Soylu Ocak 2, 2026 Kategori
İdari Yargıda Yürütmenin Durdurulması
Son Güncellenme Tarihi: Ocak 3, 2026
İdari yargıda yürütmenin durdurulması müessesesi, kamu hizmetlerinin devamlılığı ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması arasındaki hassas dengeyi sağlayan en önemli mekanizmalardan biridir. Bu kurum, idarenin kamu gücüne dayanarak tesis ettiği işlemlerin doğurduğu sonuçları geçici olarak askıya alarak, hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesinde kritik bir rol üstlenmektedir.
Yürütmenin Durdurulmasının Yasal Temelleri
Yürütmenin durdurulması kurumunun ortaya çıkışı, iki temel yasal sebebe dayanmaktadır. İlk olarak, hukuk devleti ilkesi gereği idarenin tüm eylem ve işlemlerinin yargısal denetime tabi olması zorunluluğu bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 1963 günlü hükmünde belirtildiği üzere, hukuk devleti insan haklarına saygı gösteren, adil bir hukuk düzeni kuran ve bütün faaliyetlerinde hukuka uyan bir devlet olmayı gerektirir.
İkinci temel sebep ise, idari yargıda yasal aşama açılmasının işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmamasıdır.
İdari işlemler, hukuka uygunluk karinesinden yararlanarak tesis edildikleri andan itibaren yürütülme gücüne sahiptirler. Bu vaziyet, idarenin kamu hizmetlerini aksatmadan yerine getirmesini sağlarken, diğer yandan bireylerin haklarının korunması açısından bazı zorluklar yaratmaktadır.
Hukuk devletinin maddi unsurları arasında insan onuru, adalet ve eşitlik ilkeleri ön plana çıkmaktadır. İnsan onuru, bireylerin birbirlerine göstermek zorunda oldukları saygının dayandığı kişisel değeri ifade ederken, adalet ve eşitlik ilkeleri hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarını oluşturmaktadır. Yürütmenin durdurulması müessesesi, bu değerlerin korunması ve hayata geçirilmesinde önemli bir araç işlevi görmektedir.
İdari İşlemlerin Niteliği ve İcrailik
İdare veya idare adına hareket eden özel hukuk kişileri tarafından kamu gücü kullanılarak yapılan ve kişilerin yasal durumlarını etkileyen işlemler, idari işlem olarak tanımlanmaktadır.
Bu işlemler hukuka uygunluk karinesinden yararlanır ve yargı kararıyla iptal edilinceye kadar hukuka uygun sayılarak icrai sonuçlarını doğururlar.
İdari işlemlerin icrailik özelliği, idarenin iradesinin açıklanmasıyla mevcut hukuk düzeninde etkiler yaratması ve yasal sonuçlar ortaya çıkarması anlamına gelmektedir. Bu özellik sayesinde idare, aldığı kararları herhangi bir izne tabi olmaksızın doğrudan uygulayabilmektedir. Ancak bu güç, idarenin keyfi davranışlarına karşı bireylerin korunmasını da gerektirmektedir.
Yürütmenin Durdurulması Kararının Koşulları
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. Maddesi, yürütmenin durdurulması kararının verilebilmesi için gereken koşulları düzenlemektedir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre;“Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına hüküm verebilirler.”
Telafisi güç veya imkânsız zarar kavramı, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken objektif bir kriterdir. Alman Anayasa Yargı Makamı uygulamalarında da görüldüğü üzere, bu değerlendirmede gelecekte oluşabilecek sonuçların taraflar açısından ne anlam ifade ettiği, neyin telafi edilemez olacağı veya taraflar için neyin beklenebilir ya da tahammül edilebilir olduğu hususları dikkate alınmaktadır.
Açıkça hukuka aykırılık koşulu ise, daha karmaşık bir değerlendirme gerektirmektedir. Hukuka aykırılık kavramı sadece kanuna ve mevzuata aykırılık hali ile sınırlı değildir. Eşitlik, adalet, hak ve nesafet kurallarına aykırılık da hukuka aykırılık kapsamında değerlendirilmektedir.
Ancak bu aykırılığın “açık” olması gerekmektedir, yani işlemin ilk görünüşü itibariyle hukuka aykırı olması aranmaktadır.
Savunma Zorunluluğu ve İstisnaları
6352 sayılı Kanun’un 57. Maddesiyle yapılan değişiklik sonrasında, yürütmenin durdurulması hükmü verilebilmesi için davalı idarenin savunmasının alınması veya savunma süresinin geçmesi koşul koşulmuştur. Bu düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce benzer bir düzenlemeyi iptal etmesine rağmen yeniden getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin 2006 günlü hükmünde, yürütmenin durdurulması hükmü verilebilmesi için davalı idarenin savunmasının alınmasının, mahkemelerin bu konuda hüküm vermesini geciktireceği ve kişilerin telafisi imkânsız zararlarla karşılaşmalarına yol açacağı belirtilmiştir. Bu gerekçeyle, Bankacılık Kanunu’ndaki benzer düzenleme Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Bununla birlikte, yasa uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemler için bir istisna getirmiştir.
Bu tür işlemlerin yürütülmesi, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilmektedir. Ancak yasa koyucu, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği ile geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin işlemlerin uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerden sayılmayacağını açıkça belirtmiştir.
Teminat Meselesi
Yürütmenin durdurulması kararları kural olarak teminat karşılığında verilmektedir. Ancak durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. İptal davalarında teminat istenmeyebileceği gibi, idareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden de teminat alınmamaktadır.
Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında hüküm veren yargı mercii tarafından çözümlenmektedir.
