Bireysel veya kurumsal olarak karşılaşılabilecek yasal itilaflarda hakların tam olarak bilinmesi, adil bir çözümün anahtarıdır. Bu yazımızda ilgili mevzuat detaylarını mercek altına alıyoruz.

Hukuk Büromuz

  • Ehlibeyt Mah. Ceyhun Atuf Kansu Cd. No:112 D:30, Cevat Muratal İş Merkezi, Balgat, /

Randevu İçin Tıklayınız

Yazı İçeriği:

  1. Delil Tespiti Davası Nedir, Hangi Durumlarda Açılmalıdır?

  2. Delil Tespiti Davasında Neler istenebilir?

  3. Delil Tespiti Davasında Bahse Konu Delillerin Tespiti Nasıl Sağlanır?

  4. Delil Tespiti Davasının Hukuki Dayanağı

  5. Delil Tespiti Davasında Taraflar

  6. Delil Tespit Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

  7. Delil Tespiti Davası Zamanaşımını Durdurur mu?

  8. Delil Tespiti Davasında Yargılama Usulü

  9. Delil Tespiti Davasında Hükmün Niteliği

  10. Delil Tespiti Davasında Verilen Karara Karşı İtiraz ve Kanun Yolları

  11. Delil Tespiti Davasında Yargılama Giderleri

  12. Delil Tespiti Davasına İlişkin Yargıtay Kararları


Delil Tespiti Davası Nedir, Hangi Durumlarda Açılmalıdır?


Hukuk camiasında ve halk arasında "delil tespiti yasal süreci" olarak bilinen delil tespiti, kaynağını Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 400.

Maddesi ve devamında bulan bir çeşitGeçici yasal koruma müessesesiDir, yani aslında delil tespitiTam anlamıyla bir yasal aşama değildir. Zaten sulh hukuk yargı mercileri nezdinde değişik iş numarası ile görülür. Ancak yaygın kullanım nedeniyle "delil tespiti yasal süreci" ifadesi ile bilinmektedir.


Delil tespiti talebiyle, hak kaybına uğradığını düşünen kimselerin ileride açmayı düşündükleri veya halihazırda açılmış olan davalarda kullanılmak amacıyla delil elde edilmesi amaçlanmaktadır. Delil tespiti için tanık dinlenilebilir, keşif ve bilirkişi delillerinden yararlanılabilir veya ilgili 3.

Kişi, kurum ve kuruluşlara müzekkere yazılmak suretiyle 3. Kişi ve kurumlarda bulunan delillerin getirtilmesi sağlanarak dosya muhteviyatına eklenebilir.


Bunun yanında delil tespiti istenilebilmesi için birVakıanın tespiti istenilmeliVeYasal yarar mevcut olmalıdır, buna ilişkin olarak: Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı ya da ileri sürülmesinin önemli ölçüde güçleşeceği ihtimalinin bahsi geçen olduğu hallerde yasal yarar var sayılır.

  1. Muris muvazaası yoluyla mirastan mal kaçırma

  2. Şirket varlıklarının muvazaalı olarak elden çıkarılması yoluyla mal kaçırma,

  3. Kiralananın tahrip edilmesi,

  4. Satın alınan eşyanın ayıplı/hasarlı olması,

  5. Bir davada dinlenilmesi lazım gelen tanığın hayati durumunun tehlikede olması ve derhal dinlenilmesinin gerekmesi

Gibi acele hallerde delillerin tahrip edilmeden elde edilmesini sağlayacak şekilde delil tespiti talebinde bulunulması mümkündür.



Delil Tespiti Davasında Neler istenebilir?


Delil tespit yasal süreci, bir çeşit tespit yasal süreci niteliğinde bulunduğundan dolayı bu davada eda hükmü talep edilmesi anlamsız olacaktır. Bu davada:

  1. Taraflar dinlenilebilir,

  2. Tanıklar dinlenilebilir,

  3. Keşif yapılabilir,

  4. Bilirkişi raporu tanzim ettirilebilir,

  5. İlgili kişi ve kurumlara müzekkere yazılabilir ve bunlar nezdinde bulunan delillerin elde edilmesi sağlanabilir,

  6. Delillerin elde edilmesi ve elde edilen delillerin muhafaza altına alınması için diğer gerekli tedbirler alınabilir.

Bununla birlikte delil tespit sonucunda eda talebi bahsi geçenymuşçasına taraflar üzerinde hak tanıyacak ya da onları borca sokacak şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı olacaktır. Yani sonuç olarak delil tespiti talebini inceleyen yargı mercii; hukuka aykırılığın mevcudiyetine ilişkin delilleri tespit edebilir, hukuka aykırılığın hangi taraftan kaynaklandığını belirleyebilir, zarar mevcut olması halinde mevcut olan zararın hesaplatılmasını sağlayabilir ve bu gibi eda hükmü içermeyen hükümler verebilir.


Bunun yanında herhangi bir eda hükmü içeren bir hüküm verilmesi halinde, delil tespiti davasında verilen bu kararın icra edilebilirlik vasfına sahip olduğundan söz edilemez.



Delil Tespiti Davasında Bahse Konu Delillerin Tespiti Nasıl Sağlanır?


Delil tespiti talebini inceleyen hakim, yukarıda bahsettiğimiz gerekli yerlere müzekkere yazmak suretiyle ilgili evrakın getirilip dosyaya eklenmesini sağlayabilir, tanık dinleyebilir, yerinde yapılacak keşif ile delil tespiti istenen konu hakkında detaylı inceleme yapıp bulgular elde edebilir ve konuya ilişkin alanında uzman bir bilirkişiye rapor tanzim ettirebilir.


Çoğunlukla aleyhine tespit istenen kişiyle tespit isteminde bulunan, gerçek bir davada yüzleşecekleri şekilde yüzleşmez.

Delil tespiti davasında isticvap da nadiren gerçekleştirilir. Hatta aleyhine tespit istenen, bu yasal aşama dosyasının içeriğini, yani dosyadaki evrakları, kendisine HMK 402/3. Madde uyarınca yapılacak olan tebligat ile öğreninceye kadar kendi UYAP vatandaş sisteminde görmek suretiyle de öğrenemez.(6284 sayılı koruma ve önleme tedbiri taleplerinde olduğu gibi). Dosya içeriğine ilişkin olarak bu yapılacak tebligat öncesinde bilgi alınmak isteniyorsa, delil tespiti talebini inceleyen yargı mercii kalemine gidilmelidir.


Bu şekilde aleyhine tespit istenen ile normal bir yasal aşama şartlarında olduğu oranda yüzleşilmemesi ve bu şekilde çelişmenin sağlanmaması nedeniyle delil tespitinde ortaya konulan delillerin de kesinliğinden söz edilmesi mümkün değildir.

