliğine rağmen, ihtar edilen eşin haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi gerekir.

Davacı erkek vasıtasıyla 13.02.2012 tarihinde ihtar talebinde bulunulduğu halde, aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra 02.11.2015 tarihinde terk nedenine dayanarak boşanma yasal süreci açılması, davacı erkeğin eve dön ihtarında samimi olmadığını göstermektedir. Ayrıca davalı kadın, 03.12.2012 tarihinde açılan ve kabul edilen Türk Medeni Kanunu'nun 197. Maddesine dayalı bağımsız tedbir nafakası yasal süreci ile ayrı yaşamakta haklılığını kanıtlamış olmakla ortak konuta haklı sebeple dönmediği anlaşılmaktadır. Bu vaziyette, mahkemece terk nedenine dayanarak açılan boşanma davasının reddine hüküm verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

...

...

..."


  • Terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılabilmesi için ortak konutun eşler vasıtasıyla, birlikte seçilmiş olması gerektiğine ilişkin hüküm,

  • Terk nedeniyle boşanma yasal süreci açılabilmesi için eve dön çağrısı yapılacak olan ortak konutun tarafların hallerine uygun ve bağımsız bir konut olması gerektiğine ilişkin hüküm,

Yargıtay 2.

Hukuk Dairesi 2015/4026 E., 2015/18167 K. Sayılı hükmü

"...

...

...

Terk sebebine dayalı boşanma davasının kabul edilebilmesi için öncelikli koşul davalı eşin haklı bir sebep olmadan en az dört aydan beri eşini terk etmiş olmasıdır. Tarafların birlikte seçtikleri (TMK. md.186) veya Türk Medeni Kanununun 188. Maddesi şartlarının oluşması sebebiyle eşlerden birinin seçtiği, ya da hakim vasıtasıyla belirlenen (TMK. md.195) hallerine uygun, oturmaya elverişli, bağımsız bir evleri yoksa, terk eden eşin bu davranışı haklı sebebe dayanır.

Terk edilen eş (TMK. md.164) diğerini açıklanan bu kurallara uygun olarak ortak konuta çağırmakla yükümlüdür. Çünkü ortak hayat bunu mecburi kılar (TMK. md.185/3). Somut olayda yukarıda açıklandığı üzere davacı-davalı erkeğin davalı-davacı kadını kanuni koşullara uygun ortak konuta davet etmediği anlaşıldığından ihtar geçersiz olmakla davanın reddi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

...

...

..."


  • Eşini ortak konutu terke zorlayan eşin terk yasal nedenine dayalı boşanma yasal süreci açmaya hakkı olmadığına ilişkin hüküm,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/14545 E., 2016/5851 K.

Sayılı hükmü

"...

...

...

Yasal Aşama terk yasal sebebine dayalı boşanma davasıdır (TMK m. 164). Türk Medeni Yasanın 164. Maddesi gereğince boşanma yasal süreci açma hakkı, terk edilen eşe aittir. Eşini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır ve bunun sonucu olarak terk yasal nedenine dayalı boşanma yasal süreci açamaz. ( TMK m. 164/1).

Davacı erkek davalı kadına fiziksel şiddet uygulamış, bu sebeple ceza almış, kadın da evi terk etmek zorunda kalmıştır. O halde, davacı eş, diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan eş konumunda bulunduğundan, terk yasal nedenine dayalı davasının reddine hüküm verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

...

...

..."



  • Terk nedeniyle boşanma davasında davalının davayı kabul etmesinin hakimi bağlamayacağına ilişkin hüküm,

  • Terk nedeniyle boşanma davasında, terk nedeniyle boşanma davasının tüm şartlarının mevcut olup olmadığının hakim vasıtasıyla tespit edilmesi gerekeceğine ilişkin hüküm,

  • Terk nedeniyle boşanma davasında davacı sıfatının resen incelenmesi gerektiğine ilişkin hüküm,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2289 E., 2020/939 K. Sayılı hükmü

"...

...

...

13. Evlilik “birlik ilkesi” üzerine kurulmuştur.

Evlenme ile eşler arasında “evlilik birliği” kurulmuş olur ve tarafların evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirme görevleri başlar. Bu görevlerin en önemlisi ise evliliğin amacıyla uyumlu şekilde eşlerin birlikte yaşamalarıdır. Bu bağlamda birlik süresince kural olan; mecburi nedenler dışında eşlerin birlikte yaşamasıdır. Asıl kuralın aksine eşlerden birinin bu birliktelikten haklı bir sebep olmaksızın özgür iradesi ile ortak yaşamdan ayrılması ise “terk” olarak kabul edilir.

Terk mutlak ve özel bir boşanma sebebi olarak 4721 sayılı Kanunu’nun 164. Maddesinde; “(1) Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu vaziyet devam etmekte ve istem üzerine hâkim vasıtasıyla yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma yasal süreci açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. (2) Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır.

Ancak, boşanma yasal süreci açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe yasal aşama açılamaz.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır.

