Bireysel veya kurumsal olarak karşılaşılabilecek yasal itilaflarda hakların tam olarak bilinmesi, adil bir çözümün anahtarıdır. Bu yazımızda ilgili mevzuat detaylarını mercek altına alıyoruz.

ANAYASA MAHKEMESİ

BİREYSEL BAŞVURU

Başvuru Numarası: 2018/19673

Resmi Gazete Sayısı: 31873

Resmi Gazete Tarihi: 21.06.2022

Hüküm Tarihi: 31.03.2022

GÜVENLİK SORUŞTURMASININ OLUMSUZ NETİCELENDİĞİ GEREKÇESİYLE İNFAZ VE KORUMA MEMURLUĞUNA ATAMA YAPILMAMASI İŞLEMİNİN İPTALİ İSTEMİYLE AÇILAN DAVADA KESİN BİR MAHKÛMİYET HÜKMÜ İLE SONUÇLANMAYAN CEZA YARGILAMASININ ESAS ALINMASI VE GEREKÇELİ KARARDA SUÇLULUĞU İMA EDEN BAZI İFADELER KULLANILMASI NEDENİYLE MASUMİYET KARİNESİ İHLAL EDİLMİŞTİR

ENEZ ERSÖZ BAŞVURUSU

Özeti: A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞU,

B. Anayasa’nın 36.

Maddesi ile 38. Maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİ,

C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bölge İdare Yargı Makamı 1. İdari Yasal Aşama Dairesine (E.2018/255, K.2018/321) gönderilmesini sağlamak üzere 2.

İdare Mahkemesine (E.2016/76, K.2017/1694) GÖNDERİLMESİ,

D. Başvurucunun ödenek talebinin REDDİ,

E. 294,70 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.794,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİ,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılması, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASI,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİ Hakkında.

I.

BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik soruşturmasının olumsuz neticelendiği gerekçesiyle infaz ve koruma memurluğuna atama yapılmaması işleminin iptali istemiyle açılan davada kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasının esas alınması ve gerekçeli kararda suçluluğu ima eden bazı ifadeler kullanılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II.BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/6/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4.

Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm vasıtasıyla yapılmasına hüküm verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı vasıtasıyla başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına hüküm verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III.OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

A.Ceza Yargılamasına İlişkin Aşama

9. Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığının 11/4/2012 günlü iddianamesiyle lise öğrencisiyken okul tuvaletinde yaşadığı tartışma nedeniyle arkadaşının burun kemiğinde ikinci derecede kırık oluşmasına yol açma verdiği gerekçe gösterilerek kasten yaralama suçundan cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkında Gölcük Asliye Ceza Mahkemesinde kamu yasal süreci açılmıştır.

10. Gölcük 1.

Asliye Ceza Yargı Makamı 22/11/2012 günlü kararla başvurucuya isnat edilen eylemler yönünden 7 ay 23 gün hapis cezasına hükmetmiş ancak 4/12/2004 günlü ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. Maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) hükmetmiştir. Hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Gölcük Asliye Ceza Mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Anadolu Lisesinde öğrenci olan Enez Ersöz ile okul tuvaletinde[E. E.'nin]Eski kız arkadaşı[S.]Ile yaşadığı bir tartışma olayı nedeniyle tartışarak yumruk vurmak suretiyle burun kemiğinde hayati tehlikeye neden oluşturmayacak, BTM ile giderilemeyecek ve hayati fonksiyonlarına 2. Derecede etkili kırık oluşturacak şekilde yaraladığı iddiasıyla açılan kamu davasında, sanığın tevilli ikrar içeren beyanlarda bulunduğu, katılanın adli raporunun aksine burunda kırık oluşturacak şekilde bir yaralanmayı açığa çıkaracak hayatın olağan akışına uygun savunmanın ileri sürülmediği, böylelikle sanığın sabit olan katılanı kasten yaralamak suçundan TCK 56/1 maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği, katılanın hayati fonksiyonlarına 2. Derecede etki edecek şekilde kemiği kırıldığından sanığın cezasından TCK 87/3 maddesi gereğince arttırım yapılması gerektiği...suç tarihinde yaşının 15'ten büyük 18'den küçük olması nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 31/3.

Maddesi gereğince cezadan indirim yapılması gerektiği...sanık hakkında verilen sonuç ceza hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmü verilmesi gerektiği kanaatine varılmış..."

11. Gölcük 1. Asliye Ceza Yargı Makamı 17/9/2018 tarihinde ek kararla başvurucu hakkında öngörülen denetim süresinin dolduğu gerekçesiyle kamu davasının düşürülmesine hükmetmiştir.

