Haksız eylemler çoğu kez ceza yasaları yönünden de bir “suç” oluşturur. Aynı eylem hakkında hem ceza yasal süreci ve hem hukuk yasal süreci açılmışsa, ayrı ayrı verilen hükümler birbirlerini ne ölçüde etkileyecektir.

Bilindiği gibi, Ceza hukuku suç oluşturan eylemin cezalandırılmasında kamu yararı arar. Özel hukuk ise haksız eylemin kişilere verdiği maddi ve manevi zararlarla uğraşır. Ceza hukukunda eylemin “kast” ve “taksir” öğeleri araştırılır.

Ödenek davalarında ise “kusur” ve “sorumluluk” aranır. Bu nedenlerle, her iki hukuk düzeni birbirlerinden farklı hükümler içerirler ve farklı amaçlar güderler. Bununla birlikte çoğu yerde kesişirler ve birbirlerini etkilerler.
Ceza yargı makamı kararlarının hukuk mahkemesine etkisi, BK. M.53’te (TBK. m.74’de) düzenlenmiş olup, bu maddede ceza-hukuk ilişkisinin tümü değil, yalnızca haksız eylemden doğan ödenek davaları yer almış bulunmaktadır.

818 sayılı BK.53.

Maddesine göre:
“Hakim kusur bulunup bulunmadığına veya haksız eylemi işleyenin ayırtım gücüne sahip olup olmadığına hüküm vermek için, ceza hukukunun sorumluluk kurallarıyla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesince verilen aklama (beraat) kararıyla da bağlı değildir. Bundan başka, ceza mahkemesinin hükmü, kusurun değerlendirilmesi ve zarar tutarının saptanması konularında da hukuk hakimini bağlamaz.”

6098 sayılı yeni TBK. 74. maddesine göre de:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında hüküm verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin hükmü da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

Görüldüğü gibi, yasa hükmü ile hukuk hakimi, ceza yargı makamı kararları karşısında bağımsız kılınmış; ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamışsa, hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre hüküm verme yetkisi tanınmıştır.
Öğretide ve Yargıtay kararlarında benimsendiği üzere, ödenek davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için, haksız eylemin yalnızca suç niteliği taşıması yeterli görülmüş; ayrıca eylemi işleyen hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve mahkumiyet hükmü verilmiş olması koşulu aranmamıştır.

Eğer suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin bir hükmü varsa, hukuk hakimi bu karara uyacak; böyle bir hüküm yoksa veya kanıt yetersizliği nedeniyle ya da suç kastı bulunmadığı gerekçesi ile aklama (beraat) hükmü verilmişse, hukuk hakimi, haksız eylemin suç niteliğini doğrudan araştıracaktır.

Aşağıda, ceza mahkemesinin hukuk davalarına etkileri şu yönlerden incelenecektir:

1. Kesin hüküm yönünden,
2. Kesin kanıt olma yönünden,
3.

Zamanaşımı yönünden,
4. Bekletici sorun olup olmayacağı yönünden,
5. Ceza mahkemesindeki bilirkişi raporunun hukuk davasına etkisi yönünden.

I- KESİN HÜKÜM YÖNÜNDEN

Hukuk ve ceza davalarının konuları, tarafları ve amaçları farklı olduğundan, ceza yargı makamı kararları, hukuk davaları için (kural olarak) kesin hüküm oluşturmaz. Ancak (uygulamada pek başvurulmayan) bazı durumlarda, ceza yargı makamı hükmü, hukuk mahkemesinde açılan davada “kesin hüküm” olabilir.