14. Terk sebebiyle açılan boşanma davaları kendine has özellikleri nedeniyle bu davalarda “yasal süreç koşulları ile yargılama usulü” iç içe geçmiş hâldedir. Yasal Aşama çok sıkı maddi ve şekli şartlara bağlanmış olup titizlikle incelenme gerektirmektedir. Buradan hareketle söylenmelidir ki; hâkim, terk sebebine dayalı boşanma yasal aşama şartlarının oluşup oluşmadığını maddi hukuk ve usul hukuku açısından olmak üzere iki ayrımda inceleyerek hüküm vermelidir.

Maddi hukuk açısından “terk eylemi” evlilik birliğinin yüklediği sorumlulukları yerine getirmeme maksadı ve ortak hayata son verme kastı taşımalı, haklı ve hukuka uygun bir nedene dayanmamalı ve son olarak altı ay süreyle devam ediyor olmalıdır. Maddenin ikinci fıkrasında ise usul hukuku açısından üzerinde dikkatle inceleme yapılması gereken “ihtar müessesesi” açıklanmıştır.

15. Nitekim öğretide de terk; “…ortak hayatın kesilmesidir. Bunun için eşlerden birinin ortak konuttan ayrılması ve konuta geri dönmemesi gerekir.

Eşlerin aynı evde yaşamakla birlikte, oturma ve yatak odalarını ayırmaları, birbirleriyle hiç konuşmamaları terk sayılmaz; çünkü burada durumun daima normale dönmesi ihtimali ve imkânı vardır. Ortak konuttan ayrılma, isteyerek olabileceği gibi, eşlerden birinin diğerini evden atması sonucunda, yani zorla da olabilir. Bu durumdu eşin evden ayrılmasında hukuka aykırılık unsuru yoktur. Bu takdirde terk eden eş, ötekini kovan eştir.

Eşlerden biri nikâhtan sonra birlikte seçtikleri ortak konuta hiç gelmezse, yine terk vardır. Buna karşılık eşlerden birinin diğerinin yakınlarıyla oturmayı reddetmesi terk değildir” (Prof. Dr. Bilge Öztan, Aile Hukuku, 6.

Bası, 2015, s. 667) şeklinde açıklanmaktadır. O hâlde, ortak konutu terke zorlayan veya eve dönmeyi engelleyen eşin, gerçekte terk eden eş olması nedeniyle, terke dayalı boşanma yasal süreci açma hakkı bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu sonucun, yasanın konuluş amacına da uygun olduğu anlaşılmaktadır. Aksine görüşün kabul edilmesi hâlinde; ortak konuttan kovulan, fiilen ayrılmaya zorlanan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesi engellenen eşe karşı, haksız konumda bulunan eşin boşanma yasal süreci açma hakkı olduğunun kabulü ile boşanma hükmü elde edebileceğinin düşünülmesi, hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

16.

Anlatılanların yanında, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. Maddesi bir yargı mercii hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.

6100 sayılı HMK'nın “Hükmün kapsamı” başlıklı 297. Maddesi; “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren yargı mercii ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, yargı mercii çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. B) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve avukatlerinin ad ve soyadları ile adreslerini.

C) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve yasal sebepleri. Ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa yasa yolları ve süresini. D) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. E) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmünü taşımaktadır.

17.

Yasal düzenlemeye göre bir yargı mercii hükmünde; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve yasal sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı yasal esaslar açıklanır.

Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların yasal niteliğini (yasal sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.

18. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. Üst yargı mercii de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler.

Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olmasının yanında, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyan, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösteren nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o yasal aşama yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması mecburidir.

19. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.03.2008 tarih, 2008/15-278 E. Ve 2008/254 K.; 21.10.2009 tarih, 2009/9-397 E.

Ve 2009/453 K.; 07.05.2014 tarih, 2013/4-1121 E. Ve 2014/626 K.; 13.04.2016 tarih, 2014/11-638 E. Ve 2016/501 K.; 31.05.2017 tarih, 2017/12-1151 E. Ve 2017/1053 K.; 08.11.2017 tarih ve 2017/13-1699 E., 2017/1300 K.; 04.04.2018 tarih, 2015/9-2883 E.

Ve 2018/675 K. Sayılı kararlarında yazılı hususlar aynen benimsendiği gibi 07.06.1976 tarih ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hüküm gerekçesinde yer alan “…Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, hükmü aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir,…” şeklindeki açıklama ile gerekçenin önemine vurgu yapılmıştır.

Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141. Maddesinin üçüncü fıkrası ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297. Maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Anılan hususlar kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir.

Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hâkimin, gerek yargı mercii kararlarının saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

20. Tüm bu genel açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece direnme hükmü öncesinde verilen 20.11.2013 günlü ve 2010/510 E., 2013/786 K. Sayılı kararını hüküm kısmında “davacının davasının kabulü ile tarafların TMK’nın 164. Maddesi gereğince boşanmalarına” hüküm verildiği, hükmün gerekçesinde ise “davalı eşi terke zorlayan tarafın davacı eş olduğu, ancak davalı eşin de artık boşanmak istediğini belirtmesi gerekçesiyle” davanın kabulüne hüküm verildiği, Özel Daire vasıtasıyla yapılan temyiz incelemesinde ise “mahkemece, hüküm ile gerekçe arasında oluşturulan çelişki” gözetilmeksizin işin esasına girildiği ve tarafların temyiz sebepleri yönünden inceleme yapılarak kararın bozulduğu, yerel mahkemenin de bozma hükmüne karşı direndiği anlaşılmıştır.