B.İdari Yargıya İlişkin Aşama

12. Başvurucu, Adli Yargı İlk Derece Yargı Makamı Adalet Komisyonu Başkanlığınca yapılan Sözleşmeli İnfaz ve Koruma Memurluğu Sınavı'nda başarılı olmuş ancak hakkındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanması neticesinde Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 16/12/2015 günlü işlemiyle mesleğe kabul edilmemiştir.

13.

Başvurucu, 2. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) mesleğe alınmama işlemine ilişkin iptal yasal süreci açmıştır.

14. Yargı Mercii 31/10/2017 tarihinde yasal aşama konusu işlemin iptaline hükmetmiştir. Hüküm gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Olayda; davacı hakkında yürütülen güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına ve dolayısıyla da yasal aşama konusu işlemin tesisine sebep olarak gösterilen hususun, davacının kasten yaralama suçundan 7 ay 23 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı ve 5 yıl denetime tabi tutulması olduğu anlaşılmakta ise de, yukarıda da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir yasal sonuç doğurmamasını ifade ettiğinden ve mevcut vaziyet itibariyle davacının herhangi bir ceza almış olduğundan bahsedilemeyeceğinden, söz konusu hüküm davacı hakkında bir yasal sonuç doğurmayacağı açıktır.

Bu vaziyette, infaz ve koruma memurluğu öğrenciliği alımına yönelik yapılan sınavda başarılı olan davacının, kasten yaralama suçundan dolayı aldığı hapis cezasına ilişkin hükmün, açıklanmasının geri bırakılması karşısında ve suçun niteliği dikkate alındığında arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahsedilemeyeceğinden yasal aşama konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Nitekim, benzer bir uyuşmazlıkta verilen Danıştay 12. Dairesi'nin 08/02/2017 gün ve E:2016/2245, K:2017/214 sayılı hükmü da bu yöndedir..."

15. Bölge İdare Yargı Makamı 1. İdari Yasal Aşama Dairesi (Bölge İdare Yargı Makamı) 19/4/2018 tarihinde Bakanlığın istinaf talebini kabul etmiş, yargı mercii kararının kaldırılmasına ve davanın reddine hükmetmiştir.

Hüküm gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... Olayda, davacının Gölcük Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2012 tarih ve E:2012/390, K:2012/562 sayılı kararıyla'Kasten Yaralama' suçundan 7 ay, 23 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süre ile denetime tabi tutulmasına hüküm verildiği görülmektedir.

Bu vaziyette; her ne kadar,'kasten yaralama' suçu nedeniyle aldığı mahkumiyet hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hüküm verilmiş olsa da, davacının infaz koruma memuru olarak görev alacak olması ve işlediği fiillerin niteliği göz önüne alındığında, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğu sonucuna ulaşıldığından, idarece sunulacak kamu hizmetinin niteliği dikkate alınarak ve sahip bulunduğu takdir yetkisi kamu yararı ve faaliyet gerekleri doğrultusunda kullanılarak tesis edilen davacının infaz ve koruma memuru öğrenciliğine kabulünün uygun görülmemesine ilişkin yasal aşama konusu işlemde hukuka aykırılık, aksi yönde verilen İdare Yargı Makamı hükmünde ise yasal isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; davalı idare istinaf başvurusunun kabulüne, yasal aşama konusu işlemin iptali yolundaki 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 31/10/2017 tarih ve E:2016/76, K:2017/1694 sayılı kararın kaldırılmasına, davanın reddine,... Hüküm verildi..."

16.

Kesin hüküm 25/5/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 25/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV.İLGİLİ HUKUK

A.Ulusal Hukuk

17. 14/7/1965 günlü ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır.

...

B) Özel şartlar:

...

2. Kurumların özel yasa veya diğer mevzuatında aranan koşulları taşımak.”

18. 10/7/2003 günlü ve 25164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği'nin "Özel şartlar" kenar başlıklı 6. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"18) Ceza infaz kurumları ve tutukevleri ile denetimli serbestlik müdürlüklerinde görev alacak bütün unvanlardaki personel için ayrıca aranacak şartlar;

...

B) Güvenlik soruşturması olumlu olmak,"

B.Uluslararası Hukuk

19.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. Maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır."

20. Avrupa İnsan Hakları Yargı Makamı (AİHM) içtihatlarında, masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün bulunduğu ifade edilmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine ilişkin usule dair güvence ile -sonucunda mahkûmiyet hükmü dışında bir hüküm kurulan ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda- daha sonra yürütülecek yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır.