Şöyle ki:

1- Ceza mahkemesinde ödenek istenmişse
A) Ceza yargı makamı, zarar görenin ödenek istemini hüküm altına almışsa, hukuk mahkemesinde aynı konuda yeniden yasal aşama açılamayacağından, ceza yargı makamı hükmü kesin hüküm niteliği kazanır.
B) Eğer, ceza mahkemesinde yalnızca manevi ödenek istenmişse, verilecek hüküm yalnızca bu yönden kesin hüküm olur; hukuk mahkemesinde ayrıca maddi ödenek yasal süreci açılabilir.
C) Suçtan zarar gören, ceza mahkemesinde ödenek isterken fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuşsa, saklı tuttuğu bölüm için hukuk mahkemesinde yasal aşama açılabilir.
D) Ancak manevi ödenek bölünemeyeceğinden, ceza mahkemesinde bir miktar manevi tazminata hükmedilmişse bu kesin hüküm halini alır; artık hukuk mahkemesinde ayrıca manevi ödenek istenemez.
E) Ceza yargı makamı ödenek istemini reddederse, bu ret hükmü, aynı ödenek için aynı taraflar arasında açılan hukuk davasında kesin hüküm olarak ileri sürülebilir. (1086/HMUK. M. 237 ve 6100/HMK. m.303)
F) Ceza yargı makamı, ödenek hakkında bir hüküm vermeyerek bu konuda hukuk mahkemesine başvurulabileceğine hüküm verirse (CMUK. m. 358/II), suçtan zarar gören hukuk mahkemesinde ödenek yasal süreci açabilecektir.
G) Ceza yargı makamı, ödenek istemi hakkında olumlu veya olumsuz hiç bir hüküm vermemişse, bu vaziyette kesin hükümden söz edilemez ve suçtan zarar gören hukuk mahkemesinde ödenek yasal süreci açabilir.

2- Sahteciliğe ilişkin ceza yargı makamı kararının kesin hüküm oluşturması
Ceza yargı makamı bir senedin sahte olduğunu saptayarak, suç işleyenler hakkında mahkumiyet hükmü verirse, bu hüküm hukuk mahkemesinde kesin hüküm oluşturur. Buna karşılık, sahtecilik yasal süreci aklama ile sonuçlanırsa, bu hüküm hukuk mahkemesinde kesin hüküm olmaz; senet borçlusu hukuk mahkemesinde sahtecilik yasal süreci açabilir.

3- Yaş düzeltme hakkındaki ceza yargı makamı hükmü
Hukuk mahkemesinde kesin hüküm oluşturur ve hukuk mahkemesinde aynı kişinin yaşının düzeltilmesi için yeni bir yasal aşama açılamaz. Çünkü yaş düzeltme davaları ancak bir kez açılabilir. (Nüfus K. m. 46/3)

II- KESİN KANIT OLMA YÖNÜNDEN

BK.53. (TBK.74) maddesine göre hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kusura ve zarar tutarına ilişkin kararlarıyla bağlı değil ise de, yukarda sınırlı olarak sayılan kesin hüküm durumlarına uymak ve ceza davasının bazı hükümlerini”kesin kanıt” olarak dikkate almak zorundadır.

Ayrıca, ceza davasında toplanan kanıtlar, özellikle eylemin hukuka aykırılığını ve nedensellik bağını saptayan maddi olgular hukuk hakimini bağlayacaktır.

Ceza hakimi, CMUK. Hükümlerinden aldığı yetkilerle kanıtları özgürce toplama ve doğrudan araştırma olanağından yararlanır. Oysa hukuk hakimi, tarafların istem ve savunmalarının dışına kolay kolay çıkamaz; istenmeyen ve ileri sürülmeyen bir hususu asla kendiliğinden dikkate alamaz ve onun araştırmasına girişemez. (1086/HMUK. M.74,75 ve 6100/ HMK. m.26,25)
Hukuk hakiminin bu hareket kısıtlılığına karşılık, ceza hakiminin kanıt toplamadaki geniş olanakları, ödenek davalarında kusur ve sorumluluk derecelerinin doğru saptanmasına, kuşkusuz, katkı sağlayacaktır.

Ceza yargı makamı kararlarının Hukuk mahkemesinde “kesin kanıt” sayılacağına ilişkin vaziyetler şunlardır:

1- Kesin mahkumiyet kararları,
2- Suçun sanık tarafından işlenmediğine ilişkin kesin aklama kararları,
3- Eylemin hukuka aykırılığını ve nedensellik bağını saptayan maddi olgular.