HMK 405. Maddesi gereği delil tespiti dosyası asıl yasal aşama dosyasının eki sayılır ve onunla birleştirilir. Asıl davanın taraflarının her biri, iddia veya savunmasında yer alan beyanlarını ispat etmek için bu tutanak ve raporlara dayanabilir, yani aleyhine tespit istenen de delil tespiti sonucunda lehine çıkan bulgulara dayanabilir. Bunun yanında sonradan açılacak esas davada delil tespiti yasal süreci sonucunda alınmış olan bir bilirkişi raporuna itiraz edilmesi mümkündür.

Dolayısıyla delil tespiti yasal süreci daha çok tespit isteyen ve avukati açısından bir çeşit yol gösterici olma niteliği taşımaktadır.



Delil Tespiti Davasının Yasal Dayanağı


Delil tespiti, Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 400. Ve 406. Maddeleri arasında düzenlenmiştir.


Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun "Delil Tespitinin İstenebileceği Haller" Başlıklı 400. Maddesine Göre:"(1) Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir.(2) Delil tespiti istenebilmesi için yasal yararın varlığı gerekir.

Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa yasal yarar var sayılır."
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun "Görev ve Yetki" Başlıklı 401. Maddesine Göre:"(1) Henüz yasal aşama açılmamış olan hâllerde delil tespiti, esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkemeden veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh mahkemesinden istenir.(2) Noterlerin, 18/1/1972 günlü ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca yapacağı vakıa tespitine ilişkin hükümler saklıdır.(3) Esas hakkında açılan davada, delil tespiti yapan mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğu ileri sürülemez.(4) Yasal Aşama açıldıktan sonra yapılan her türlü delil tespiti talebi hakkında sadece davanın görülmekte olduğu yargı mercii yetkili ve görevlidir."
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun "Delil Tespiti Talebi ve Hüküm" Başlıklı 402. Maddesine Göre:"(1) Delil tespiti talebi dilekçeyle yapılır. Dilekçede tespiti istenen vakıa, tanıklara veya bilirkişilere sorulması istenen sorular, delillerin kaybolacağı veya gösterilmesinde zorlukla karşılaşılacağı kuşkusunu uyandıran sebepler ile aleyhine delil tespiti istenen kişinin ad, soyad ve adresi yer alır.

Tespit talebinde bulunan, vaziyet ve koşulların imkân vermemesi nedeniyle, aleyhine tespit yapılacak kişiyi gösteremiyorsa talebi geçerli sayılır.(2) Yargı Mercii vasıtasıyla belirlenen tespit giderleri avans olarak ödenmedikçe sonraki işlemler yapılmaz.(3) Tespit talebi mahkemece haklı bulunursa hüküm, dilekçeyle birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. Kararda ayrıca, delil tespitinin nasıl ve ne zaman yapılacağı, tespitin icrası esnasında karşı tarafın da hazır bulunabileceği, varsa itiraz ve ilave soruların bir hafta içinde bildirilmesi gerektiği belirtilir.(4) (Ek:22/7/2020-7251/44 md.) Tespitin yapılmasından sonra, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece karşı tarafa resen tebliğ olunur."
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun "Acele Hallerde Tespit" Başlıklı 403. Maddesine Göre:"(1) Talep sahibinin haklarının korunması bakımından zorunluluk bulunan hâllerde, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın da delil tespiti yapılabilir. Tespitin yapılmasından sonra, tespit dilekçesi, tespit hükmü, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece kendiliğinden diğer tarafa tebliğ olunur.

Karşı taraf tebliğden itibaren bir hafta içinde delil tespiti hükmüne itiraz edebilir."
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun "Delil Tespiti Hükmünde Uygulanacak Hükümler" Başlıklı 404. Maddesine Göre:"(1) Tespiti istenen vakıanın hangi delille tespit edileceğine hüküm verilmişse, bu kararın yerine getirilmesinde o delilin toplanmasına ilişkin hükümler uygulanır."

Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun "Tutanak ve Diğer Belgeler" Başlıklı 405. Maddesine Göre:"(1) Delil tespiti dosyası, asıl yasal aşama dosyasının eki sayılır ve onunla birleştirilir. Asıl davanın taraflarından her biri, iddia veya savunmasını ispat için bu tutanak ve raporlara dayanabilir."
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun "Diğer Geçici Yasal Korumalar" Başlıklı 406.

Maddesine Göre:"(1) Mahkemece, gerekli hâllerde, mal veya haklarla ilgili defter tutulmasına ya da mühürleme işleminin yapılmasına hüküm verilebilir.(2) İhtiyati haciz, muhafaza tedbirleri ve geçici düzenleme niteliğindeki hükümler gibi geçici yasal korumalara ilişkin diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır."

Delil Tespiti Davasında Taraflar


Delil tespitinin her ne kadar "delil tespiti yasal süreci" olarak bilinmekte olsa da esasında bir yasal aşama olmadığından bahsetmiştik. Bu nedenle delil tespitinde taraflar arasında davalı ve davacı sıfatını haiz kimseler de olamaz; yalnızca HMK 402/1. Maddegereği tespit isteyen ve aleyhine tespit istenen taraflar bahsi geçendur.



Delil Tespit Davasında Görevli ve Yetkili Yargı Mercii


Esas davanın açılmış olması halinde delil tespiti, esas davanın görülmekte olduğu yargı mercii vasıtasıyla gerçekleştirilir. Ancak esas davanın açılmamış olduğu hallerde delil tespiti:

  1. Esas davaya bakacak olan mahkemeden veya

  2. Üzerinde keşif ya da bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yerSulh hukuk yargı makamıNden istenir.

  3. Esas yasal aşama, görevli ve yetkili yargı merciinde açılmışsa, esas davaya bakan mahkemenin delil tespiti talebine ilişkin olarak yetkisiz ve görevsiz olduğu iddiası ileri sürülemez.

Bu husus Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun "Görev ve Yetki" başlıklı 401.

Maddesinde de açıkça düzenlenmiştir.



Delil Tespiti Davası Zamanaşımını Durdurur mu?


Delil tespitinin hukuk camiası ve halk arasında "delil tespiti yasal süreci" olarak bilindiğini, ancak aslında gerçek anlamda bir yasal aşama olmayıp, geçici yasal koruma tedbiri olduğunu belirtmiştik. Bu nedenle bu talepte bulunulmasıyla birlikte esas davanın açılmasının sonuçları doğmaz ve dolayısıyla zamanaşımı da durmaz ya da kesilmez.



