Güncel yasal düzenlemeler ve yargı kararları ışığında yasal süreçlerin işleyişini bilmek, haklarınızı korumak adına oldukça önemlidir. İşte konu hakkında bilinmesi gerekenler:

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ, E. 2024/6484 K. 2025/731 T. 23.01.2025

MAHKEMESİ: Bölge Adliye Yargı Makamı 2. Hukuk Dairesi SAYISI: 2024/381 E., 2024/834 K.

YASAL AŞAMA TÜRÜ: Çocuğun Velâyet Sahibi Annesinin Soyadını Kullanmaya İzin İLK DERECE MAHKEMESİ: Aile Yargı Makamı SAYISI: 2022/601 E., 2023/1311 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Yargı Makamı Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı avukati vasıtasıyla hükmün tamamı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz koşulu ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne hüküm verildikten ve Tetkik Hâkimi vasıtasıyla hazırla rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1. Dava, çocuğun soyadının annesinin soyadı ile değiştirilmesi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine hüküm verilmiş, bu karara karşı davacı anne avukati vasıtasıyla istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye mahkemesince hüküm usul ve kanuna uygun bulunmakla istinaf başvurusunun esastan reddine hüküm verilmiş, hüküm davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir. 2.

Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde, velâyet hakkı kapsamındaki yetkiler dâhilinde olan çocuğun soyadının belirlenmesi hususunun düzenlendiği 21.06.1934 günlü ve 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır" şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 8.12.2011 günlü ve E.2010/119, K.2011/165 sayılı hükmü ile iptal edilmiş ve iptal hükmü gerekçesinde, kadın ve erkeğin evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları gereğine yer veren uluslararası sözleşme hükümlerine de atıf yapılmak ve eşlerin, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda oldukları, erkeğe velâyet hakkı kapsamında tanı çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının, velâyet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğuracağı belirtilmek suretiyle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 10 uncu ve 41 inci maddelerine aykırı görülmesi nedeniyle iptaline hüküm verildiği belirtilmiştir. 3. Anayasa Mahkemesi’nin 25.06.2015 ve 2013/3434 numaralı, 11.11.2015 tarih ve 2013/9880 numaralı, 20.07.2017 tarih ve 2014/1826 numaralı bireysel başvuru kararlarında ise; velâyet hakkı tevdi edilen çocuğun soyadının kendi soyadı ile değiştirilmesi yönündeki talebin, velâyet hakkı ve bu kapsamdaki yetkilerin kullanımı ile ilgili olması sebebiyle Anayasanın 20 nci maddesi kapsamında ele alınması gereken bir yasal değer olduğunu, koruma, bakım ve gözetim hakkı veya benzer terimlerle ifade edilen velâyet hakkı kapsamında, çocuğun soyadını belirleme hakkının da yer aldığını, eşlerin evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda olduğunu, erkeğe velâyet hakkı kapsamında tanı çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının, velâyet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkil ettiğini, çocuğun bir aileye mensubiyetinin belirlenmesi amacıyla bir soyadı taşıması ile nüfus kütüklerindeki kayıtların güvenilirliği ve istikrarının sağlanmasında, çocuğun ve kamunun açık bir menfaati bulunmakla birlikte, annenin soyadının çocuğa verilmesinin söz konusu menfaatlerin tesisine olumsuz etkilerinin kesin olarak saptanması gerektiğini ve başvurulara konu yargısal uygulamaların ölçülü olduğunun kabul edilemeyeceğini belirterek, eldeki somut olaya benzer nitelikteki başvurulara konu yargısal kararlarda Anayasanın 20 nci maddesi ile birlikte değerlendirilen Anayasanın 10 uncu maddesinde güvence altına ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hüküm verilmiş, aynı kararlarında ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemesine gönderilmesi de kararlaştırılmıştır. 4. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda verdiği ihlal kararları, soyut ve somut norm denetiminden farklı olarak, sadece başvuruda bulu kişi ve başvuruya konu idari işlem ya da hüküm açısından geçerli ve bağlayıcıdır. Anayasa Mahkemesinin saptadığı hak ihlalinin, yargı mercii kararından kaynaklandığını belirleyen ve Kuruluş Kanununun 50 nci maddesinin ikinci fıkrasında dayanarak aldığı "İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmasına” ilişkin hükmü karşısında, İlk Derece Mahkemelerinin başvuru konusu somut olay ve kişi bakımından artık başka türlü hüküm vermesine olanak yoktur.

