KISMÎ YASAL AŞAMA
ÇELİK ÇELİK
1- 6100 sayılı Yasa’dan önceki dönemde “kısmi yasal aşama” uygulaması
Önceki 1086 sayılı Hukuk Yargılama Yasası’nda bir hüküm bulunmamakla birlikte, başlangıçta miktarı ve kapsamı belirlenemeyen tüm ödenek ve alacak davaları yıllarca “kısmi yasal aşama” adı altında açıldı. Bu bir zorunluluktu. Hattâ çaresizlikti. En önemli sakıncası zamanaşımının, yalnızca “kısmi istek” tutarı ile sınırlı olarak kesilmesiydi; “tespite ilişkin” asıl büyük bölüm için zamanaşımı kesilmemiş sayılıyor; yasal aşama değerinin artırılması ve harç tamamlama işlemi yeni bir yasal aşama sayılarak davalıya zamanaşımını ileri sürme fırsatı veriliyordu.
Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu açıklaması da, istek sonucunun tespite ilişkin bölümünü kapsamıyor, kurtarmıyordu. Bütün bu olumsuzluklar ve yıllarca uzayıp giden yasal süreçler yüzünden pek çok hak kayıplarına uğranıldı.
Oysa, önceki dönemde, başlangıçta miktarının kesin bilinmesi olanaksız insan zararları (ölüm ve bedensel zararlar) ile miktarını tam ve kesin olarak bilmesi kendisinden istenemeyecek ve beklenemeyecek işçilerin alacakları için açılan davalara kısmi yasal aşama” denilmesine karşın, bunlar 6100 sayılı Yasa’nın 109. maddesindeki “kısmi yasal aşama” değil, Yasa’nın 107. maddesindeki “belirsiz alacak ve tespit yasal süreci” niteliğinde idi. Ama nedense bir türlü bunun böyle olduğu kabul edilemiyordu. Önceki dönemin kısmi yasal süreci aslında (yeni yasadaki belirsiz alacak ve tespit yasal süreci gibi) bir “tespit yasal süreci” olmasına, bunu böyle kabul etmekte yasal bir engel bulunmamasına karşın, bu gerçek bir türlü kabul edilmedi; katı biçimcilik hakkın özünü yoketti.
Her yıl yüzlerce davada hak kayıpları olurken kimse buna bir çözüm bulalım demedi.
Önceki dönemdeki “kısmi” davaların açılışı ile yargılama aşamalarına baktığımızda, bunların 6100 sayılı Yasa’nın 109. maddesindeki belli bir alacağın bir bölümünün istendiği “kısmi yasal aşama” değil, Yasa’nın 107. maddesindeki “belirsiz alacak ve tespit yasal süreci” niteliğinde olduğu açıkça bellidir. Bunun böyle olduğu, 107. maddenin Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesinde de açıkça görülmektedir.
Uzun yıllar boyunca “kısmi yasal süreç”nın “tespite ilişkin bölümü” için “ek yasal aşama” adı altında yeni bir yasal aşama açılmakta iken, 1086 sayılı Yasa’nın 87/Son maddesindeki “yasal süreç değerinin ıslah yoluyla dahi artırılamayacağına ilişkin” hükmün, Anayasa Mahkemesi’nin 7.11.2000 gün 1/33 sayılı iptal kararıyla iptal edilmesinden ve böylece aynı yasal aşama içinde (kısmi davada) yasal aşama değerinin artırılması olanağı elde edildikten sonra da “tespite ilişkin” bölüm” için (ıslah adı altında) harç tamamlama işlemi yeni bir yasal aşama sayıldı.
Oysa, hakça bir çözüm için hiçbir yasal engel yoktu. Dahası yürürlükteki yasalarla pekala hakça bir çözüme ulaşılabilirdi. Özellikle insan zararlarına ilişkin davalarda, yargıç, zararı ve kapsamını araştırıp hüküm altına almakla yükümlü iken (818 sayılı BK. m.42/2) ve 1086 sayılı Hukuk Yargılama Yasası’nın 74. maddesindeki “Medeni Yasa’daki hükümlerin saklı olduğuna” ilişkin açıklama, (Borçlar Yasası’nın Medeni Yasa’nın ayrılmaz bir parçası olduğu anımsanarak) BK. m.42/2 ile ilişkilendirilmek suretiyle yargıcın görev ve yetkisi çerçevesinde zararın tamamının hüküm altına alınması olanağı sağlanabilecek iken, bu yolda görüş ve içtihat oluşturulmadı; böyle bir hakça çözüm düşünülmedi.
Sonuç olarak, uzun yıllar boyunca nice hak ve alacaklar ya zamanaşımına uğratıldı ya da biçimsel dayatmalarla zarar sorumluları ödenek ödemekten kurtarıldı.