Bunlar aşağıda “Hukuk hakiminin ceza yargı makamı karşısında durumu” ve “Hukuk hakimini bağlayan hükümler” bölümünde inceleneceğinden burada belirtmekle yetiniyoruz.

III-ZAMANAŞIMI YÖNÜNDEN

Yukarda, ödenek davalarında uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanma koşullarını sıralarken, eylemi işleyen hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve mahkumiyet hükmü verilmiş olmasının gerekmediğini; yalnızca cezalandırılabilir bir suç işlenmiş olmasının, başka bir deyişle, haksız eylemin aynı zamanda suç niteliği taşımasının yeterli olacağını açıklamıştık.

Eğer eylem hakkında ceza kovuşturması yapılmış, ceza yasal süreci açılmış ve bir hüküm verilmişse, ceza mahkemesinin hükmü, hukuk mahkemesinde açılan ödenek davasını ne ölçüde etkileyecektir.

Hukuk hakimi bu karara uyacak mıdır.

Genel bir anlatımla şunları söyleyebiliriz:

Eğer ceza mahkemesince, suçun işlendiği veya işlenmediği kesinlikle saptanmış ve buna göre mahkumiyet veya aklama hükmü verilmişse, hukuk hakimi buna uyacaktır.

Buna karşılık kanıt yetersizliği nedeniyle aklama hükmü verilmişse ya da çeşitli nedenlerle kamu yasal süreci düşürülmüşse, hukuk hakimi, ceza mahkemesinin bu kararları ile bağlı kalmayacak, sorumluluğu gerektiren eylemin işlenip işlenmediğini, suç niteliği taşıyıp taşımadığını özgürce araştıracaktır. Hukuk hakiminin bu yetkisi BK. m.53 (TBK. m.74) hükmünden güç almakta olup, aşağıda incelenecektir.

Ödenek davalarına uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanma koşullarını incelerken, ceza yargı makamı kararlarının etkilerini en sona bırakmıştık. Bu bölümde hangi kararların ceza zamanaşımından yararlanmayı olanaklı kılacağını, hangi kararların bu hakkı ortadan kaldıracağını gözden geçireceğiz.

Ceza mahkemesinin yargılama sonucu vereceği hükümler:
A) Mahkumiyet hükmü,
B) Beraat (aklama),
C) Başka hükümler (ölüm, ehliyetsizlik, af, erteleme, vazgeçme v. b. Nedenleriyle kamu davasının düşmesi gibi hükümler) olmak üzere üç bölüme ayrılabilir.

Ceza yargı makamı kararlarının ödenek davalarına ve dolayısıyla uzamış (ceza) zamanaşımına etkileri yönünden de şöyle bir ayrım yapabiliriz:

1- Uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanmasını gerektiren hükümler
A) Kesin mahkumiyet kararları,
B) Kanıt yetersizliği nedeniyle ceza mahkemesince aklama hükmü verilmiş olup da, hukuk mahkemesinde suç niteliğinin saptanması durumu,
C) Suç kastı bulunmadığı gerekçesiyle verilen aklama hükmü,
D) Ölüm nedeniyle kamu davasının düşmesi.(Bu vaziyette uzamış ceza zamanaşımı mirasçılara uygulanacaktır.)
E) Ceza erteleme kararları ve özel af uygulaması.(Bu vaziyette eylemin suç niteliği ortadan kalkmamaktadır.)
F) Kişisel hak saklı tutularak kamu davasından vazgeçilmesi;
G) Ehliyetsizlik nedeniyle kamu davasının düşmesi.
Bu durumlarda ödenek davalarına uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanacaktır.

2- Uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanma hakkını ortadan kaldıran hükümler
A) Ceza mahkemesinin, suçun işlenmediğini kesin saptayan ve maddi olgulara dayanan aklama (beraat) hükmü.
B) Afla ceza davasının düşmesi. (Bu vaziyette hukuk zamanaşımının nasıl işleyeceği yukarda “Af Yasalarının ceza zamanaşımına etkisi” bölümünde ayrıntılı olarak incelenmiştir.)

