Bireysel veya kurumsal olarak karşılaşılabilecek yasal itilaflarda hakların tam olarak bilinmesi, adil bir çözümün anahtarıdır. Bu yazımızda ilgili mevzuat detaylarını mercek altına alıyoruz.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2014/20406
Hüküm Numarası: 2014/17028
Hüküm Tarihi: 22.12.2014
ÖZETİ: Birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A.
O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C. G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A.
O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır. O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
HÜKÜM: Davacı avukati dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan C. G. K.'ın boşandıklarını, ancak boşanma davasında velayeti müvekkiline verilen müşterek çocuk M.
C. Için nafaka talep edilmediğini, müşterek çocuğun otizm rahatsızlığı nedeniyle özel okulda eğitim gördüğünü, giderlerinin tamamının müvekkili vasıtasıyla karşılandığını, davalı C. G. K.'ın kısıtlanması nedeniyle mal varlığının bulunmadığını, babası olan diğer davalının ise yörenin sayılı işadamlarından olduğunu ileri sürerek; müşterek çocuk için davalı baba C.
G. K. Ve davalı dede A. K.'ın aylık 5.000 TL iştirak nafakasını müştereken veya müteselsilen ödemelerine hüküm verilmesini talep etmiştir.
Davalılar avukati cevap dilekçesinde; müvekkillerinden A.
K.'ın, diğer müvekkili C. G. K.'ın vasisi olduğunu, vasinin doğrudan davanın tarafı olamayacağını, bu nedenle müvekkili A. O.
Yönünden husumet itirazında bulunduklarını, esas yönünden ise müvekkili C. G. K.'ın işsiz olup tüm ihtiyaçlarının diğer müvekkili A. O.
Vasıtasıyla karşılandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; iştirak nafakası yükümlüsü olan davalı C. G. K.'ın kısıtlandığı, bu kişi hakkında açılan davada vasi olan kişinin kanuni temsilci olarak gösterilmesi ve yasal aşama ile ilgili tebligatların bu sıfatla ilgiliye karşı yapılması gerektiği, davanın ise kısıtlı nafaka yükümlüsü ve vasinin davalı olarak gösterilmesi suretiyle açıldığı, bu nedenle davalıların pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine hüküm verilmiş; hüküm, davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Yasal Aşama, velayeti anneye verilmiş olan küçük için nafaka istemine ilişkindir.
TMK. nun 14. maddesi hükmüne göre; kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. Bundan dolayı,Kısıtlıların yasal aşama ehliyeti de yoktur ( HMK.
Md. 51 ).
Yasal Aşama ehliyeti olmayan bir kısıtlıya karşı açılan yasal aşama dilekçesinde; davalı olarak kısıtlının, temsilcisi olarak da kanuni temsilcisinin adı, soyadı ve adresi yazılır.
Bu şekilde açılan bir davada,Kanuni temsilci taraf değildir. Taraf, kanuni temsilci vasıtasıyla temsil edilen kısıtlıdır. Kanuni temsilci ise, taraf olan kısıtlının temsilcisidir.
Öte yandan,TMK. nun 365. maddesi; yardım nafakası davasının, mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılacağını hükme bağlamıştır.
Buna göre, nafaka yükümlüsü babanın ölmüş olması veya bakma gücünün olmaması üzerine bir üst zümrede yeralan dededen de nafaka istenebilir.
Bu açıklamalar ışığında yasal aşama dilekçesi incelendiğinde, birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A.
O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C. G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A.
O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır.
O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 22.12.2014 tarihinde oybirliğiyle hüküm verildi
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2014/20406
Hüküm Numarası: 2014/17028
Hüküm Tarihi: 22.12.2014
ÖZETİ: Birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A. O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A.
O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C. G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A. O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır.
O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
HÜKÜM: Davacı avukati dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan C. G. K.'ın boşandıklarını, ancak boşanma davasında velayeti müvekkiline verilen müşterek çocuk M. C.
Için nafaka talep edilmediğini, müşterek çocuğun otizm rahatsızlığı nedeniyle özel okulda eğitim gördüğünü, giderlerinin tamamının müvekkili vasıtasıyla karşılandığını, davalı C. G. K.'ın kısıtlanması nedeniyle mal varlığının bulunmadığını, babası olan diğer davalının ise yörenin sayılı işadamlarından olduğunu ileri sürerek; müşterek çocuk için davalı baba C. G.