En büyük haksızlıklar işçilere yapıldı. İşçi alacaklarında, davadan önce ihtarname gönderilmemiş ise, kısmi yasal aşama, işverenin temerrüdü için yeterli sayılmadı. Tespite ilişkin bölüm için faiz, yasal aşama değerinin artırıldığı “ıslah” tarihinden başlatıldı; burada da davalıya zamanaşımını ileri sürme fırsatı verildi. Şimdi de, işçinin belirsiz alacak yasal süreci veya kısmı yasal aşama açamayacağı türünden görüşler ileri sürüldüğünü kaygıyla izliyoruz.
2- Yeni Yasa’daki “kısmi yasal aşama”, önceki dönemin “kısmi yasal süreci” değildir.
6100 sayılı yeni Hukuk Yargılama Yasası’nın 109. maddesinde ayrı bir yasal aşama türü olarak yer alan “kısmi yasal aşama” ile önceki dönemde ödenek ve alacaklar için açılan “kısmi yasal aşama” arasında, aynı adı taşıma dışında bir benzerlik yoktur.
Yeni Yasa’nın 109. maddesindeki “kısmi yasal aşama” başka tür bir davadır.
Daha açık bir anlatımla, önceki yasa döneminde başlangıçta miktarının kesin bilinmesi olanaksız insan zararları (ölüm ve bedensel zararlar) ile miktarını tam ve kesin olarak bilmesi kendisinden istenemeyecek ve beklenemeyecek işçilerin alacakları için açılan “kısmi yasal aşama” değildir. İkisi de aynı adı taşımasına karşın, yeni Yasa’nın 109. maddesindeki “kısmi yasal aşama” bir başka yasal aşama türüdür; gerçek kısmi davadır. Yukardaki bölümlerde açıkladığımız gibi, önceki dönemde ödenek ve işçi alacakları için “kısmi yasal aşama” adı altında açılan yasal süreçler aslında yeni Yasa’nın 107. maddesindeki “belirsiz alacak ve tespit yasal süreci” niteliğinde idi.
3- Yeni Yasa’da “kısmi yasal aşama” düzenlemesi
Madde: 109-(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da yasal aşama yoluyla ileri sürülebilir.
(2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi yasal aşama açılamaz.
(3) Yasal Aşama açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi yasal aşama açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.
Yukardaki madde hükmüne göre “kısmi yasal aşama” açabilme koşulları:
A) İstek konusu “bölünebilir” olmalıdır.
B) İstek miktarı taraflar arasında “tartışmalı” ve “belirsiz” olmalıdır.
Denecektir ki, istek konusu “bölünebilir” ve miktarı taraflar arasında “tartışmalı” ve “belirsiz” ise, koşulları elverişsiz “kısmi yasal aşama” yerine, 107. maddedeki “belirsiz alacak yasal süreci” açılması daha doğru ve daha uygun olmaz mı ? Kısmi davada zamanaşımı istek tutarıyla sınırlı olarak kesilmekte, tespite ilişkin bölümün zamanaşımına uğrama tehlikesi bulunmakta, alacaklarda faiz başlangıcı ıslah tarihi olmakta; bunca olumsuzluk neden göze alınsın ?
Buna şu yanıtı verebiliriz: İnsan zararları (ölüm, bedensel zarar, ruhsal sarsıntı) için açılacak ödenek davaları ile başlangıçta miktarı bilinmesi olanaksız ve bilmesi kendisinden beklenemeyecek işçiler adına açılacak yasal süreçler, Yasa’nın 107. maddesindeki “belirsiz alacak” veya “tespit” yasal süreci biçiminde açılmalıdır.
Bu iki yasal aşama türü onlar için daha elverişli ve daha güvenlidir.
Yasa’nın 109. maddesindeki “kısmi yasal aşama”, yukarda belirttiklerimiz dışında, alacağı “tartışmalı” ve kesin belirlenemeyen (likit olmayan) kişilerin başvurabilecekleri bir yol olmalıdır. Eğer alacağın kesin tutarı, ancak yargılama sırasında toplanan kanıtlara, sav ve karşı sava göre yapılacak bir hesaplama (hesaplaşma) sonucu belirlenebiliyorsa, alacaklı için “kısmi yasal aşama” en uygun bir yasal aşama türü olacaktır.
Kısmi yasal aşama yoluna bizce şu durumlarda başvurulabilir:
Eser sözleşmesinde kesin bir ücret kararlaştırılmış olmasına karşın, eksik veya fazla işler için ücret uyuşmazlıklarında; kiralayan-kiracı arasında gerek kira paraları ve gerekse apartman veya onarım giderleri konusundaki anlaşmazlıkta; alıcı-satıcı, tüccar ve esnaf arasındaki parasal sorunlarda; yalnızca maddi hasarla sonuçlanan kazalarda, can zararının söz konusu olmadığı bina ve yapı eserlerinden kaynaklanan zararlarda “kısmi yasal aşama” açılması uygun olur.
