Muris muvazaasına dayalı itilaflar, yalnızca görünürde yapılan yasal işlemin geçerliliği bakımından değil, aynı zamanda mirasçının saklı ya da yasal miras hakkının korunması bakımından da özel bir değerlendirmeyi mecburi kılar. Özellikle murisin sağlığında şirket hisselerini üçüncü kişilere veya diğer mirasçılara devretmesi halinde, uyuşmazlığın dış görünüşü ticaret hukukuna ilişkin bir pay devri işlemi gibi görünse de, davacının yasal korunma talebi çoğu zaman mirasçılık sıfatından, tereke üzerindeki hak iddiasından ve murisin mal kaçırma iradesinin bertaraf edilmesi amacından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle şirket payının devre konu edilmiş olması, tek başına uyuşmazlığı ticari yasal aşama haline getirmez; görevli mahkemenin belirlenmesinde esas alınması gereken ölçüt, devredilen malvarlığı unsurunun şirket hissesi olup olmaması değil, davanın hangi yasal sebebe, hangi hakka ve hangi korunma ihtiyacına dayandığıdır. Bu çerçevede muris muvazaası iddiasına dayalı şirket hissesi devrinin iptali davalarında, uyuşmazlığın özünün miras hukuku ve genel muvazaa hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Bu kapsamda muris muvazaasına dayalı şirket hissesi devri uyuşmazlıklarında, yasal aşama konusu işlemin bir şirket payına ilişkin olması, uyuşmazlığın yasal niteliğini tek başına ticaret hukuku alanına taşımaz.

Bu tür itilaflarda temel mesele, pay devrinin TTK hükümleri bakımından geçerli olup olmadığı değil; murisin, mirasçılarından mal kaçırma amacıyla görünürde bir hisse devri işlemi yapıp yapmadığı ve bu işlemin miras hakkını zedeleyip zedelemediğidir. Bu nedenle itilaf, esasen TMK’nın miras hükümleri ile TBK. m.19’da düzenlenen genel muvazaa hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir(Yargıtay Hgk. 12.05.2009 T. 1999/4-286 E. 1999/293 K.; Yargıtay 1. Hd. 17.10.2019 T. 2016/7654 E. 2019/5327 K.; Yargıtay 1. Hd. 26.11.2020 T. 2016/18552 E. 2020/6288 K.).Bu yönüyle, şirket hissesinin devre konu edilmiş olması tek başına uyuşmazlığı TTK kapsamında mutlak ticari yasal aşama haline getirmemekte; davacının yasal korunma talebi mirasçılık sıfatına, tereke üzerindeki hak iddiasına ve muris muvazaası olgusuna dayandığından, uyuşmazlığın ticaret mahkemelerinin görev alanında bulunduğundan söz edilememektedir.

Nitekim yargı kararlarında da, muris muvazaası iddiasına dayalı şirket hissesi devri uyuşmazlıklarında belirleyici ölçütün devredilen malvarlığı unsurunun şirket payı olması değil, davanın miras hakkından kaynaklanması olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Yetki bakımından ise HMK. m.6 uyarınca genel yetkili yargı mercii, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Bu sebeple somut olayın özelliklerine göre davalının yerleşim yeri ve yasal aşama konusu şirketin merkezi dikkate alınarak yetkili yargı mercii belirlenmelidir.

Bölge Adliye Yargı Makamı 14. Hukuk Dairesi’nin 02.12.2021 Günlü 2021/1593 Esas 2021/1473 Hüküm sayılı hükmünde da vurgulandığı üzere murisin yasal mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı hisse devirleri, terekeyi ilgilendirdiğinden davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemelerine aittir.Hüküm özeti şu şekildedir;“…Davacılar, müteveffanın ölümünden evvel yaptığı hisse devirlerinin muvazaalı olduğunu, bu bağlamda tereke üzerinden miras payının zedelendiğini ileri sürerek hak iddia etmektedir.

Miras payına dahil olduğu ve muvazaalı olarak devredildiği öne sürülen malvarlığı haklarına ilişkin talepte ayrıca miras hukukunu ilgilendiren tenkis isteminin de bulunduğu dikkate alındığında, uyuşmazlığın bütünüyle TTK kapsamında kaldı söylenemez. Muris muvazaasının var olup olmadığı ile özellikle tenkis koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkin incelemeler sırasında hisse senetlerinin reel değerlerinin belirlenmesi sürecinde ticari defterlerin ve kayıtların incelenmesi de davayı ticari yasal aşama kılmaz. Genel bir ilke olarak görevli mahkemenin belirlenmesinde temel ölçüt, muris muvazaasına ve tenkise konu malvarlığı haklarını oluşturan unsurların niteliği olmayıp, murisin mirasçılarının hukukunu zedeleyen malvarlığı haklarına yönelik muvazaalı bir işlemi olup olmadığı, terditli talep yönünden ise tenkis koşullarının bulunup bulunmadığıdır. Bu vaziyette davanın konusu sadece şirket hisseleri olmayıp murisin tüm terekesidir.

Bu iddiaları değerlendirme görevi de HMK’nın 2. Maddesi uyarınca genel görevli yargı mercii olan Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.”

Bölge Adliye Yargı Makamı 43. Hukuk Dairesi’nin 16.05.2024 Günlü 2023/1022 Esas 2024/715 Hüküm sayılı hükmü da benzer yöndedir;“…Dava, muris muvazaası iddiasına dayalı olarak limited şirket hisse devrinin miras payı oranında iptali davasıdır. Bu aşamada istinafa gelen itilaf temelde, uyuşmazlığın çözümünde görevli olan yargı mercii noktasındadır.