Delil Tespiti Davasında Yargılama Usulü


Delil tespiti davasında, Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 316. Maddesi hükmü gereğince basit yargılama usulü uygulanmaktadır. Basit yargılama usulünde yazılı yargılama usulünden farklı olarak taraflarca yalnızca yasal aşama ve cevap dilekçesi verilebilir, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri verilemez.



Delil Tespiti Davasında Hükmün Niteliği


Delil tespiti, icra edilebilir nitelikli nihai bir hüküm değildir; yani herhangi bir eda hükmü içermez.

Delil tespiti istemi üzerine verilecek olan hüküm eda hükmü içermeyeceğinden ve icra edilebilir de olmadığından dolayı tespit isteyen kişi vasıtasıyla kararın gereğinin yerine getirilmesi talebiyle icra dairesine başvurulamayacaktır.



Delil Tespiti Davasında Verilen Karara Karşı İtiraz ve Yasa Yolları


Delil tespiti talebine ilişkin olarak verilecek olan hüküm, eda hükmü içermediğinden ve icra edilebilir nitelikli nihai hüküm teşkil etmediğinden dolayı, bu karara karşı istinaf ve temyiz gibi yasa yollarına başvurulması mümkün değildir. Yalnızca Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 403. Maddesiuyarınca karşı tarafça tebliğden itibaren 1 hafta içerisindeItiraz yoluÖngörülmüştür.



Delil Tespiti Davasında Yargılama Giderleri


Delil tespiti için gerçekleştirilen yargılama giderleri, esas davada giderler arasında gösterilebilir ve karşı taraftan istenebilir. Karşı tarafın esas davayı kaybetmesi halinde yargılama giderlerine ilişkin talep kabul edilir ve karşı tarafça ödenir.

Bunun yanında esas davada hükmedilecek olan vekalet ücretine ek olarak delil tespiti işlemini vekalet ücretine de hükmedilmesi gerekmektedir.



Delil Tespiti Davasına İlişkin Yargıtay Kararları

  • Delil tespiti yasal süreci sonucunda eda yasal süreci varmışcasına taraflara, hak tanıyacak ya da borç altına sokacak hüküm kurulması mümkün değildir.

  • Delil tespiti davasında kesin hüküm teşkil edecek şekilde tespit edilen delillerin hüküm bölümünde gösterilmesine gerek bulunmamaktadır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2012/4138 E., 2012/7628 K."İçtihat Metni"

Yargı Makamı: Sulh Hukuk Hakimliği Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalılar avukatlerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R -

Davacı vasıtasıyla yargı merciine verilen 30.09.2011 günlü dilekçe ile davalı...'nın yaptığı pencere ve kapıların kusurlu yapılmış olması sebebi ile uğranılan zarardan kaynaklı açacakları maddi ve manevi ödenek davasına esas teşkil etmek üzere tespit yapılması talep edilmiştir.

Talep 30.09.2011 günlü olup o tarihte yürürlükte bulunan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 76. Maddesi hükmünce maddi vakıalar ileri sürmek taraflara, yasal vasıflandırma hakime ait olduğundan davacının talebi 1086 Sayılı HUMK'nın 368. Ve devamı maddelerinde düzenlenen delillerin tespiti istemi niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.

Delil tespiti süreçlerinde da mahkemenin gerekirse tarafları dinleyip keşif ve bilirkişi incelemesi yaptıktan sonra raporu alıp muhafaza ederek tespit işlemini sonuçlandırması gerekir. Delil tespiti yasal süreci sonucunda eda yasal süreci varmışcasına taraflara, hak tanıyacak ya da borç altına sokacak hüküm kurulması mümkün olmadığı gibi kesin hüküm teşkil edecek şekilde tespit edilen delillerin hüküm bölümünde gösterilmesine gerek bulunmamaktadır.

Bu vaziyette mahkemece davacının talep ettiği zarar miktarı belirlenmiş olduğundan sadece tespitin yapıldığına hüküm verilmesi ile yetinilmesi yerine eda hükmünü içerir ve kesin hüküm oluşturacak şekilde kusur ve zarar miktarının tespitine hüküm verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı...'ya, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı... Plastik A. Ş.'ye geri verilmesine, 04.12.2012 gününde oybirliğiyle hüküm verildi


  • Delil tespitinin konusu maddia vakıalardır, vakıanın tespiti ile yetinilmeli ve uyuşmazlığın esasına ilişkin değerlendirme yapılmamalı ve haklılık-haksızlığa ilişkin tespit gerçekleştirilmemelidir.


Yargıtay 9.

Hukuk Dairesi 2021/5154 E., 2021/9538 K."İçtihat Metni"


MAHKEMESİ: İş Yargı Makamı Taraflar arasında görülen yasal aşama sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı avukati vasıtasıyla istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Yasal Aşama dosyası için Tetkik Hakimi vasıtasıyla düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı avukati, müvekkilinin bankacılık işkolunda kurulu bir işçi sendikası olup şu aşamada......'de örgütlenmesinin mevcut olduğunu, uzun yıllardır...... Ile bağıtlanan TİS'lerinde taraf sendika da müvekkilinin olduğunu, uzun yıllardır örgütlü olduğu......, özellikle 2008 yılından sonra sendikaya karşı adeta savaş açmış ve bankadan sendikayı silme operasyonuna başlattığını, 2015 yılında açılan yetki itirazı davasında müvekkilinin yaklaşık %49'luk üye sayısı ile yetkiyi almışken 2017 yılındaki yetki tespitine karşı açılan yetki davasında yeni gelen bilirkişi raporunda belirlenen çoğunluk %40,9' olduğunu, 2 yıldan kısa bir süre içerisinde müvekkilinin üye sayısının yaklaşık %8'den fazla bir oranda azaldığını, müvekkilinin 25.07.2017 tarihinde sendikasızlaştırma çabaları ve başka bir takım hukuka aykırı eylemler nedeni ile...... Hakkında Bakanlık nezdinde şikayet yoluna gittiğini, bu şikayet başvurusunun, normal bir aşama olup kısa bir inceleme ile sonuçlandırılması gerekirken tam 10,5 ay sonra yani neredeyse 1 yıl sonra sonuçlandırıldığını ve 10,45 ay için kısa bir kelime sayısı ile cevap verilip şikayetlerinin olumsuz sonuçlandığının bildirildiği, 12.01.2018 tarihinde hazırlandığı ve sisteme kayıt edildiği belirtilen bir rapor sonucunun bu kadar uzun süre bildirilmemesinin hayatın olağan akışına ve davalı kurumun iş akışına aykırı olduğunu, bu arada müvekkilinin daha önce de birçok kez başvuru yaptığını, yaklaşık 11 aylık bir süreci hiç yaşamadığını, bu nedenle alınan haberler bu davanın açılması zorunluluğunu doğduğunu iddia ederek sisteme kaydedilen ve gerçek tespit ve değerlendirmeleri içeren raporun geçerli olduğunun ve müvekkiline tebliğ edilen halinin geçerli olmadığının tespitine hüküm verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davanın reddini talep etmiştir.

