Yasal itilaflarda hak kayıplarının önüne geçebilmek adına yasal süreçlerin titizlikle takip edilmesi gerekmektedir. Bu yazımızda konuyla ilgili bilmeniz gereken temel yasal esasları derledik.

T. C.

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/2-1906

Hüküm No: 2018/112

Tarih: 07.02.2018

YASAL AŞAMA:

“…1- Davalı-davacı ( kadın )’ın temyiz itirazlarının incelenmesi sonucunda;

Taraflar arasındaki karşılıklı “boşanma” süreçlerinden dolayı yapılan yargılama sonunda 7. Aile Mahkemesince “davacı karşı davalının davasının reddine, davalı karşı davacının davasının kabulüne” dair verilen 21.05.2013 gün ve 2012/1668 E., 2013/650 K.

Sayılı hüküm, her iki taraf avukatinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.01.2014 gün ve 2013/19410 E. 2014/895 K. Sayılı hükmü ile;

Hüküm, davacı-davalı ( koca ) vasıtasıyla temyiz edilmiş, diğer taraf avukati de, temyize cevap dilekçesinde hükme dair itirazlarını bildirerek temyiz isteğinde bulunmuştur. ( HUMK. M.433/2 ) Hükmü süresinde temyiz etmemiş olan tarafın, temyize cevap dilekçesindeki temyiz itirazlarının incelenebilmesi, temyiz dilekçesinin tebliğinden itibaren on gün içinde cevap verilmesi halinde mümkündür. ( HUMK.

M. 433/2 ) Aksi halde, süresinden sonra verilen cevap dilekçesindeki temyiz itirazları dikkate alınamaz davacı-davalı ( koca )’nın temyiz dilekçesi, diğer tarafa 12.07.2013 günü tebliğ edilmiş; karşı taraf, hükme dair itirazlarını da ihtiva eden temyize cevap dilekçesini, yasal on günlük süreden sonra 25.07.2013 günü vermiştir. Bu vaziyette davalı-davacı ( kadın )’ın katılma yoluyla temyiz talebinin süre aşımı sebebiyle reddine hüküm verilmesi gerekmiştir.

2- ) Davacı-davalı ( koca )’nın temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda davacı-davalı kocanın sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmak şeklindeki ağır kusuruna karşılık davalı-davacı ( kadın )ın da eşine “zürriyetsiz, dürzü, gavat” şeklinde hakaretler ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davacı-davalı ( koca ) da yasal aşama açmakta haklı olup Türk Medeni Kanununun 166/2 maddesi koşulları kocanın yasal süreci yönünden gerçekleşmiştir.

O halde davacı-davalı ( koca )nın boşanma davasının da kabulüne hüküm verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddi doğru görülmemiştir…”

Gerekçesiyle hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki bilgi ve belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

HÜKÜM:

Yasal Aşama ve karşı yasal aşama Türk Medeni Kanunu’nun 166. Maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir.

Davacı karşı davalı ( erkek ) avukati müvekkilinin evlilik süresince birlik görevlerini yerine getirdiğini, çocuklarının olmaması sebebiyle tedavi olmasına rağmen davalının tıbbi teşhis ve tedavi sürecinden ısrarla kaçındığını, sürekli olarak sorunun müvekkilinde olduğunu dile getirdiğini ve davalının müvekkilinin annesiyle de tartışmalar yaşadığını, evlilik birliğinin çekilmez hâle geldiğini belirterek boşanma hükmü verilmesini istemiştir.

Davalı karşı davacı ( kadın ) avukati evliliğin ilk yıllarında hamile kaldığını, bu hamileliğinin düşükle sonuçlandığını, buna bağlı olarak tedavi gördüğünü ancak eşinin alkol alışkanlığı ve gece yaşantısı sebebiyle çocuklarının olmadığını, ’ya yerleştikten sonra davacı karşı davalının çeşitli bahanelerle eve geç geldiğini, pavyon hayatına yöneldiğini, evin ihtiyaçlarını karşılamamaya ve başka bir kadınla yaşamaya başladığını, hakaret ettiğini, karşı davalının en son 24 Kasım 2012’de evi terk ettiğini belirterek, tam kusurlu olan erkeğin davasının reddine, karşı davanın kabulüyle boşanmaya hüküm verilmesini, 800,-TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 50.000,-TL maddi ve 50.000,-TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.

Mahkemece davacı karşı davalının sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediği, bu sebeple kusurlu olduğu, kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına, davalı karşı davacı ( kadın ) yararına 500, -TL yoksulluk nafakası ile 30.000,-TL maddi ve 5.000,-TL manevi tazminata hükmedilmesine hüküm verilmiştir.