K. Ve davalı dede A. K.'ın aylık 5.000 TL iştirak nafakasını müştereken veya müteselsilen ödemelerine hüküm verilmesini talep etmiştir.
Davalılar avukati cevap dilekçesinde; müvekkillerinden A. K.'ın, diğer müvekkili C.
G. K.'ın vasisi olduğunu, vasinin doğrudan davanın tarafı olamayacağını, bu nedenle müvekkili A. O. Yönünden husumet itirazında bulunduklarını, esas yönünden ise müvekkili C.
G. K.'ın işsiz olup tüm ihtiyaçlarının diğer müvekkili A. O. Vasıtasıyla karşılandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; iştirak nafakası yükümlüsü olan davalı C.
G. K.'ın kısıtlandığı, bu kişi hakkında açılan davada vasi olan kişinin kanuni temsilci olarak gösterilmesi ve yasal aşama ile ilgili tebligatların bu sıfatla ilgiliye karşı yapılması gerektiği, davanın ise kısıtlı nafaka yükümlüsü ve vasinin davalı olarak gösterilmesi suretiyle açıldığı, bu nedenle davalıların pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine hüküm verilmiş; hüküm, davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Yasal Aşama, velayeti anneye verilmiş olan küçük için nafaka istemine ilişkindir.
TMK. nun 14. maddesi hükmüne göre; kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. Bundan dolayı,Kısıtlıların yasal aşama ehliyeti de yoktur ( HMK. Md. 51 ).
Yasal Aşama ehliyeti olmayan bir kısıtlıya karşı açılan yasal aşama dilekçesinde; davalı olarak kısıtlının, temsilcisi olarak da kanuni temsilcisinin adı, soyadı ve adresi yazılır.
Bu şekilde açılan bir davada,Kanuni temsilci taraf değildir.
Taraf, kanuni temsilci vasıtasıyla temsil edilen kısıtlıdır. Kanuni temsilci ise, taraf olan kısıtlının temsilcisidir.
Öte yandan,TMK. nun 365. maddesi; yardım nafakası davasının, mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılacağını hükme bağlamıştır.
Buna göre, nafaka yükümlüsü babanın ölmüş olması veya bakma gücünün olmaması üzerine bir üst zümrede yeralan dededen de nafaka istenebilir.
Bu açıklamalar ışığında yasal aşama dilekçesi incelendiğinde, birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A. O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A.
O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C. G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A. O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır.
O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 22.12.2014 tarihinde oybirliğiyle hüküm verildi
YARGITAY
3.
HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2014/20406
Hüküm Numarası: 2014/17028
Hüküm Tarihi: 22.12.2014
ÖZETİ: Birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A. O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır.
Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C. G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A. O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır. O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
HÜKÜM: Davacı avukati dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan C.
G. K.'ın boşandıklarını, ancak boşanma davasında velayeti müvekkiline verilen müşterek çocuk M. C. Için nafaka talep edilmediğini, müşterek çocuğun otizm rahatsızlığı nedeniyle özel okulda eğitim gördüğünü, giderlerinin tamamının müvekkili vasıtasıyla karşılandığını, davalı C.
G. K.'ın kısıtlanması nedeniyle mal varlığının bulunmadığını, babası olan diğer davalının ise yörenin sayılı işadamlarından olduğunu ileri sürerek; müşterek çocuk için davalı baba C. G. K.
Ve davalı dede A. K.'ın aylık 5.000 TL iştirak nafakasını müştereken veya müteselsilen ödemelerine hüküm verilmesini talep etmiştir.
Davalılar avukati cevap dilekçesinde; müvekkillerinden A. K.'ın, diğer müvekkili C. G.
K.'ın vasisi olduğunu, vasinin doğrudan davanın tarafı olamayacağını, bu nedenle müvekkili A. O. Yönünden husumet itirazında bulunduklarını, esas yönünden ise müvekkili C. G.
K.'ın işsiz olup tüm ihtiyaçlarının diğer müvekkili A. O. Vasıtasıyla karşılandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; iştirak nafakası yükümlüsü olan davalı C. G.