Yargılama Safhasının Özeti: İlk Derece Mahkemesince, iptali talep edilen T.

C.... İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 12/01/2018 tarih ve... Sayılı raporun incelenmesinde, değerlendirme bölümü ile sonuç ve kanaat bölümünde işyerinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun bazı hükümlerinin eksik uygulanması ile ilgili genel olarak tespitlerde bulunulduğu, her ne kadar yasal aşama dışı... T.

A. Ş aleyhine idari para cezasının uygulanmasının uygun olacağı belirtilmiş ise de davacı aleyhine idari para cezası içermediği, bu hali ile maddi olaylara dayalı tespit içeren rapor niteliğinde olduğu ve açılacak davalarda delil niteliğinde bulunduğu, açıklanan sebeplerle davacının raporun iptalini istemede yasal yararının bulunmadığı, ayrıca davacı avukati tanık dinletme talebinde bulunmuş ise de, dinlenecek tanık beyanlarının hükme etki etmeyeceği kanaatiyle bu yöndeki talebin reddine hüküm verildiği gerekçesiyle 6100 sayılı HMK.’nın 114/1-h. Ve 115/2. Maddeleri gereğince davacının hukukî yararının bulunmaması nedeniyle yasal aşama koşulu yokluğundan davanın usulden reddine hüküm verilmiştir.

Bu karara karşı davacı avukati istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, somut uyuşmazlıkta; davacı Sendika vasıtasıyla yapılan şikâyet üzerine iş müfettişi...

Vasıtasıyla düzenlenen raporun sisteme girilen ilk hali ile geçerli olduğu, kendilerine tebliğ edilen raporun geçerli olmadığının tespiti talep edilmiştir. Sisteme kayıt edilen ilk halinin geçerli olduğu, taraflarına tebliğ edilenin geçersiz olduğu talep edilen raporda, isimleri de zikredilerek işçilere ilişkin somut saptamalar içermediği, maddi vakıalara ilişkin tespitler içerdiği de gözetildiğinde yerel yargı mercii gerekçesinin dosya kapsamına uygun olduğu, tanık dinlenmesi başkaca delil toplanmasının sonuca etkisinin olmadığı anlaşılmakla, kamu düzenine aykırılık bulunmayan karara yönelik davacı vasıtasıyla yapılan istinaf başvurusunun reddine hüküm verilmiştir.

Hükmü, davacı avukati temyiz etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin bu hükmü Dairemizin 27.11.2019 günlü, 2019/5464 E. Ve 2019/21017 K. Sayılı ilamı ile bozulmuştur.

Bozma ilamına uyan İlk Derece Mahkemesince, “… Davacı tanığının beyanlarının Bakanlık mevzuatı kapsamında değerlendirilmesi bakımından yasal iç mevzuat getirilerek yapılan değerlendirmede,...

İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Raporların işleme konulması" başlığını taşıyan 57 inci maddesinde yer alan; "(1) İl müdürlüklerine ve/veya ilgili birimlere gereği yapılmak üzere doğrudan gönderilen iş teftişi raporlarında belirtilen işlemler geciktirmeksizin yerine getirilir. Ancak, raporda maddi hata veya mevzuata açıkça aykırı yönler bulunması halinde, rapor işleme konulmaz ve aykırılık gerekçeleriyle birlikte Başkanlığa intikal ettirilir. Başkanlığın vereceği hüküm, Bakanlık görüşü olarak uygulamaya esas alınır. Başkanlığın görüşü, ilgili İl Müdürlükleri ve/veya birimler ile ilgili grup başkanlığına gönderilir.... (3) İdari teftişler sonucu düzenlenen raporlar, Başkanlık vasıtasıyla incelendikten sonra Bakana sunulur.

Ancak, raporda düzeltilmesi veya tamamlatılması gereken hususlar varsa, bunların giderilmesi, raporu düzenleyen müfettişten yazılı olarak istenir. Rapordaki inceleme eksikliği Başkanlığın talebi üzerine ilgili müfettişçe giderilir. Eksik incelemeye ilişkin hususlar haricinde müfettişin, Başkanlığın görüşüne katılmaması halinde, müfettişin görüşü ile birlikte Başkanın görüşünün de belirtildiği onay hazırlanarak, Bakana sunulur. Bakanca onaylanan görüş doğrultusunda işlem yapılır. (4) Üçüncü fıkrada belirtilen idari teftiş raporlarının birden fazla müfettiş vasıtasıyla düzenlenmesi ve müfettişler arasında raporun sonuçları ile ilgili görüş farklılıklarının bulunması halinde, bu farklılıklar raporda gerekçeleriyle birlikte belirtilir.

Rapor Başkanlık vasıtasıyla incelenir. Raporda mevcut farklı görüşlerden değiştirilmesi istenen husus ilgili müfettişten yazılı olarak istenir. Müfettişin isteğe katılmaması halinde, müfettişlerin farklı görüşleri ile birlikte Başkanın görüşünün de belirtildiği onay hazırlanarak, Bakana sunulur. Bakan vasıtasıyla onaylanan görüş doğrultusunda işlem yapılmak üzere rapor ve ekleri, gereği için Başkanlıkça ilgili birimlere ve/veya mercilere gönderilir. " düzenlemesi gereği, müfettiş raporuna ilişkin değerlendirme mercinin Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Bakanlık makamı olduğu, İş Teftiş Kurulu ve İş Teftiş Kurulu Başkanının, İş Müfettişlerince sunulan raporları inceleme, değerlendirme, eksiklik ve hukuka aykırılık tespit etmeleri hâlinde raporun değiştirilmesini isteme yetkilerinin bulunduğu, en nihayetinde Bakan vasıtasıyla onaylanan görüş doğrultusunda işlem yapıldığı yönünde ki yasal düzenlemeler karşısında henüz resmiyet kazanmamış olan bir raporun yargı mercii hükmü ile geçerli kabul edilmesinin kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olmadığı, resmiyet kazanmamış raporun her ne şekilde olursa olsun sisteme yüklenmiş ve ilgililer vasıtasıyla içeriğinin öğrenilmiş olmasının sonucu değiştirmeyeceği, mahkemelerce yerindelik denetimi yapılamayacağı ve idare yerine geçerek işlem tesis edilemeyeceğinden bu hususta tanık anlatımlarına itibar edilemeyeceği, davacı tarafça rapor hakkında sahtelik iddiası ileri sürülmediği gibi raporun işleme konulması safhasında hukuka aykırılık tespit edilemediği, dolayısıyla yasal aşama konusu teftiş raporuna ilişkin olarak davacı tarafça resmi kayıtların aksi kanıtlanamadığı” gerekçesiyle davanın reddine hüküm verilmiştir.