Bu iki vaziyette da uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanılamayacaktır.

IV-BEKLETİCİ SORUN YÖNÜNDEN

Haksız eylem nedeniyle açılan ödenek davalarında, ceza davasının sonucunun beklenip beklenmeyeceği tartışmalıdır.

Kimi görüşler, hukuk mahkemesinin, ceza davasının sonuçlanmasını “bekletici sorun” yapmak zorunda olmadığı yönündedir.

Mademki iki mahkemenin konuları ve amaçları farklıdır, o halde beklemek gereksizdir, denilmektedir. Kimine göre de, hukuk mahkemesindeki yargılama (ceza davasına oranla) daha ileri bir aşamada ise, hukuk yargı makamı, ceza davasının sonucunu beklemeden davayı sürdürmelidir. Örneğin, hukuk yargı makamı senetle ilgili sahtelik davasında bilirkişi incelemesi yaptırmış ise, ceza davasının sonuçlanmasını beklememelidir.

Ancak çoğunluk görüşleri ceza davasının sonuçlanmasının beklenmesi gerektiği yönündedir. Bu görüştekiler şu iki ana nedeni ileri sürmektedirler:

Birincisi, BK. m.53 (TBK. m.74) gereğince hukuk hakimi, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla veya suçun işlenmediğine ilişkin kesin aklama kararıyla bağlıdır.

Öte yandan, gene BK. M.53’e (TBK. m.74’e) göre, olayın ne yolda meydana geldiğine ilişkin ceza hakiminin saptamaları da hukuk hakimini bağlar. Tüm bu nedenlerle ceza davasının sonucu beklenmeli ve çıkacak sonuca göre hüküm verilmelidir.

İkincisi, ceza ve hukuk mahkemelerinin verecekleri hükümler arasında, aynı olay için, ayrı ayrı sonuçlar doğmasını önlemek, sonuç ve görüş birliğini sağlamak için “bekletici sorun”un kabulünde zorunluk vardır.

Bu iki ana nedene şunu da ekleyebiliriz: Hukuk yargı makamı, ceza davasının sonuçlanmasını “bekletici sorun” yapmayıp, bir hüküm verir ve bu hüküm kesinleşirse, daha sonra verilen ceza yargı makamı kararının farklı olması hâlinde, taraflardan biri, Usulün 445/1. Maddesi (6100 sayılı HMK.374) hükmüne dayanarak hukuk mahkemesinde yargılamanın iadesi yoluna başvurabilir.

Tüm bu görüşlere karşı, BK.53.(TBK. m.74) maddesinin anlam ve amacına uygun olacağına inandığımız ortalama bir yol öneriyoruz.

Şöyle ki:

1) Hukuk hakimi, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla ve eylemin hukuka aykırılığı ile nedensellik bağını saptayan maddi olgularla bağlı olduğuna göre, ceza davasındaki sorgulamaların tamamlanması, kanıtların toplanması ve bilirkişi raporlarının verilmesi aşamasına kadar beklenmeli; bu aşamada vaziyet aydınlığa kavuşmuş olacağından, artık ceza davasının sonuçlanması ve hükmün kesinleşmesi beklenmemelidir.

2) Öte yandan, hukuk mahkemesinde ödenek yasal süreci açılmış ve ileri bir aşamaya gelinmiş olup da, ceza kovuşturması uzamış ve henüz ceza yasal süreci açılmamışsa veya türlü nedenlerle açılması gecikecek ise, artık beklemek söz konusu olmamak gerekir. Çünkü, yukardaki bölümlerde ceza zamanaşımının uygulanma koşullarını incelerken, Yargıtay kararlarından verdiğimiz örneklerle, haksız eylemin aynı zamanda cezalandırılabilir bir suç niteliğinde sayılması için ceza yasal süreci açılmış olmasının ve mahkumiyet hükmü verilmiş bulunmasının koşul olmadığını açıklamıştık. Ayrıca, aşağıda hukuk hakiminin “eylemin suç niteliğini doğrudan araştırma işlevi” ayrı bir bölümde incelenecek ve değerlendirilecektir.