K.'ın kısıtlandığı, bu kişi hakkında açılan davada vasi olan kişinin kanuni temsilci olarak gösterilmesi ve yasal aşama ile ilgili tebligatların bu sıfatla ilgiliye karşı yapılması gerektiği, davanın ise kısıtlı nafaka yükümlüsü ve vasinin davalı olarak gösterilmesi suretiyle açıldığı, bu nedenle davalıların pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine hüküm verilmiş; hüküm, davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Yasal Aşama, velayeti anneye verilmiş olan küçük için nafaka istemine ilişkindir.
TMK. nun 14. maddesi hükmüne göre; kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. Bundan dolayı,Kısıtlıların yasal aşama ehliyeti de yoktur ( HMK. Md. 51 ).
Yasal Aşama ehliyeti olmayan bir kısıtlıya karşı açılan yasal aşama dilekçesinde; davalı olarak kısıtlının, temsilcisi olarak da kanuni temsilcisinin adı, soyadı ve adresi yazılır.
Bu şekilde açılan bir davada,Kanuni temsilci taraf değildir. Taraf, kanuni temsilci vasıtasıyla temsil edilen kısıtlıdır.
Kanuni temsilci ise, taraf olan kısıtlının temsilcisidir.
Öte yandan,TMK. nun 365. maddesi; yardım nafakası davasının, mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılacağını hükme bağlamıştır.
Buna göre, nafaka yükümlüsü babanın ölmüş olması veya bakma gücünün olmaması üzerine bir üst zümrede yeralan dededen de nafaka istenebilir.
Bu açıklamalar ışığında yasal aşama dilekçesi incelendiğinde, birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A. O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır.
Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C. G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A. O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır.
O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 22.12.2014 tarihinde oybirliğiyle hüküm verildi
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2014/20406
Hüküm Numarası: 2014/17028
Hüküm Tarihi: 22.12.2014
ÖZETİ: Birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C.
G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A. O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C.
G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A. O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır. O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
HÜKÜM: Davacı avukati dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan C. G.
K.'ın boşandıklarını, ancak boşanma davasında velayeti müvekkiline verilen müşterek çocuk M. C. Için nafaka talep edilmediğini, müşterek çocuğun otizm rahatsızlığı nedeniyle özel okulda eğitim gördüğünü, giderlerinin tamamının müvekkili vasıtasıyla karşılandığını, davalı C. G.
K.'ın kısıtlanması nedeniyle mal varlığının bulunmadığını, babası olan diğer davalının ise yörenin sayılı işadamlarından olduğunu ileri sürerek; müşterek çocuk için davalı baba C. G. K. Ve davalı dede A.
K.'ın aylık 5.000 TL iştirak nafakasını müştereken veya müteselsilen ödemelerine hüküm verilmesini talep etmiştir.
Davalılar avukati cevap dilekçesinde; müvekkillerinden A. K.'ın, diğer müvekkili C. G. K.'ın vasisi olduğunu, vasinin doğrudan davanın tarafı olamayacağını, bu nedenle müvekkili A.
O. Yönünden husumet itirazında bulunduklarını, esas yönünden ise müvekkili C. G. K.'ın işsiz olup tüm ihtiyaçlarının diğer müvekkili A.
O. Vasıtasıyla karşılandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; iştirak nafakası yükümlüsü olan davalı C. G. K.'ın kısıtlandığı, bu kişi hakkında açılan davada vasi olan kişinin kanuni temsilci olarak gösterilmesi ve yasal aşama ile ilgili tebligatların bu sıfatla ilgiliye karşı yapılması gerektiği, davanın ise kısıtlı nafaka yükümlüsü ve vasinin davalı olarak gösterilmesi suretiyle açıldığı, bu nedenle davalıların pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine hüküm verilmiş; hüküm, davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Yasal Aşama, velayeti anneye verilmiş olan küçük için nafaka istemine ilişkindir.
TMK. nun 14. maddesi hükmüne göre; kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.
Bundan dolayı,Kısıtlıların yasal aşama ehliyeti de yoktur ( HMK. Md. 51 ).
Yasal Aşama ehliyeti olmayan bir kısıtlıya karşı açılan yasal aşama dilekçesinde; davalı olarak kısıtlının, temsilcisi olarak da kanuni temsilcisinin adı, soyadı ve adresi yazılır.
Bu şekilde açılan bir davada,Kanuni temsilci taraf değildir. Taraf, kanuni temsilci vasıtasıyla temsil edilen kısıtlıdır. Kanuni temsilci ise, taraf olan kısıtlının temsilcisidir.