Bozulan ilk kararın gerekçesinde davacı eşin terk eden eş olduğu belirtildiği hâlde hüküm kısmında yazılan gerekçenin aksine davacının terke dayalı boşanma davasının kabul edildiği, oysaki TMK’nın 164. Maddesinde açıkça “…terk edilen eş, boşanma yasal süreci açabilir…” dediği, mahkemenin gerekçesine göre davacının yasal aşama açma hakkı olmadığı halde hüküm fıkrasında davasının kabul edildiği, bu hâliyle HMK’nın 297/2. Maddesinde yazılı açıklamaya aykırı, gerekçe ve hüküm fıkralarının birbiri ile çelişkili bir hüküm yaratıldığı ortadadır.

21. O hâlde, ortada yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda Hukuk Genel Kurulu vasıtasıyla üzerinde inceleme ve denetleneme yapılabilecek nitelikte bir ilk derece yargı makamı hükmü, bozma hükmü ve direnme kararının olmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.

22.

Öyleyse; yerel mahkemece yapılacak iş gerekçenin tespit edilen maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında köprü görevi yapıyor olduğu gözetilerek, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir nitelikte, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan gerekçe ile hüküm kısımlarının birbiri ile çelişkisiz, Anayasa’nın 141/3. Maddesi ve ona koşut düzenleme içeren HMK’nın ilgili maddelerine uygun hüküm kurmak olmalıdır.

23. Hâl böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir....

...

..."


  • Eşini terke zorlayan tarafın terk nedeniyle boşanma yasal süreci açma hakkı olmadığına ilişkin hüküm,

  • Terk nedeniyle boşanma davasında davacının yasal aşama açmaya hakkı olup olmadığı hususunun hakim vasıtasıyla resen gözetilmesi gerektiğine ilişkin hüküm,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2727 E., 2020/846 K. Sayılı hükmü

"...

...

...

19.

Görüldüğü üzere; eşini terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eşin gerçekte terk eden eş olması nedeniyle, açmış olduğu yasal aşama aktif husumet yokluğu nedeniyle esastan redde mahkûm olup, bu durumun davada taraf olarak gözüken kişiler arasında yasal aşama konusu hakkın doğumuna engel bir itiraz niteliğinde olması nedeniyle yasal aşama hakkının bulunmaması davanın esasına girmeye engel teşkil etmeyeceği gibi, hâkim somut olayda bu hususu kendiliğinden gözetmek zorundadır. Nitekim benzer ilkeler, Hukuk Genel Kurulu’nun 18.04.2007 günlü ve 2007/5-233 E., 2007/221 K; 04.11.2009 günlü ve 2009/2-402 E., 2009/484 K. Sayılı kararları ile de benimsenmiştir.

20. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; terke dayalı boşanma davasında yasal aşama açma hakkı, yasanın açık deyimiyle sadece terk edilen eşe ait bulunduğundan, diğer eşi ortak konutu terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eşin terk eden eş konumunda olması nedeniyle terke dayalı boşanma yasal süreci açma hakkı bulunmamaktadır.

Somut olayın değerlendirilmesinde ise; mahkemece, eşini ortak konutu terke zorlayan davacının yasal aşama açma hakkı olmadığı belirtilerek açılan yasal aşama reddedilmiş ise de, Özel Dairece “davalının haklı bir sebebi olmadığı hâlde davet edildiği ortak konuta dönmediği” gerekçesiyle davanın kabulü gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur. Dosyaya yansıyan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacı erkek eşin sürekli hakaret ettiği ve kadın eşi ortak konuttan kovmak suretiyle eşini terke zorladığı anlaşılmıştır. Yukarıda üzerinde durulan tüm olgu, kavram ve yasal düzenlemeler gözetildiğinde davacının gerçekte iddia ettiği gibi terk edilen değil, terk eden eş olduğunun kabulü gerekmektedir. Vaziyet bu olunca davacının, terk edilen eşe ait bulunan terke dayalı boşanma yasal süreci açma hakkı bulunmadığından, davasının da kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.

21.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; terk nedeniyle açılan boşanma davasında, davalının terkte haklılığı değil, eve dönmemekte haklı olduğunu kanıtlaması gerektiği gerekçesiyle Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

22. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece davacı erkek eşin terke zorlayan eş olduğu gözetilerek davasının reddine yönelik verilen hüküm isabetlidir....

...

..."


Yasal haklarınızın korunması ve davaların lehinize sonuçlanması için sürecin en başından itibaren profesyonel avukatlık ve danışmanlık almanız yasal menfaatlerinizi koruyacaktır.