V-CEZA MAHKEMESİNDEKİ BİLİRKİŞİ RAPORUNUN HUKUK DAVASINA
ETKİSİ YÖNÜNDEN:

Taraflar, ceza dosyası içerisindeki bilirkişi raporuna karşı herhangi bir itirazda bulunmayarak o raporun içeriğini aynen kabul ederlerse, o zaman hukuk hakimi, HMUK. 74 ve 75. Maddeleri (6100/ HMK. m.26,25) hükümleri çerçevesinde, tarafların talep etmediği bir hususu, kendi kendine yeniden inceleme konusu yapamaz.

Buna karşılık taraflar ceza mahkemesinde alınan kusur raporuna itiraz etmişlerse, hukuk hakimi, yeniden bilirkişi incelemesi istemlerini reddederek, ceza dosyasındaki bilirkişi raporunu “kesin delil” kabul edemez.

Çünkü bu kabul şekli, hem BK.53. (TBK.74) maddesine ve hem de 1086 sayılı HMUK.283,284 ve 286. (6100 sayılı HMK. 281,282) maddelerinde yer alan ilkelere aykırı bir uygulama şeklidir. Yargıtay HGK. 10.1.1975 gün E. 1971/T-406, K.1975/1 sayılı hükmünde açıkça belirtildiği üzere, ceza mahkemesinde alınan bilirkişi raporu hukuk hakimini bağlamayacağı gibi (BK. m.53 ve TBK. m.74), böyle bir rapora taraflardan birinin itirazı üzerine de, hukuk hakimi, yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmak zorundadır. Çünkü, ceza davasında yaptırılan bilirkişi incelemesi ile hukuk hakiminin yaptıracağı bilirkişi incelemesi, her iki yasal aşama türünün amaç ve ilkeleri bakımından birbirlerinden çok farklı bulunmaktadır.

Hukuk hakimini, kendisinin yaptırmadığı ve fakat başka bir amaçla ve başka bir görüş açısından yaptırılan inceleme sonunda elde edilen “kusur” ve derecesiyle bağlı saymak, hem yukarda değinilen yasa hükümlerine aykırı ve hem de tarafların haklarını ihlal edici bir görüşün ifadesidir. Aksi halde 1086 sayılı HMUK.240.(6100 sayılı HMK.198.) maddesinde yer alan (...hakim delilleri serbestçe takdir eder) hükmü ve bilirkişi incelemesi ile aynı yasanın 283. maddesinde (6100/HMK.281/2. maddesinde) yer alan (Hakim raporda eksik ve anlaşılmaz gördüğü yönleri tamamlatmak ve açıklatmak için bilirkişiye yeni sorular yöneltebilir.

İki taraf dahi eksik ve anlaşılmaz yönler hakkında bilirkişiden açıklama alınmasını raporun kendilerine tebliği tarihinden başlayarak bir hafta içinde yargıçtan yazılı olarak isteyebilirler) ve onu izleyen 284. Maddede yer alan (Gerçeğin ortaya çıkması için gerek görürse hakim önceki ve yeniden seçeceği bilirkişiler aracılığıyla yeniden inceleme yaptırabilir.) biçimindeki hükümlerine taban tabana zıt bir uygulama ortaya çıkmış olur.

Bu nedenlerle, ceza mahkemesindeki bilirkişi raporuyla bağlı kalmaksızın, hukuk hakimi, tarafların istemlerini ve varsa yeni kanıtları da dikkate alarak (kesin bir sonuç alınıncaya kadar) bir veya birkaç kez bilirkişi incelemesi yaptıracaktır.

Copyright © - Çelik Çelik - Araştırma ve İnceleme, Her hakkı saklıdır.:Site Kullanım Şartları: Güvenlik ve Gizlilik Politikası