4- Kısmi davada “fazlaya ilişkin haklar” saklı tutulmalı mıdır?
A) Bugüne kadar süregelen uygulamada, “kısmi yasal aşama” dilekçesinde “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunun” açıklanmaması, zımni feragat” olarak nitelendi; feragatin açık, anlaşılır ve kesin olacağı kuralı gözardı edildi. Bu konuda, Yasada açık bir hüküm ve zorunluluk olmamasına, öğretide de yoğun eleştiriler yapılmasına karşın, Yargıtay bu yanlış uygulamayı hep sürdürdü. Bu yüzden, henüz genç ve deneyimsiz bir avukatın, yasal aşama dilekçesinde “fazlaya ilişkin hakları saklı tutmaması” başına türlü belalar açtı., davasını kendi açıp izleyen yurttaşlar hak kaybına uğratıldı.
Bu haksız, bu mantık dışı ve insafsız uygulama kimin aklının ürünüdür, bu yolu kim açmıştır, kimse sorgulamadı. Oysa, yasayı bilmemek özür değilse de, böylesi birilerinin koyduğu kuralların bilinmemesi hak kayıplarına yol açmamalıydı.
B) 6100 sayılı yeni Hukuk Yargılama Yasası’nın “kısmi yasal aşama” başlıklı 109. maddesinin 3. fıkrasında, böylesi hak kaybettirici kurallara son vermek için şöyle bir açıklama konulmuştur:
Madde: 109, fıkra: 3- Yasal Aşama açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi yasal aşama açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.
Yasaya konulan bu hükme karşın, gerek bilim çevreleri ve gerekse konuyla ilgili olanlar, öteden beri olduğu gibi, “kısmi yasal aşama” açılırken “fazlaya ilişkin hakların saklı olduğunun” açıklanmasını gerekli buluyorlar; bunun asla savsaklanmaması uyarısını yapıyorlar. Bizce haklılar.
Bu konuda değerli bir hukukçu da şu uyarılarda bulunmuştur:
“Yeni düzenleme ile kısmi yasal aşama açan davacı, alacağının geri kalan kısmını saklı tutmasa da kısmi yasal aşama kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar talep sonucunu aynı davada artırabilir veya ayrı bir yasal aşama konusu yapabilir. Böylelikle uzun yıllar davacının kısmi yasal aşama açarken alacağının geri kalan kısmını saklı tutmadığı için feragat ettiği kabul edilerek uğradığı hak kaybı önlenmiş olmaktadır.
Ancak alacağını talep ederken açtığı davanın kısmi yasal aşama olduğunu belirtmeyen davacı, bu davadaki hükmün kesinleşmesinden sonra, alacağının geri kalan kısmını yasal aşama edemeyecektir. Farklı bir ifade ile alacağını saklı tutmayan davacı, açtığı davada verilen hüküm kesinleştikten sonra, alacağının geri kalan kısmını yasal aşama etmek istediğinde, karşısına kesin hüküm engeli çıkacaktır. Çünkü bu davanın kısmi yasal aşama olduğu belirtilmemişse, aslında tam bir eda yasal süreci olacaktır. Aynı taraflar arasında, aynı yasal aşama sebebine dayanarak, aynı konuda açılmak istenen yasal aşama için, ilk davada verilen hüküm kesin hüküm oluşturduğundan, ikinci kez açılan yasal aşama kesin hüküm sebebiyle reddedilecektir.
Bu nedenle alacaklının kesin hüküm engeli ile karşılaşmamak için alacağının geri kalan kısmını saklı tutmasa da bu davanın bir kısmi yasal aşama olduğunu belirtmesi uygun olur. Davacı alacağının geri kalan kısmını kesin hükümden önce öne sürecek ise, bu vaziyette açtığı davanın kısmi yasal aşama olduğunu belirtmesine gerek bulunmamaktadır.”
Biz bu uyarılara şu eklemeyi yapacağız: Eğer “kısmi yasal aşama” dilekçesinin açıklama bölümünde davacının (bölünebilir) alacağının bir bölümünü istediği, “tartışmalı” olan bölüm için bu davayı açtığı açıkça belli ise, artık davasının “kısmi yasal aşama” olduğunu ve/veya “fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu” ayrıca belirtmemiş olsa bile, dilekçesinin içeriğine bakılarak yasal süreci “kısmi yasal aşama” olarak kabul edilmelidir
Copyright © - Çelik Çelik - Araştırma ve İnceleme, Her hakkı saklıdır.:Site Kullanım Şartları: Güvenlik ve Gizlilik Politikası