Temyiz başvurusu:

Hükmü, davacı avukati temyiz etmiştir.

Gerekçe: Dosya içeriğine göre; evleviyetle İlk Derece Mahkemesince bozma ilamı gereğinin yerine getirilip getirilmediğinin meselesinin ele alınması gereklidir.

Somut uyuşmazlıkta; davacı Sendika vasıtasıyla yapılan şikâyet üzerine iş müfettişi...

Vasıtasıyla düzenlenen raporun sisteme girilen ilk hali ile geçerli olduğu, kendilerine tebliğ edilen raporun ise geçerli olmadığının tespiti talep edilmiş, İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine dair verilen ilk hüküm da -özetle-, davanın hukukî nitelendirilmesinde hataya düşüldüğü, talebin 6100 sayılı HMK.’nın 400. Maddesi kapsamında delil tespiti olduğu ve davacının bu davadaki tespit talebinde hukukî yararının bulunduğu kabul edilerek sonuca gidilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

Bilindiği üzere, delil tespitinin konusu maddi vakıalar olup, burada vakıanın tespiti ile yetinilip, uyuşmazlığın esasına ilişkin bir değerlendirme yapılmamalıdır. Başka bir ifadeyle, Mahkemece vakıanın olup olmadığının tespiti ile yetinilmeli, davacının haklı olup olmadığı hususu irdelenmemelidir.

Dolayısıyla, Mahkemece davacının iddia ettiği vakıanın, yani sisteme ilk girilen müfettiş raporunda sendikal feshin varlığına ilişkin bir değerlendirmesinin bulunup bulunmadığının tespiti ile yetinilmesi gerekirken yazılı şekilde davacının haklı olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeyle sonuca gitmesi usule aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle usule aykırı verilen kararın, tekrar bozulmasını gerekmiştir.

Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.05.2021 tarihinde oybirliğiyle hüküm verildi.



Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2020/522 E., 2020/2482 K."İçtihat Metni"


Mahkemesi: Asliye Hukuk Yargı Makamı Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacılar avukati vasıtasıyla istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Yasal Aşama, taşınmaz üzerinde bulunan yapıdaki eksikliklerin tamamlanması için davacılara süre verilmesi ve yasal aşama dışı...'in temsilci olarak atanması talebine ilişkin olup, mahkemece talep HMK'nın 400 ve devamı maddelerine uygun görülerek yerinde delil tespiti yapılıp, bilirkişi raporu alınmış ve davacıların inşaatın gelmiş olduğu seviye itibari ile yüklenicinin edimini üstlenme talebinin reddine dair verilen hüküm, yasal süresi içerisinde davacılar vasıtasıyla temyiz edilmiştir.

Bu davada olayları anlatmak taraflara, olayın yasal yorumunu yapmak ise yargı merciine aittir. Davacının talebi TBK'nın 113. Maddesinde düzenlenen nama ifaya ilişkin olup, delil tespiti hükümlerine göre değerlendirme yapılıp hüküm verilemez. Mahkemece değişik iş defterine kaydedilerek HMK 400 ve devamı maddeleri delil tespiti hükümlerine göre değerlendirilip hüküm kurulması doğru olmamıştır.

O halde mahkemece yapılacak iş, talebin nama ifa niteliğinde olması nedeniyle dosyanın esasa kaydının sağlanıp, yazılı yargılama hükümlerine göre yargılama yapılıp hüküm verilmesinden ibarettir. Yargılama usulünde hataya düşülerek delil tespiti ve ihtiyati tedbir hükümlerine göre değerlendirme yapılıp hüküm verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 30,10 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde hüküm düzeltme isteminde bulunulabileceğine 18.09.2020 gününde oybirliğiyle hüküm verildi.


  • Delil tespiti ile elde edilen rapor karşı tarafça açıkça veya örtülü olarak kabul edilmedikçe hükme esas alınamaz. Esas davada karşı tarafa kendisini açıklama ve beyanlarını ispat hakkı tanınmalıdır. Bu nedenle delil tespitinde bilirkişi raporu alınmışsa dahi itiraz halinde ek rapor veya yeni rapor alınması gerekecektir.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/699 E., 2018/1867 K."İçtihat Metni"


MAHKEMESİ: Tüketici Yargı Makamı Taraflar arasında birleştirilerek görülen “ödenek” süreçlerinden dolayı yapılan yargılama sonunda Tüketici Mahkemesince asıl davada Doğuş Oto Pazarlama ve Tic.

A. Ş. Yönünden davalı sıfatı yokluğu nedeniyle davanın reddine, davalı Tamaş Motorlu Araçlar San. Ve Tic.

Ltd. Şti. Yönünden maddi ödenek talebinin kısmen kabulüne, manevi ödenek talebinin reddine, birleşen davada davalı... Otomotiv Servis ve Tic.

A. Ş. Yönünden maddi ödenek talebinin kısmen kabulüne, manevi ödenek talebinin reddine dair verilen 02.10.2012 tarih ve 2010/854 E., 2012/581 K. Sayılı hüküm asıl ve birleşen davacı avukati, asıl davada davalı Tamaş Motorlu Araçlar San.

Ve Tic. Ltd. Şti. Avukati ve birleşen davada davalı...

Otomotiv Servis ve Tic. A. Ş avukati vasıtasıyla temyiz edilmekle Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 18.06.2013 tarih ve 2013/6891 E., 2013/16521 K.

Sayılı hükmü ile; “…Davacı, asıl ve birleşen davada, satın aldığı araç ile 04/08/2010 tarihinde trafik kazasına maruz kaldığını ve kaza sırasında araçta bulunan hava yastıklarının açılmadığını ileri sürerek şimdilik araç bedeli olan 42.000TL'nin ödeme tarihi 19/12/2006 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte, 50.000TL manevi tazminatın yasal aşama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiş; 16.07.2012 günlü ıslah dilekçesiyle de, ayıplı olan hava yastığı sisteminin değeri olan 6.700TL nin ödeme tarihi olan 19.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.