Bu usule ilişkin yön kapsamında masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının adil olmasını sağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamu görevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar. Ancak bu husus, cezai meselelerde usule ilişkin güvence ile sınırlı değildir, bu kapsam daha geniştir ve devletin hiçbir temsilcisinin yargı mercii ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesini gerekli kılar. Bu kapsamda sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir. Sözleşme’nin 6.

Maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin iken masumiyet karinesi güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 43).

21. Bu bağlamda Sözleşme’nin 6. Maddesinin ikinci fıkrasının sağladığı korumanın ikinci yönüne göre sanığın beraatiyle veya davanın düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında, söz konusu kişiye masumiyetine uygun bir muamelede bulunulması gerekir.

Bu ikinci yönde maddenin genel amacı; bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşen kişileri, itham edildiği suçu işlediğini düşünen kamu görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda masumiyet karinesi, adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için bu karineyle sağlanan usule ilişkin güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme hükmüne riayet edilmesi hakkının korunmaması hâlinde Sözleşme’nin 6. Maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adil yargılanma güvenceleri teorik ve hayalî olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye, § 54).

V.İNCELEME VE GEREKÇE

22.

Anayasa Mahkemesinin 31/3/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

23. Başvurucu; ceza yargılaması esas alınarak iptal davasının reddedildiğini oysa ceza yargılamasında HAGB'ye hüküm verildiğini ve davanın düşürüldüğünü, 5271 sayılı Kanun'un 231. Maddesi uyarınca HAGB kararının aleyhe yasal sonuç doğurmaması gerektiğini, başvuruya konu kararda mahkûmiyetten bahsedilmesinin ve açıklanması geri bırakılan hükme dayanılmasının masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

24. Bakanlık görüşünde; Bölge İdare Mahkemesinin hüküm gerekçesinde, ceza davasının sonucundan bağımsız olarak ve başvurucunun ceza yargılamasına konu olan eyleminin niteliği ve idarenin kamu görevine açıktan atama yapma konusundaki takdir yetkisi dikkate alınarak işlem tesis edildiğine vurgu yaptığı ifade edilmiştir.

Mahkemenin ceza davasının sonucuna değil sadece yargılanmasına neden olan suçun vasıf ve mahiyeti ile başvurucunun atanacağı görevin niteliklerine atıf yaptığı belirtilmiştir. Bununla birlikte Bölge İdare Yargı Makamı hükmünde masumiyet karinesinin ihlal edilmediği, kişi yararı ile kamu yararı arasındaki dengenin gözetildiğinin anlaşıldığı sonucuna varılmıştır.

25. Başvurucu; Bakanlık görüşüne katılmadığını, hiçbir yasal sonuç doğurmayacak olan HAGB kararının idari uyuşmazlıkta dikkate alınarak aleyhine delil olarak kullanılmasının masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

B.Değerlendirme

26. Anayasa’nın“Hak arama hürriyeti”Kenar başlıklı 36.

Maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

27. Anayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

1.Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Başvurucunun ihlal iddiası, infaz ve koruma memurluğuna atanmama işleminin iptali istemiyle açtığı davada idare yargı makamı vasıtasıyla, kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasının esas alınması ve gerekçeli kararda kullanılan ifadelere ilişkindir.

Bu bağlamda masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin ikinci yönünün (bkz. §§ 20, 21) devreye girdiği somut başvuruda masumiyet karinesinin sağladığı güvencelerin ve Anayasa'nın 36. Maddesinin uygulanabileceği sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının kapsamında yer aldığı, bir başka ifadeyle başvurunun Anayasa ve Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmazlık göstermediği anlaşılmıştır.

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine hüküm verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna hüküm verilmesi gerekir.

2.Esas Yönünden

A.Genel İlkeler

30.

Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrasında"Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz."Şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. Maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ileAdil yargılanmaHakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Anılan maddeyeAdil yargılanmaIbaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. Maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36.

Maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair Anayasa'nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd.

Şirketi,B. No: 2014/3905, 19/4/2017, § 27).

31. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı hükmü olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri vasıtasıyla suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol,B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

32. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır.

33. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar.

Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer yasal aşama ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin,B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).

34.

Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin,§ 40).

35. HAGB, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır.

36.

Hüküm, açıklanması hâlinde yasa yolu denetimine tabi olacağından mahkemenin sanığın suçlu olduğuna dair söz konusu kanaatinin yasa yolu mercilerinde bozulması ve buna bağlı olarak kişinin isnat edilen suçtan beraat etmesinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle denetim sürecinde kişinin suçluluğunun sabit olmadığı, dolayısıyla suçlu sayılamayacağı, masum olduğu açıktır.

37. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında HAGB kurumunun niteliği değerlendirilmiş, HAGB hükmü ile kurulan hükmün belirli bir süre sanık hakkında hüküm ifade etmediği ve herhangi bir sonuç doğurmadığı belirtilmiştir. Yine sanığın bulunduğu hâl üzere bırakıldığı, aynen yargılanan kimsenin hâlinde kaldığı ve yapılan yargılamanın geçici bir süre askıda kaldığı vurgulanmıştır.

Yargılanan kimsenin askı süresi boyunca sanık sıfatı devam etmekte ise de hiçbir şekilde bu kimsenin hükümlü sayılamayacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 günlü ve E.2011/19-639, K.2012/30 sayılı; 23/10/2018 günlü ve E.2017/4-1353, K.2018/1552 sayılı; 31/1/2019 günlü ve E.2017/13-681, K.2019/46 sayılı kararları).

38. HAGB, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkûmiyeti bulunmayan kişilerin toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve yararlı bir birey olarak tekrar topluma kazandırılması amacıyla belli koşullara bağlı olarak tanınan bir imkândır (AYM, E.2015/23, K.2915/56, 17/6/2015).

39. Anayasa Mahkemesinin birçok hükmünde (örneğin bkz. Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013); HAGB'nin -sanığa yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezaya hükmedilmesi hâlinde- hükmün açıklanmasının belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmesi anlamına geldiği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 231.

Maddesine göre, yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası ise HAGB hükmü verilebileceği, anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında HAGB'nin kurulan hükmün sanık hakkında bir yasal sonuç doğurmamasını ifade ettiği, öte yandan aynı Kanun’un 223. Maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hüküm niteliğindeki hükümler arasında HAGB kararının sayılmadığı vurgulanmıştır. HAGB'nin uyuşmazlığın esasını karara bağlamadığı, yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir hüküm niteliğinde olmadığı ve bu kapsamda nihai bir sonuç da doğurmadığı değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Anayasa Yargı Makamı HAGB kararının suçluluğu tespit eden bir hüküm olarak kabul edilmesinin başta masumiyet karinesi olmak üzere temel hakları ihlal edebileceğine dikkat çekmiştir (Ümmügülsüm Salgar[GK], B.

No: 2016/12847, 21/10/2021, § 85).

40. Diğer taraftan idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve HAGB'ye dair karardan söz edilmesi masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden bahsedebilmek için yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran HAGB'ye hüküm verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir ( Şahin[GK], B. No: 2013/1728, 12/11/2014,§ 40).

B.İlkelerin Olaya Uygulanması

41.

Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu, kasten yaralama suçundan yargılanmış; hakkında 7 ay 23 gün hapis cezasına hükmedilmiş ancak HAGB'ye hüküm verilmiştir. Denetimli serbestlik süresi sonunda da kamu davasının düşmesine hüküm verilmiştir. Başvurucu, bu arada infaz ve koruma memurluğu sınavına girmiş; sınavı kazanmış fakat HAGB ile sonuçlanan ceza davasına konu eylemlerinin niteliği dikkate alınarak güvenlik soruşturmasının olumsuz yönde değerlendirilmesi neticesinde başvurucunun ataması yapılmamıştır. Başvurucunun açtığı iptal davasında ilk derece yargı makamı mevcut vaziyet itibarıyla başvurucunun herhangi bir ceza almış olduğundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle işlemi iptal etmiş ise de istinaf incelemesi sırasında Bölge İdare Yargı Makamı davanın reddine hükmetmiştir.

Bölge İdare Yargı Makamı gerekçesinde başvurucunun "Infaz koruma memuru olarak görev alacak olmasını ve işlediği fiillerin niteliğini gözönüne" aldığını belirtmiştir.

42. Somut olayda Gölcük 1. Asliye Ceza Yargı Makamı başvurucunun isnat edilen suçu işlediğine kanaat getirmiş ancak 5271 sayılı Kanun'un 231. Maddesinin başvurucuya isnat edilen suça uygulanabilir olduğunu tespit ederek HAGB'ye hükmetmiştir.

Böylece denetim süresinin suç işlenmeden geçirilmesi hâlinde başvurucu hakkında açılan kamu davasının düşmesi imkânını tanımış, nitekim yasal aşama da düşmüştür. Düşürülen bir yargılamada verilen hüküm kesin bir ceza hükmü olarak kabul edilemez. Dolayısıyla başvurucunun suçluluğu hükmen sabit olmadığından masumiyetinin devam ettiği kuşkusuzdur. Her ne kadar idari yargılama sırasında düşme hükmü yoksa da denetim sürecinde de kişinin suçluluğunun sabit olmadığı, dolayısıyla masum olduğu izahtan varestedir.