Uygulamada, mahkemelerin çoğu zaman teminat almadan yürütmenin durdurulması hükmü verdikleri görülmektedir. Bu vaziyet, yürütmenin durdurulması kurumunun asıl amacı olan bireylerin korunması işlevinin ön plana çıkarılması anlamına gelmektedir.
İtiraz Mekanizması
Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı itiraz yolu açıktır. İtiraz süresi, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gündür ve bir defaya mahsus olmak üzere kullanılabilir. İtiraz mercii, hükmü veren yargı yerine göre değişmektedir.
İdare ve vergi yargı mercileri ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine, bölge idare yargı makamı kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, Danıştay yasal aşama dairelerince verilen kararlara karşı ise konusuna göre İdari veya Vergi Yasal Aşama Daireleri Kurullarına itiraz edilebilmektedir.
İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde hüküm vermek zorundadır ve itiraz üzerine verilen hükümler kesindir.
Vergi Davalarında Özel Vaziyet
Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının yasal aşama konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini kendiliğinden durdurmaktadır. Bu nedenle, bu tür davalarda ayrıca yürütmenin durdurulması talebinde bulunulmasına gerek yoktur.
Ancak bazı özel durumlarda bu kural geçerli olmamaktadır. Davacının gösterdiği adrese tebligat yapılamaması nedeniyle işlemden kaldırılan dosyaların yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemler tahsil işlemini durdurmamaktadır. Bu hallerde yürütmenin durdurulması ayrıca talep edilmelidir.
Yürütmenin Durdurulması Kararının Sonuçları
Yürütmenin durdurulması hükmü, idari işlemin kanunilik ve icrailik niteliğini askıya almaktadır.
Hüküm, işlemin yapıldığı andan itibaren icra edilmesini durdurur, yani geçmişe etkilidir. İşlemi yapan idarenin, yasal aşama konusu işlemi icraya başlamadan önceki haline getirmesi gerekmektedir.
Aynı zamanda yürütmenin durdurulması hükmü ileriye de etkilidir. Kararın verildiği andan itibaren herkes ve idare için uyulması mecburi, bağlayıcı bir hüküm niteliği taşımaktadır. Yürütmenin durdurulması hükmü verilen yasal aşama dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır.
İdare, yürütmenin durdurulması kararının gereklerini en geç otuz gün içinde yerine getirmek zorundadır.
Anayasa’nın 138. Maddesine göre yürütme organları ile idare, yargı mercii kararlarına uymak zorundadır ve bu kararları hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
Uygulama Sorunları ve Sorumluluk
Yürütmenin durdurulması kararlarının yerine getirilmemesi hâlinde hem idarenin mali sorumluluğu hem de kamu görevlilerinin cezai sorumluluğu söz konusu olmaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. Maddesine göre, yargı mercii kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari yargı merciinde maddi ve manevi ödenek yasal süreci açılabilmektedir.
Yargı hükümlerini uygulamayan kamu görevlileri ise Türk Ceza Kanunu’nun 257.
Maddesi uyarınca görevi kötüye kullanma suçunu işlemiş sayılmaktadır. Görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle veya görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek kişilerin mağduriyetine neden olan kamu görevlisi hakkında cezai işlem başlatılabilmektedir.
Danıştay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmaması idare için ağır bir faaliyet kusuru teşkil etmektedir. Bu vaziyette davacının uğradığı zarar karşılığı olarak ödenek ödenmesi gerekmektedir. İdare, ödemiş olduğu ödenek için kusuru oranında hükmü uygulamayan kamu görevlisine rücu edebilmektedir.
Temyiz ve İstinaf Aşamasında Yürütmenin Durdurulması
Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, yargı mercii kararlarının yürütülmesini kendiliğinden durdurmamaktadır.
Ancak bu kararların teminat karşılığında yürütülmesinin durdurulmasına hüküm verilebilmektedir.
Davanın reddine ilişkin kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması halinde, yasal aşama konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması hükmü verilebilmesi İYUK’un 27. Maddesinde öngörülen koşulların varlığına bağlıdır. Yani telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
İptal davalarında ise teminat istenmeyebilir ve temyiz ve istinaf incelemesi sırasında yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen hükümler kesindir. Kararın bozulması halinde ise, kararın yürütülmesi kendiliğinden durmaktadır.
Anayasa Yargısında Yürütmenin Durdurulması
Anayasa Mahkemesi’nin kanunların yürürlüğünü durdurma yetkisi konusu tartışmalı olmakla birlikte, Yargı Mercii 1993 yılından itibaren bu yetkiyi kullanmaktadır.
Anayasa Yargı Makamı, kamu yararını kollamak, ileride giderilmesi güç ve olanaksız durumların ortaya çıkmasını önlemek ve verilecek iptal kararının sonuçsuz kalma ihtimalini bertaraf etmek amacıyla kanunların yürürlüğünü durdurabilmektedir.
Yürürlüğün durdurulması hükmü, yargısal bir işlev ve yargı yetkisinin bütünü içinde yer almaktadır. Bu hüküm, yargı yetkisini kullanma araçlarından birisini oluşturmakta ve kamu yararını ile kamu düzenini kollamaktadır. Ancak bu yetkinin yasal dayanağının olmaması eleştirilmekte ve Anayasa’da açıkça düzenlenmesi gerektiği savunulmaktadır.
Yürütmenin durdurulması müessesesi, hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesinde vazgeçilmez bir araçtır. Kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ile kamu hizmetlerinin devamlılığı arasındaki dengenin sağlanmasında kritik bir rol üstlenmektedir.
Uygulamada karşılaşılan sorunlara rağmen, bu kurumun etkin kullanılması adaletin tecellisi ve hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu konuda daha fazla yardım veya danışmanlık için bizimleiletişime geçebilirsiniz.