Yasal itilaflarda hak kayıplarının önüne geçebilmek adına yasal süreçlerin titizlikle takip edilmesi gerekmektedir. Bu yazımızda konuyla ilgili bilmeniz gereken temel yasal esasları derledik.
ANAYASA MAHKEMESİNİN BELİRSİZ ALACAK DAVASININ HUKUKİ YARAR YOKLUĞU SEBEBİYLE HEMEN REDDEDİLMEMESİ GEREKTİĞİNE DAİR UYGULAMAYA YÖN VERECEK ÖNEMLİ KARARI
Anayasa Mahkemesinin 20.04.2022 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 22.02.2020 hüküm günlü ve 2019/12190 sayılı kararıyla Anayasa'nın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki yargı merciine erişim hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Anayasa Mahkemesi’ne başvurunun sebebi özetle anlatılacak olursa, Başvurucunun işçilik alacağından kaynaklı açtığı belirsiz alacak davasına karşı Yargıtay 22. Hukuk Dairesi alacağın belirlenebilir olduğunu, belirsiz alacak davasının koşullarının oluşmadığını, bu sebeple belirsiz alacak yasal süreci açmasında yasal yararının bulunmadığını belirtmiş ve davanın usulden reddi gerektiği gerekçesiyle Yerel Mahkemenin kararını bozmuştur.
Yerel Yargı Mercii bozma hükmüne uyarak yasal yarar yokluğundan davayı usulden reddetmiş ve hüküm Daire vasıtasıyla onanmıştır. Başvurucu işçilik alacağından dolayı açtığı belirsiz alacak davasının yasal yararın olmadığı gerekçesiyle usulden reddini, yargı merciine erişim hakkının ihlali olarak ileri sürmüştür.
BELİRSİZ ALACAK DAVASI NEDİR ?
İlk kez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nuyla hukukumuzda pozitif bir düzenlemeye kavuşan belirsiz alacak yasal süreci, davacının yasal aşama açarken talep sonucunu tam olarak belirleyememesinin sakıncalarını gidermek üzere öngörülmüştür. Böylece davacı, yasal aşama dilekçesinde alacağın tam miktarını gösterme mecburiyetinden kurtulmakta; yargılama sırasında tespit edilen gerçek alacak miktarına -davanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın ve zamanaşımı riskiyle karşılaşmaksızın kavuşma imkânı elde etmektedir.
KOŞULLARI OLUŞMADAN BELİRSİZ ALACAK DAVASI AÇILMASI HALİNDE NE OLUR ?
Belirsiz alacak davasının koşulları mevcut olmadığı halde yasal aşama bu şekilde açılacak olursa, mahkemenin nasıl hüküm vereceğine dair Kanun’da özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Öğretide ve yargı mercii içtihatlarında mahkemenin bu vaziyette nasıl hüküm vermesi gerektiğine ilişkin iki görüş dile getirilmiştir.
Bunlardan bir tanesi, davanın yasal yarar eksikliği sebebiyle reddedilmesi, diğeri ise yasal yarar eksikliğinin giderilmesi için önce süre verilmesi, yasal aşama kısmi davaya dönüştürülürse kısmi yasal aşama olarak bakılmaya devam edilmesi, aksi halde davanın yasal yarar eksikliği sebebiyle reddedilmesi gerekir.
Anayasa Yargı Makamı ise verdiği hükmünde koşulları bulunmamasına başka bir anlatımla talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak yasal süreci şeklinde açılan yasal aşama, yasal yarar, yani yasal aşama koşulu yokluğu nedeni ile usulden reddedilmesinin Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki yargı merciine erişim hakkının ihlali niteliğinde olduğuna hükmetmiştir.
ADİL YARGILANMA HAKKI ANAYASA MADDE 36
Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak"Hak arama hürriyeti"Kenar başlıklı 36. Maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
Anayasa Yargı Makamı, olayların başvurucu vasıtasıyla yapılan yasal nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların yasal tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun temel şikâyeti toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacağının ödenmesi istemiyle açtığı davanın esası incelenmeksizin usulden reddedilmesine yöneliktir.
Bu şikâyetin adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan yargı merciine erişim hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
Dolayısıyla yargı merciine erişim hakkı, Anayasa’nın 36'ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Anayasa'nın 36'ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir yargı mercii vasıtasıyla görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle yasal aşama yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz
ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARINA GÖRE BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK AÇILAN DAVADA HUKUKİ YARAR YOKLUĞU HALİNDE YASAL AŞAMA YASAL AŞAMA ŞARTI YOKLUĞU SEBEBİYLE HEMEN REDDEDİLMEMELİDİR
Davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak yasal süreci şeklinde açılan yasal aşama, yasal yarar, yani yasal aşama koşulu yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir.
Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak yasal süreci da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda süreçlerinde yasal yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının yasal aşama açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir yargı mercii hükmüne muhtaç ise yasal aşama açmakta yasal yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan yasal yararı ortadan kaldırmaz.
Bu vaziyette yasal aşama dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olup kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda yasal süreci açtığı kabul edilmelidir. Ancak yasal aşama dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu vaziyette mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği yasal aşama değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119.
Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda yasal süreci olarak devam edilmeli, aksi vaziyette ise davanın usulden reddine hüküm verilmelidir.
Her yasal vaziyet kendi içinde özel değerlendirmeler gerektirir. Olası itilaflarda herhangi bir hak kaybına uğramamak adına yasal sürecin uzman bir hukukçu ile yürütülmesi faydalı olacaktır.