Davalılar davanın reddi dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne hüküm verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. 1-Davacı, satın aldığı araçla 04/08/2010 tarihinde trafik kazası geçirmiş; kaza sırasında araçtaki hava yastıklarının açılmaması nedeniyle, Tüketici Mahkemesi'nin 2010/19D. İş sayılı dosyasıyla aracın ayıplı olup olmadığı hususunda tespit yaptırılmış; akabinde açılan işbu davada da mahkemece aynı bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle hüküm tesis edilmiştir. Mahkemece, itiraz edilen tespit dosyasına rapor veren bilirkişilerden, yargılama sırasında ek rapor alınması ve bu raporda da davalı tarafın itirazlarının karşılanmamış olması nedeniyle yetersiz olan bu bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm verilemez. Hal böyle olunca mahkemece oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulu vasıtasıyla inceleme ve araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken, bu hususun değerlendirilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl ve birleşen yasal aşama, maddi ve manevi ödenek istemine ilişkindir.

Asıl davada davacı avukati; müvekkilinin davalı Tamaş Motorlu Araçlar San. Ve Tic. Ltd. Şti.’den Volkswagen Golf marka araç satın aldığını, davalı...

Otomotiv Pazarlama ve Tic. A. Ş.’nin ise aracı ithal eden şirket olduğunu, müvekkilinin satın aldığı araç ile 04.08.2010 tarihinde trafik kazası geçirdiğini ancak kaza sırasında aracın hava yastıklarının açılmadığını, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunda hava yastıklarının açılması için gerekli fiziki şartların oluşmasına rağmen açılmamasının imalata dayalı gizli ayıp olduğunun belirlendiğini, kaza sırasında hava yastıklarının açılmaması nedeniyle müvekkilinin maddi olarak zarara uğradığı gibi kaza sırasında da büyük bir korku ve endişe yaşadığını, yastıkların açılmamasının yaşadığı korkuyu daha da artırdığını ileri sürerek, sözleşmeden dönmenin kabulü ile araç bedeli 42.000,00TL maddi ödenek ve 50.000,00TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline hüküm verilmesini talep ve yasal aşama etmiş, 05.07.2012 günlü ıslah dilekçesi ile talebini araçtaki ayıp oranında bedel indirimi yapılarak ayıplı hava yastığı bedeli olan 6.700,00TL’nin davalılardan müteselsilen tahsiline şeklinde ıslah etmiştir.

Birleşen davada ise; davalı... Otomotiv Servis ve Tic.

A. Ş.’nin aracı ithal eden şirket olduğunu belirterek, asıl davada ileri sürdüğü yasal sebep ve vakıaları tekrar etmek suretiyle sözleşmeden dönmenin kabulü ile araç bedeli 42.000,00TL ile 50.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline hüküm verilmesini talep ve yasal aşama etmiş, 05.07.2012 günlü ıslah dilekçesi ile talebini araçtaki ayıp oranında bedel indirimi yapılarak ayıplı hava yastığı sistemi bedeli olan 6.700,00TL’nin davalılardan müteselsilen tahsiline şeklinde ıslah etmiştir.

Asıl davada davalı Tamaş Motorlu Araçlar San. Ve Tic. Ltd.

Şti. Avukati; aracın 19.12.2006 tarihinde müvekkili şirketten satın alındığını, yasal aşama tarihi itibariyle iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacı vasıtasıyla Tüketici Mahkemesinin 2010/19 D. Iş sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, değişik iş dosyasında alınan bilirkişi raporundaki tespitlere katılmadıklarını, araçta ayıp bulunmadığını, kaza sırasında aracın ivme kaybına göre sadece emniyet kemerleri gergisi veya hava yastığının ya da her ikisinin devreye girebileceğini, davacının aracı ile aynı yönde seyreden tıra ait römorkun sol arka kesimine çarparak kazanın meydana geldiğini, bu nedenle anlık durmanın kaza sırasında gerçekleşmediğini, araçtaki hasarın büyük olmasının anlık durmanın gerçekleştiği anlamına gelmeyeceğini, hava yastığında arızanın bahsi geçen olması hâlinde hava yastığı uyarı lambasının yanması gerektiğini, kaza sırasında hava yastıklarının açılması için gerekli şartların oluşmadığını, imalata dayalı bir hatanın bulunmadığını, yokluğunda yapılan ve itiraza uğrayan tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Asıl davada davalı... Otomotiv Pazarlama ve Tic.

A. Ş. Avukati; müvekkili şirketin yasal aşama konusu aracın satıcısı olmadığını bu nedenle davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, aracın 19.12.2006 tarihinde trafiğe çıktığını, yasal aşama tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğunu, araçta üretimden kaynaklanan ayıp bulunmadığını, davacı vasıtasıyla Tüketici Mahkemesinin 2010/19 D. Iş sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, bu nedenle delil olarak dikkate alınamayacağını, kaza sırasında davacının emniyet kemerlerinin takılı olduğuna dair bulgu bulunmadığını, hava yastığının sadece gerekli durumlarda kaza sırasında alınan darbe sonucunda araç ve içindekiler üzerindeki oluşan ivmenin belirlenen değeri aşması hâlinde devreye girdiğini, araçtaki hasarın boyutunun hava yastığının devreye girmesi için bir etken olmadığını, aracın aynı yönde seyreden tıra arkadan çarpması sonucu kazanın oluştuğunu, bu nedenle hava yastığının açılması için gerekli şartların bulunmadığını, davacının manevi ödenek talebinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Birleşen davada davalı...

Otomotiv Servis ve Tic. A. Ş. Avukati; aracın 19.12.2006 tarihinde trafiğe çıktığını, yasal aşama tarihi itibariyle iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, aracın incelenmesi için müvekkili şirkete başvuru yapılmadığını, araçta üretimden kaynaklanan ayıp bulunmadığını, davacı vasıtasıyla Tüketici Mahkemesinin 2010/19 D.