Taraf avukatlerinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece davacı karşı davalının sadakat yükümlüğünü yerine getirmediği, eşini alenen ve fütursuzca aldatan bir eş karşısında kadının söylemiş olduğu sözlerin tepki niteliğinde olduğu belirtilmek suretiyle erkeğin davasının reddi, kadının davasının kabulüne dair önceki hükümde direnilmiştir.

Direnme hükmü davacı karşı davalı ( erkek ) avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca “…taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa hüküm ve buna uygun gerekçeli hüküm oluşturulmadığı…” gerekçesiyle usulden bozma hükmü verilmiştir.

Yerel Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozma hükmüne uyulmak suretiyle verilen direnme hükmü davacı karşı davalı ( erkek ) avukati vasıtasıyla temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen itilaf, somut olayda davalı karşı davacının ( kadının ) kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı karşı davalının ( erkeğin ) boşanma davasının kabul edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için ilgili yasal düzenlemelerin değerlendirilmesinde yarar vardır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ( TMK )’nın 166. maddesi:

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma yasal süreci açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya hüküm verilebilir…”

Hükmünü içermektedir.

Anılan maddeye göre, boşanmayı talep edebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi yasal aşama hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya hüküm verilebilmesi için, diğer tarafın az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma hükmü verilebilmesi için yeterli olmaz. Az kusurlu eşin davaya karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, evlilik birliğinin devamında bu eş ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.

Öte yandan, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 254.

Maddesi uyarınca aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz ( HGK’n In 24.12.2014 gün ve 2013/2-1417 E., 2014/1090 K. Sayılı ilamı ). Dosyada yerel mahkemece dinlenen tanıkların beyanlarının aksi ispatlanmış değildir.

Somut olayda da davacı karşı davalı erkeğin başka bir kadınla ilişki kurmak, bu kişiyi yakın çevresine “yengeniz” diyerek tanıtıp, sosyal ortamlarda birlikte bulunmak suretiyle açık şekilde sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmıştır.

Davacı karşı davalı erkeğe atfedilen bu kusur belirlemesi Özel Daire ve yargı mercii arasında çekişme konusu olmamakla birlikte davacı karşı davalı erkeğin annesi olan ve tanık olarak dinlenen M. K. Beyanına göre davalı karşı davacı kadının da eşine ” zürriyetsiz, dürzü, gavat” şeklinde hakaret ettiği anlaşılmıştır.

Ancak hemen belirtilmelidir ki, olaya özgü sebeplerle davalı karşı davacı kadının evlilik birliği içinde aleni bir şekilde sadakatsiz bir yaşam süren eşine bu şekilde söylemiş olduğu hakaret sözcüklerinin tepki ile söylenmiş olduğu kabul edilmelidir. Tepki ile söylenen sözler sebebiyle kadını az da olsa kusurlu saymak mümkün değildir.

Burada TMK’nın 166/2. Maddesi koşullarının oluştuğundan söz edilemez.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacı karşı davalı erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı karşısında kadının sözlerinin tepki olarak söylendiğinin kabulünün olanaklı olmadığı, sarf ettiği sözler sebebiyle az da olsa kusurunun bulunduğu, bu sebeple bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Bu itibarla, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, tanık beyanlarına, yargı mercii hükmünde açıklanan gerektirici nedenler veÖzellikle tepki niteliğinde olduğu kabul edilen davranışlarda bulunan davalı karşı davacı kadına boşanmaya sebep olan olaylarda herhangi bir kusur yüklenemeyeceği sonucuna varıldığından davacı karşı davalı erkeğin davasının reddine dair direnme hükmü yerindedir

Ne var ki, davalı karşı davacı kadının boşanma yasal süreci ile fer’ilerine dair temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu yönlere dair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı karşı davalı erkeğin davasının reddine dair direnme hükmü yerinde olup davalı karşı davacı … avukatinin boşanma yasal süreci ile fer’ilerine dair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 07.02.2018 gününde tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde hüküm düzeltme yolu açık olmak üzere yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla hüküm verildi

Hukuk Büromuz Bürosu, Avukatlık Bürosu, Mecidiyeköy Avukatlık Bürosu,,

Her yasal vaziyet kendi içinde özel değerlendirmeler gerektirir. Olası itilaflarda herhangi bir hak kaybına uğramamak adına yasal sürecin uzman bir hukukçu ile yürütülmesi faydalı olacaktır.