Öte yandan,TMK. nun 365. maddesi; yardım nafakası davasının, mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılacağını hükme bağlamıştır.
Buna göre, nafaka yükümlüsü babanın ölmüş olması veya bakma gücünün olmaması üzerine bir üst zümrede yeralan dededen de nafaka istenebilir.
Bu açıklamalar ışığında yasal aşama dilekçesi incelendiğinde, birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C.
G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A. O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C.
G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A. O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır.
O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 22.12.2014 tarihinde oybirliğiyle hüküm verildi
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2014/20406
Hüküm Numarası: 2014/17028
Hüküm Tarihi: 22.12.2014
ÖZETİ: Birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A.
O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C. G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A.
O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır. O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
HÜKÜM: Davacı avukati dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan C. G. K.'ın boşandıklarını, ancak boşanma davasında velayeti müvekkiline verilen müşterek çocuk M.
C. Için nafaka talep edilmediğini, müşterek çocuğun otizm rahatsızlığı nedeniyle özel okulda eğitim gördüğünü, giderlerinin tamamının müvekkili vasıtasıyla karşılandığını, davalı C. G. K.'ın kısıtlanması nedeniyle mal varlığının bulunmadığını, babası olan diğer davalının ise yörenin sayılı işadamlarından olduğunu ileri sürerek; müşterek çocuk için davalı baba C.
G. K. Ve davalı dede A. K.'ın aylık 5.000 TL iştirak nafakasını müştereken veya müteselsilen ödemelerine hüküm verilmesini talep etmiştir.
Davalılar avukati cevap dilekçesinde; müvekkillerinden A.
K.'ın, diğer müvekkili C. G. K.'ın vasisi olduğunu, vasinin doğrudan davanın tarafı olamayacağını, bu nedenle müvekkili A. O.
Yönünden husumet itirazında bulunduklarını, esas yönünden ise müvekkili C. G. K.'ın işsiz olup tüm ihtiyaçlarının diğer müvekkili A. O.
Vasıtasıyla karşılandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; iştirak nafakası yükümlüsü olan davalı C. G. K.'ın kısıtlandığı, bu kişi hakkında açılan davada vasi olan kişinin kanuni temsilci olarak gösterilmesi ve yasal aşama ile ilgili tebligatların bu sıfatla ilgiliye karşı yapılması gerektiği, davanın ise kısıtlı nafaka yükümlüsü ve vasinin davalı olarak gösterilmesi suretiyle açıldığı, bu nedenle davalıların pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine hüküm verilmiş; hüküm, davacı avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.
Yasal Aşama, velayeti anneye verilmiş olan küçük için nafaka istemine ilişkindir.
TMK. nun 14. maddesi hükmüne göre; kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. Bundan dolayı,Kısıtlıların yasal aşama ehliyeti de yoktur ( HMK.
Md. 51 ).
Yasal Aşama ehliyeti olmayan bir kısıtlıya karşı açılan yasal aşama dilekçesinde; davalı olarak kısıtlının, temsilcisi olarak da kanuni temsilcisinin adı, soyadı ve adresi yazılır.
Bu şekilde açılan bir davada,Kanuni temsilci taraf değildir. Taraf, kanuni temsilci vasıtasıyla temsil edilen kısıtlıdır. Kanuni temsilci ise, taraf olan kısıtlının temsilcisidir.
Öte yandan,TMK. nun 365. maddesi; yardım nafakası davasının, mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılacağını hükme bağlamıştır.
Buna göre, nafaka yükümlüsü babanın ölmüş olması veya bakma gücünün olmaması üzerine bir üst zümrede yeralan dededen de nafaka istenebilir.
Bu açıklamalar ışığında yasal aşama dilekçesi incelendiğinde, birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.'in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A.
O.'ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.'ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK. nun 328. maddesi uyarınca davalı C. G.'e, TMK. nun 365. maddesi uyarınca ise davalı A.
O.'a yöneltildiği, bu vaziyette davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır.
O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve itilaf hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 22.12.2014 tarihinde oybirliğiyle hüküm verildi
Hukuk Büromuz Bürosu, Avukatlık Bürosu, Mecidiyeköy Avukatlık Bürosu,,
Yasal itilaflar hak kayıplarına yol açabileceğinden, davaların uzman bir en uygun çözüm yollarını sunacaktır.