Iş sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, bu nedenle delil olarak dikkate alınamayacağını, kaza sırasında davacının emniyet kemerlerinin takılı olduğuna dair bulgu bulunmadığını, hava yastığının sadece gerekli durumlarda kaza sırasında alınan darbe sonucunda araç ve içindekiler üzerindeki oluşan ivmenin belirlenen değeri aşması hâlinde devreye girdiğini, araçtaki hasarın boyutunun hava yastığının devreye girmesi için bir etken olmadığını, aracın aynı yönde seyreden tıra arkadan çarpması sonucu kazanın oluştuğunu bu nedenle hava yastığının açılması için gerekli şartların bulunmadığını, davacının manevi ödenek talebinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece; 2010/19 D. Iş sayılı dosyası ile delil tespiti yapıldığı, araçta imalat hatası olup olmadığı konusunda bilirkişilerden alınan raporda aracın ön kesiminin ağır hasar aldığı, tampon kirişi ve sağ ön boyuna kiriş bağlantı bölgesinde katlanma şeklinde plastik deformasyona yol açan darbenin ön hava yastıklarının açılmasını tetikleyecek şiddette olduğu, darbenin ön hava yastığı darbe konusu içinde kaldığı, dolayısı ile ön hava yastıklarının açılması için gerekli fiziki şartların oluştuğu ve teknik olarak ön hava yastıklarının açılması gerektiği, hava yastıklarının açılmamış olmasının hava yastığı sisteminde imalata dayalı bir hatanın olduğunu gösterdiğini belirttiklerini, aleyhine tespit istenen taraf avukatlerinin tespit raporuna itiraz ettikleri, davalıların gerek delil tespiti dosyasına yaptığı itiraz ve gerekse davaya verdiği cevap çerçevesinde itirazlarını değerlendirmek için bilirkişilerden rapor alındığı, alınan raporda hava yastıkların açılmamasına imalat hatasının neden olduğu, ayıbın gizli ayıp olduğu, hava yastığı sisteminin değerinin 6.700,00TL yaptığını beyan ettikleri, hâkimin delil tespiti yolu ile alınan bilirkişi raporuna esas davada yapılan itirazı ciddi bulmazsa yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmadan delil tespiti yolu ile alınmış bilirkişi raporuna dayanarak hüküm verebileceği, bu nedenle yeniden farklı bilirkişi heyetinden rapor alınmadığı gerekçesiyle asıl davada Doğuş Otomotiv Pazarlama ve Tic. A. Ş.

Yönünden davalı sıfatı yokluğu nedeniyle davanın reddine, asıl dosyada diğer davalı Tamaş Motorlu Araçlar San. Ve Tic. Ltd. Şti.

Ile birleşen dosyada davalı... Otomotiv Servis ve Tic. A. Ş.

Yönünden ise 6.700,00 TL’nin bu davalılardan tahsiline, davacının manevi ödenek talebinin ise reddine hüküm verilmiştir.

Asıl ve birleşen davada davacı avukati, asıl davada davalı Tamaş Motorlu Araçlar San. Ve Tic. Ltd. Şti.

Avukati ve birleşen davada davalı... Otomotiv Servis ve Tic. A. Ş.

Avukatinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Mahkemece, önceki gerekçeler yanında davalıların tüm itirazlarını cevaplayacak şekilde ek raporlar alındığı, bilirkişilerin Teknik Üniversitesinden araç otomobil kürsüsünden seçilen bilirkişiler olması nedeni ile verilen raporların yeterli olduğu, aracın pert olması nedeniyle fiili imkânsızlık da bulunduğu göz önüne alınarak önceki kararda direnilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen itilaf, mahkemece delil tespiti dosyasında alınan tespit raporuna karşı davalıların itiraz etmesine rağmen, yargılama aşamasında tespit raporunu düzenleyen bilirkişilerden ek rapor alınarak hüküm verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, “Delillerin tespiti” ile ilgili yasal düzenleme mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 368 - 374. Maddelerinde yer almaktadır.

HUMK’un 368. Maddesi; “İki taraftan her biri, derdesti rüyet bulunan davada henüz tahkik ve tetkikine sıra gelmemiş bulunan veyahut ileride ikame edeceği davada dermeyan edilecek olan hususun şahit, keşif, ehlihibre veya diğer deliller ile tespitini talep edebilir” şeklinde düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un 369. Maddesi, delillerin tespiti için gerekli koşulları ortaya koymaktadır.

Bu madde içeriğinde aynen; “Kanunu Medeni hükmü mahfuz kalmak şartiyle ancak şimdiden zabıt ve tesbit olunmazsa ileride zayi olacağı veya ikamesinde çok müşkülat çıkacağı melhuz olan deliller bu fasıl hükmüne tevfikan tesbit olunabilir” denilmektedir.

Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere, delil tespitinde bulunulabilmesi için: Öncelikle, henüz ikame olunmamış ve fakat ikame olunması düşünülen bir davada delil olarak ileri sürülecek bir vakıa bulunmalıdır. Sonradan ikame edilecek olan yasal aşama ile hiçbir alaka ve ilişkisi bulunmayan bir vakıa tespit ettirilemeyeceği gibi, ayrıca tespiti talep olunan delillerin hemen tespitine gidilmediği takdirde delillerin kaybolacağından ciddi bir surette endişe edilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan, ancak inceleme sırası gelmemiş olan delillerin tespiti istenebilir. Daha önceden tespit edilmiş olan bir hususun yeniden tespiti talep olunamayacağı gibi ayrıca delil tespiti istenilen vakıanın mevcudiyeti açıkça belli ve inkâr edilemeyecek bir vakıaya yönelik ise yine tespiti istenemez.

Delil tespiti istenmesinde yasal yarar bulunmalıdır; şimdiden tespit edilmemesi hâlinde ilerde kaybolacağı (yok olacağı) veya gösterilmesi çok güç olacağı tahmin edilen delillerin, önceden tespit edilmesinde yasal yarar varlığı kabul edilmektedir.

Delil tespiti tek başına bir yasal aşama olmadığından bu talebe karşı üçüncü kişiler müdahale edemez ve karşı yasal aşama da açılamaz.

Kural olarak, delil tespiti karşı taraf da hazır olmak üzere (her iki tarafın huzurunda) yapılır. Fakat, karşı taraf, usulüne uygun biçimde davet edildiği hâlde, gelmezse delil tespiti gıyabında yapılır.

Yargı Mercii, delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmasına da hüküm verebilir. Delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmış olması hâlinde, yargı mercii, dilekçeyi ve delil tespiti tutanağı ile varsa bilirkişi raporunun bir suretini derhal karşı tarafa tebliğ etmek zorundadır (HUMK m. 372/I-II). Aksi hâlde, karşı tarafa tebliğ edilmemiş olan delil tespiti tutanağı, davada delil olarak kullanılamaz.

Delil tespiti hükmü, nihai bir hüküm olmadığından temyiz edilemez. Fakat karşı taraf, delil tespiti hükmü icra edilinceye (delil tespiti yapılıncaya) kadar delil tespiti hükmüne itiraz edebilir.

Delil tespiti hükmü icra edildikten sonra, hem delil tespiti hükmüne hem de delil tespiti işlemine itiraz edilebilir (HUMK m. 373 c. 1).

İtiraz, delil tespitini yapmış olan yargı merciine yapılır. Delil tespitine itiraz bir süreye bağlı değildir. Delil tespitine itirazdan önce yasal aşama açılmış ise, bu itiraz, davanın açılmış olduğu yargı merciine yapılır ve o yargı mercii vasıtasıyla incelenir.

