Bireysel veya kurumsal olarak karşılaşılabilecek yasal itilaflarda hakların tam olarak bilinmesi, adil bir çözümün anahtarıdır. Bu yazımızda ilgili mevzuat detaylarını mercek altına alıyoruz.

12. Hukuk Dairesi 2016/16051 E., 2017/8674 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: İcra Hukuk Yargı Makamı

Yukarıda tarih ve numarası yazılı yargı mercii kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi vasıtasıyla istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, yasal aşama dosyası için Tetkik Hâkimi... Vasıtasıyla düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı vasıtasıyla başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, taşınmazları haciz yükü ile satın alan şikayetçi üçüncü kişinin, İİK. nun 106 ve 110.

Maddeleri gereğince haczin düştüğünü ileri sürerek taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, şikayetin reddine hüküm verildiği görülmüştür.

Bilindiği üzere; haciz tarihi itibariyle uygulanması gereken İİK'nun 106. Maddesi hükmüne göre; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren nihayet bir sene içinde ve taşınmaz ise nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir.” İİK'nun 110. Maddesinde ise; “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıpta bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar “ düzenlemesi yer almaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, yukarıda değinilen maddelerde yer alan satış isteme süreleri hak düşürücü nitelikte olup; mahkemece satış talebinin öngörülen süreler içinde yapılıp yapılmadığını re'sen gözetmelidir. Satış isteme sürelerinin geçmesine karşın tapu sicilinde şeklen varlığını sürdüren haciz İİK'nun emredici nitelikteki anılan maddelerine aykırı bir vaziyet yaratır.

Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.

ÖTE YANDAN, TAŞINMAZIN USULÜNE UYGUN OLARAK HACZEDİLDİĞİNİN KABULÜ İÇİN İCRA MÜDÜRLÜĞÜNCE HACİZ KARARI VERİLMESİ YETERLİ OLUP, HACZİN GEÇERLİLİĞİ VE TAMAMLANMIŞ SAYILMASI İÇİN AYRICA TAPU SİCİLİNE ŞERH VERİLMESİ MECBURI DEĞİLDİR. Konuya ilişkin tasarruf yetkisi kısıtlamalarının tapu kütüğüne şerh verilebileceğini hükme bağlayan TMK’nun 1010. Maddenin son fıkrası uyarınca haciz şerhi verilmekle, taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir. Tapuya işlenmesi, haczin kurucu unsuru olmayıp bildirici nitelik taşır.

Ne var ki 3. Kişilere karşı ileri sürülebilmesi için haczin tapu siciline işlenmesi gerekmektedir.

Somut olayda, taşınmazların haczi için icra müdürlüğünce 05.01.2010 günlü haciz müzekkeresi yazıldığı, tapu sicil müdürlüğü vasıtasıyla 249 yevmiye ile 15.01.2010 tarihinde haciz şerhinin verildiği, alacaklı vasıtasıyla 13.01.2012 tarihinde satış talebinde bulunulduğu ve satış avansının 13.01.2012 günlü makbuzla yatırıldığı görülmektedir. Bu vaziyette, 05.01.2010 olan haciz tarihinden itibaren 2 yıl olan satış isteme süresi geçmiş olduğundan taşınmazlar üzerindeki hacizler düşmüş bulunmaktadır.

O halde, mahkemece, İİK'nun 110. Maddesi gereğince, mahcuz taşınmazlar üzerindeki hacizlerin yasal sürede satış istenmediğinden kalktığı hususu dikkate alınarak, şikayetin kabulüne hüküm verilmesi gerekirken, haciz kararının verildiği tarih yerine haczin tapuya şerh verildiği tarihin haciz tarihi olarak kabulü ile satış isteminin yasal süresinde yapıldığından bahisle isteminin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile yargı mercii kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428.

Maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde hüküm düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.06.2017 gününde oybirliğiyle hüküm verildi.


Her yasal vaziyet kendi içinde özel değerlendirmeler gerektirir. Olası itilaflarda herhangi bir hak kaybına uğramamak adına yasal sürecin uzman bir hukukçu ile yürütülmesi faydalı olacaktır.