Muris … şirketteki 25.000 TL hissesinin tamamını … Noterliğinin …tarih ve …’lu pay devir sözleşmesi ile davalı …’ya devretmiştir. Hisseleri devreden … 23/04/2016 tarihinde ölmüştür. Davacı tarafça, hisse devrinin mal kaçırmak amacıyla yapıldığı iddiasıyla hisse devrinin miras payı oranında iptali ile kendi adına tesciline hüküm verilmesi istemiyle eldeki yasal aşama açılmıştır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)’nun 4/1-a. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Yasasında öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari yasal aşama sayılır. TTK’nın 5/1.

Maddesine göre de, aksine hüküm bulunmadıkça, yasal aşama olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalara asliye ticaret yargı makamı bakmakla görevlidir. Taraflar arasındaki itilaf, yasal aşama dışı şirketin murise ait hisselerinin mal kaçırmak amacıyla bedelsiz ve muvazaalı bir şekilde davalıya devredilip devredilmediğine ilişkindir. Uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı ihtilafsızdır. Ayrıca hisse devrinin geçersizliği ile ilgili olarak muvazaa iddiasına dayanılmış olup, hisse devrinin geçersizliği iddiası Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen bir sebebe dayandırılmamıştır.

Bu kapsamda davacının eldeki davayı açmasına imkan veren hakkı Türk Ticaret Yasasında düzenlenen bir husustan kaynaklanmayıp, miras hakkından/mirasçılık sıfatından kaynaklanmaktadır. Bu haliyle itilaf Türk Ticaret Yasasında düzenlenen bir husustan kaynaklanmamaktadır. Somut olaya konu yasal aşama, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmadığından ticari yasal aşama niteliğinde değildir. Taraflar arasındaki yasal ilişkinin taraflardan yalnızca birinin ticari işletmesi ile ilgili olması halinde dahi davanın ticari yasal aşama olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Bunun yanı sıra eldeki yasal aşama, TTK’nın 4/1-a. Maddesinde düzenlendiği şekliyle Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen hususlardan doğan bir yasal aşama da değildir. Bu haliyle uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret yargı makamı değil HMK’nın 2. Maddesi uyarınca genel yargı mercii olan ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ GÖREVLİDİR.

Dolayısıyla Asliye Ticaret Mahkemesince görevsizlik hükmü verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.”

Bölge Adliye Mahkemesi’nin 08.01.2025 Günlü 2023/1917 Esas 2025/7 Hüküm sayılı hükmünde da aynı husus vurgulanmıştır;“…Taraflar arasındaki itilaf, yasal aşama dışı şirketin murise ait hisselerinin mal kaçırmak amacıyla bedelsiz ve muvazaalı bir şekilde davalıya devredilip devredilmediğine ilişkindir. Uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı ihtilafsızdır. Ayrıca hisse devrinin geçersizliği ile ilgili olarak muvazaa iddiasına dayanılmış olup, hisse devrinin geçersizliği iddiası Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen bir sebebe dayandırılmamıştır. Bu kapsamda davacının eldeki davayı açmasına imkan veren hakkı Türk Ticaret Yasasında düzenlenen bir husustan kaynaklanmayıp, miras hakkından/ mirasçılık sıfatından kaynaklanmaktadır.

Bu haliyle itilaf Türk Ticaret Yasasında düzenlenen bir husustan kaynaklanmamaktadır. Somut olaya konu yasal aşama, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmadığından ticari yasal aşama niteliğinde değildir. Taraflar arasındaki yasal ilişkinin taraflardan yalnızca birinin ticari işletmesi ile ilgili olması halinde dahi davanın ticari yasal aşama olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun yanı sıra eldeki yasal aşama, TTK’nın 4/1-a.

Maddesinde düzenlendiği şekliyle Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen hususlardan doğan bir yasal aşama da değildir. Bu haliyle uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Yargı Makamı değil HMK’nın 2. Maddesi uyarınca genel yargı mercii olan ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ GÖREVLİDİR. Dolayısıyla Asliye Ticaret Mahkemesince görevsizlik hükmü verilmesi gerekirken davanın esasına girilerek hüküm verilmesi isabetli görülmemiştir.”

Sonuç olarak, muris muvazaası iddiasına dayalı şirket hissesi devri uyuşmazlıklarında, davanın konusunu oluşturan malvarlığı değerinin şirket payı olması, uyuşmazlığın yasal niteliğini tek başına değiştirmemektedir.

Davacı mirasçının ileri sürdüğü hak, TTK’dan doğan pay sahipliği ilişkisine değil; murisin sağlığında yaptığı muvazaalı işlemle terekeyi eksiltip mirasçının miras hakkını zedelediği iddiasına dayanmaktadır. Bu nedenle inceleme, şirketler hukukuna özgü pay devrinin şekli veya ticari işletme faaliyeti ekseninde değil, murisin gerçek iradesi, görünürdeki işlem ile gizlenen amaç, mirasçılardan mal kaçırma olgusu ve gerektiğinde tenkis koşulları çerçevesinde yapılmalıdır. Bölge Adliye Yargı Makamı kararlarında istikrarlı şekilde benimsendiği üzere, hisse değerinin belirlenmesi için ticari defterlerin incelenecek olması ya da uyuşmazlığın şirket payına temas etmesi, davayı ticari yasal aşama haline getirmez. Uyuşmazlığın kaynağı miras hakkı ve genel muvazaa hükümleri olduğundan, bu tür davalarda görevli yargı mercii HMK. m.2 uyarınca Asliye Hukuk Yargı Makamı olup, yetki bakımından da HMK. m.6’daki genel yetki kuralı çerçevesinde davalının yerleşim yeri yargı makamı esas alınmalıdır.