Ne var ki, yukarıda açıkla velâyet hakkına sahip annenin ortak çocuğun soyadının kendi soyadı ile değiştirilmesine yönelik açılan başkaca davalarda yapılan benzer yargısal kararların, bireysel başvuru konusu yapılması Halinde Yüksek Mahkemece, bundan sonra da hak ihlalinin tespit edileceği ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yolunun açılacağı da muhakkak gözükmektedir. Anayasanın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Türkiye’nin taraf olduğu eki protokollerin ortak koruma alanında bulu "Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının" öncelikle genel yargı mercilerinde olağan yasa yollarında çözüme kavuşturulması asıldır. 5. Anayasa Mahkemesinin bu kararları kapsamında; “Çocuğun Üstün Yararı” ilkesinin de irdelenmesi gerekmektedir. Bu ilkenin en genel anlamdaki tanımı, çocuğun yararlarının her zaman ve her koşulda öncelikle korunması olup, çocuk hukukunda karşılaşılan tüm sorunlarda, görevli ve yetkililere yol gösteren, çocuk yararına çözümün tercih edilmesini emreden, zayıfı, güçlüye karşı koruyan en üst ilkedir (AKYÜZ, Çocuk Hukuku Çocuk Haklarının Korunması, 2012 s. 10).

Çocuğun üstün yararı, çocuğu ilgilendiren her işte göz önüne alınması mecburi olan ve belirli bir somut olayda çocuk için en iyisinin ne olduğunu belirlemede dikkate bir ölçüt, bir kılavuzdur. Çocuğun üstün yararı çocuğun haklarını garanti altına alan bir işlev de üstlenmektedir (YÜCEL, Özge Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2 / 3 Cilt 1 sayı 2, Aralık 2013, s. 117-137). Esasın da çocuğun üstün yararına gereken önemin verilmesi, yalnızca çocuğun ya da ana babanın değil, toplumun da menfaatinedir. Çünkü çocuğun sosyal, kültürel, f iziksel ve psikolojik yönden olumlu gelişimi, ilerde toplumda zararlı davranışlarının ortaya çıkmasını da engelleyecektir (BAKTIR, Çetiner, Velâyet Hukuku, 2000 s.33). 6.

Anayasa Mahkemesinin bu kararları sonrasında Dairemizce de, haklı sebep bulunması ve küçüğün yüksek yararının gerektirmesi halinde velayet hakkı kendisine bırakılmış olan annenin çocuğun soyadının değiştirilmesini talep edebileceği kabul edilmektedir. 7. Somut olayda, tarafların iddia ve savunmaları, tanık anlatımları, tüm dosya kapsamı ve çocuğun üstün yararı değerlendirildiğinde davanın kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle davanın reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulmasına hüküm verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM Açıkla sebeplerle; 1. Temyiz olu, İlk Derece Yargı Makamı hükmüne karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Yargı Makamı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.

İlk Derece Yargı Makamı kararının BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.01.2025 tarihinde oy birliğiyle hüküm verildi

Hukuk Büromuz Bürosu, Avukatlık Bürosu, Mecidiyeköy Avukatlık Bürosu,,

Yasal haklarınızın korunması ve davaların lehinize sonuçlanması için sürecin en başından itibaren profesyonel avukatlık ve danışmanlık almanız yasal menfaatlerinizi koruyacaktır.