43.

Başvurucunun masumiyeti devam ettiğinden anılan ceza davasından sonraki aşamada idari ve yargısal makamların başvurucunun masumiyetine halel veren yaklaşım sergileyip sergilemedikleri, bir başka deyişle masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin ikinci yönünün ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gerekir. Bu bağlamda yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği incelenirken yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği, ceza yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığı ve münhasıran ceza yargılaması sonucunda verilen hükme dayanıp dayanmadığı değerlendirilmelidir.

44. Bölge İdare Mahkemesinin gerekçesinde, Gölcük 1. Asliye Ceza Yargı Makamı hükmüne atıfla"...her ne kadar, kasten yaralama suçu nedeniyle aldığı mahkumiyet hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hüküm verilmiş olsa da...işlediği fiillerin niteliği gözönüne alındığında..."Ifadesiyle mahkumiyet olarak nitelenen HAGB hükmüne atıfla fiil nitelendirilmiştir (bkz. § 15).

Yargı Mercii gerekçesinde; bir yandan kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasında verilen karara dayanıldığı, bir yandan da kullanılan ifadelerde başvurucunun üzerine atılı suçu işlediği izleniminin oluşmasına yol açma verildiği görülmüştür. Bu vaziyette verilen düşme hükmü anlamsız hâle gelmiş ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür. Diğer taraftan başvuruya konu idari yargılamada yapılan değerlendirmenin 5271 sayılı Kanun'a göre HAGB ile kurulan hükmün sanık hakkında bir yasal sonuç doğurmayacağına yönelik düzenlemeyle bağdaştığı da söylenemez.

45. Sonuç olarak Bölge İdare Yargı Makamı kararının gerekçesinde kullanılan ifadeler ve ceza mahkemesinin açıklanması ertelenen hükmüne dayanılması nedeniyle başvurucunun ceza yargılanmasına konu eylemi işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı anlaşıldığından Anayasa’nın 36.

Ve 38. Maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine hüküm verilmesi gerekir.

3.6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

46. 30/3/2011 günlü ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine hüküm verilir.

İhlal hükmü verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir yargı mercii kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili yargı merciine gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında yasal yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde yasal aşama açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü yargı mercii, Anayasa Mahkemesinin ihlal hükmünde açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden hüküm verir."

47. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesi, yeniden yargılama yapılmasına hüküm verilmesi ve manevi ödenek ödenmesi talebinde bulunmuştur.

48.

Anayasa Mahkemesinin Doğan([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) hükmünde ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Yargı Makamı diğer bir hükmünde ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

49.

Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine hüküm verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan hüküm veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir ( Doğan, §§ 55, 57).

50. İhlalin yargı mercii kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Yargı Makamı, 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Yargı Makamı İçtüzüğü'nün 79.

Maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili yargı merciine gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer yasal kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Yargı Makamı vasıtasıyla ihlal hükmüne bağlı olarak yeniden yargılama hükmü verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal hükmü nedeniyle yeniden yargılama hükmü vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir ( Doğan, §§ 58, 59;Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

51.

Anayasa Yargı Makamı, Bölge İdare Yargı Makamı Birinci İdari Yasal Aşama Dairesi hükmünde yapılan değerlendirme ve kullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin yargı mercii kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

52. Bu vaziyette masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında yasal yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50.

Maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan yargı mercii kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir hüküm verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yargı merciine gönderilmesine hüküm verilmesi gerekir.

53. Masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında yasal yarar bulunduğu sonucuna varıldığından ödenek talebinin reddine hüküm verilmesi gerekir.

54.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.794,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine hüküm verilmesi gerekir.

VI.HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. Maddesi ile 38.

Maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bölge İdare Yargı Makamı 1. İdari Yasal Aşama Dairesine (E.2018/255, K.2018/321) gönderilmesini sağlamak üzere 2. İdare Mahkemesine (E.2016/76, K.2017/1694) GÖNDERİLMESİNE,

D.

Başvurucunun ödenek talebinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.794,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

31/3/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE hüküm verildi.


Yasal süreçlerin karmaşıklığı ve süre sınırları göz önüne alındığında, hak kaybı yaşamamak için alanında uzman bir avukattan profesyonel yasal yardım almanız önemle tavsiye edilir.