Karşı taraf, delil tespiti yolu ile alınmış olan bilirkişi raporuna itiraz ederse, delil tespitini yapmış olan mahkemenin, aynı bilirkişiden ek rapor istemesi gerekir. Aksi hâlde, itiraza uğramış olan bilirkişi raporu, davada delil olarak kullanılamaz.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun, 10.02.2010 tarih ve 2010/13-26 E., 2010/73 K.

Sayılı hükmünde da aynı ilkeler vurgulanmıştır.

Somut olaya gelince, davacı 19.12.2006 tarihinde satın aldığı aracı ile 04.08.2010 tarihinde gerçekleşen trafik kazası sırasında hava yastıklarının açılmaması nedeniyle hava yastıklarının ayıplı olduğunu iddia ederek 09.08.2010 günlü dilekçesi ile Tüketici Mahkemesinin 2010/19 D. İş sayılı dosyasında tespit talebinde bulunmuştur. Tespit dilekçesinde; kaza sırasında hava yastıklarının açılmamasının nedeni, meydana gelen kaza sonucu hava yastıklarının açılmasının gerekip gerekmediği ve bu durumun gizli ayıplı olup olmadığı hususlarına yönelik talepte bulunulmuştur.

Mahkemece aleyhine tespit istenen tarafların yokluğunda 12.08.2010 tarihinde araç başında Teknik Üniversitesi Otomotiv Anabilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyeti ile keşif yapılmış, bilirkişi heyeti vasıtasıyla düzenlenen 01.09.2010 günlü tespit raporunda, meydana gelen kazanın hava yastıklarının açılmasını tetikleyecek şiddette olduğu, gerekli fiziki şartların oluştuğu, hava yastıklarının açılmamasının hava yastığı sisteminde imalata dayalı bir hatanın varlığını gösterdiği belirtilmiştir.

Bilirkişi heyetince düzenlenen tespit raporunun davalılara tebliğ edildiği ve davalıların rapora itiraz ettikleri hususu ihtilafsızdır.

Yerel mahkemece, davalıların yargılama aşamasında tespit raporunu kabul etmemeleri üzerine, gerek tespit dosyasına yapılan itirazlar gerekse davaya cevap dilekçesinde belirtilen itirazların değerlendirilmesi için tespit raporunu düzenleyen bilirkişilerden ek rapor alınmıştır.

Bilirkişi heyetince düzenlenen 26.04.2011 günlü ek raporda hava yastığının açılması için belirlenen eşik değerlerin aşılması gerektiği, yasal aşama konusu aracın motorunun konum değiştirmesi, teker askı sisteminin kopması ve tampon kirişinin sağ ön boyuna kirişe bağlantı bölgesine katlanma şeklinde gözlenen plastik deformasyonların, aracın kaza sırasında ön kesiminden kullanım kılavuzunda yer alan hafif şiddetin üzerinde ve ön hava yastığı darbe konisi içinde kalan bölgeden ön hava yastıklarının açılmasını tetikleyecek negatif ivmeyi oluşturacak şekilde yüksek şiddette darbe aldığının göstergesi olduğu, darbenin etkisi ile deforme olan parçaların yapısı, bağlantı özellikleri dikkate alındığında, hasara neden olan çarpışmanın esnek çarpışma olmadığı, çarpışma anında ön hava yastıklarının açılması için gerekli teknik şartların oluştuğu ve hava yastıklarının açılmamasının imalata dayalı gizli ayıp olduğunu gösterdiği belirtilmiştir.

Yukarıda açıklandığı üzere Tüketici Mahkemesinin 2010/19 D. Iş sayılı dosyasında alınan tespit raporu, Teknik Üniversitesi Otomotiv Ana bilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan konusunda uzman bilirkişi heyetince düzenlenmiş, tespit raporuna davalılar avukati vasıtasıyla itiraz edilmesi üzerine mahkemece yargılama aşamasında itirazları karşılayacak şekilde aynı bilirkişi heyetinden teknik değerlendirmeler yapılarak ek rapor alınmış, itirazlar karşılanmak suretiyle düzenlenen ek rapor uyarınca hüküm verilmiştir.

Tespit dosyasında tespit raporunu ve yargılama aşamasında ek raporu düzenleyen bilirkişiler aracı bizzat gören, konusunda uzman bilirkişiler olup bu vaziyette kazanın meydana geldiği tarihten bu yana aradan geçen süre dikkate alındığında mahkemece yeniden keşif yapılarak farklı heyetten bilirkişi raporu alınmasında yarar bulunmamaktadır.

O hâlde mahkemece tespit raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden, yargılama aşamasında davalıların itirazlarını da karşılayacak şekilde ek rapor alınarak hüküm verilmesinin yerinde olduğu Kurul çoğunluğu vasıtasıyla kabul edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, delil tespitinin karşı tarafa haber verilmeden yapılmasının yasal dinlenilme hakkının ihlaline neden olacağı, karşı tarafa haber verilmeden delil tespitinin yapılması hâlinde karşı tarafça vakıaları ileri sürme hakkı, açıklama ve ispat hakkı tanınmadan alınacak raporun açıkça veya örtülü olarak kabul edilmediği takdirde hükme esas alınmayacağı, yargılama aşamasında mahkemece yeni rapor alınması halinde yasal dinlenilme hakkının sağlanmış olacağı, ek rapor alınarak bu eksikliğin giderilemeyeceği bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, mahkemece tespit raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden yargılama aşamasında davalıların itirazlarını da karşılayacak şekilde ek rapor alınarak hüküm verilebileceğine dair verilen direnme hükmü yerindedir.

Ne var ki, Özel Dairece asıl ve birleşen davada davacının temyiz itirazları ile kabul edilen alacak miktarına ilişkin olarak davalı Tamaş Motorlu Araçlar San. Ve Tic. Ltd. Şti.

Avukati, birleşen davada davalı... Otomotiv Servis ve Tic. A. Ş.

Avukatinin temyiz itirazlarına yönelik inceleme yapılmadığından, bu yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme hükmü yerinde olup asıl ve birleşen davacının temyiz itirazları ile kabul edilen alacak miktarına ilişkin davalı Tamaş Motorlu Araçlar San. Ve Tic. Ltd. Şti.

Avukati, birleşen davada davalı... Otomotiv Servis ve Tic. A. Ş.

Avukatinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440-III/1. Maddesi uyarınca direnme hükmüne konu miktar itibariyle hüküm düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.12.2018 tarihinde oy çokluğu ile hüküm verildi.




Her yasal vaziyet kendi içinde özel değerlendirmeler gerektirir. Olası itilaflarda herhangi bir hak kaybına uğramamak adına yasal sürecin uzman bir hukukçu ile yürütülmesi faydalı olacaktır.