Aldatılan Eşin Üçüncü Kişiye Yasal Aşama Açma Hakkı – 2024 Ekibi16 Aralık 2023Aile ve Boşanma Hukuku
Aldatılan Eşin Üçüncü Kişiye Yasal Aşama Açma Hakkı – Sivrikaya Hükmü Değerlendirmesi
Aldatılan eş, eşiyle birlikte olan üçüncü kişiye karşı ödenek davası açıp açamayacağı sorusu vatandaşlar tarafından sıkça sorulan sorular arasında yer almaktaydı. Yargıtay’ca kabul edilen net bir içtihat olmaması hukuk camiasında bu konuyu tartışmalı hala getirmiştir. Anayasa mahkemesinin BAşvurucu Sivrikaya kararından sonra bu tartışma artık ortadan kalmış bulunmaktadır. Aldatılan eş eşiyle birlikte olan üçüncü kişiye maddi veya manevi ödenek davası açamayacaktır.
Web sitemizdebulunan Makalemizin sonundaki linkten İlgili Anayasa Yargı Makamı Kararını indirebilirsiniz.
İçindekiler- Aldatılan Eşin Üçüncü Kişiye Dava Açma Hakkı – Sivrikaya Kararı Değerlendirmesi
- Anayasa Mahkemesi’nden Tarihi Karar: Aldatılan Eş Üçüncü Kişiye Dava Açabilecek Mi?
- Anayasa Mahkemesi Ne Karar Verdi?
- Eşlerin Sadakat Yükümlüğü Nedir?
- Aldatılan Eşin Üçüncü Kişiye Karşı Açtığı Maddi ve Manevi Tazminat Davası Neydi?
- Aldatılan Eşin Üçüncü Kişiye Karşı Açtığı Tazminat Davası Konusunda Yargıtay’ın Yaklaşımı Nedir?
- Sivrikaya Anayasa Mahkemesi Kararı:
Anayasa Mahkemesi’nden Tarihi Hüküm: Aldatılan Eş Üçüncü Kişiye Yasal Aşama Açabilecek Mi?
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 161 ve devamında düzenlenen boşanma nedenlerinden zinaya dayanılarak açılan boşanma davarında gündeme gelen konulardan biri, aldatılan eşin kendisiyle aldatılan 3’üncü kişiye karşı da bir yasal aşama hakkının bulunup bulunmadığıdır. Eşler bu konuda, duygusal bir yaklaşımla aldatma hâlinde aldatan eş ile kendisiyle aldatılan 3’üncü kişinin de kusurlu olduğunu iddia edip, bu kişilere karşı yasal aşama yoluyla hak talep edebileceklerini düşünmektedirler.
Türkiye’de aile kurumuna atfedilen önem, geçmişten itibaren her türlü devlet uygulamasında kendini göstermektedir. Öyle ki Cumhuriyet ile birlikte hem Anayasa’da hem de Medeni Kanun’da aile kurumunun korunması esası devam ettirilmiş ve buna ilişkin özel hükümler getirilmiştir. Adeta toplumsal kodlara işlenmiş bir vaziyette olan bu yaklaşım nedeniyle eşlerin aile ve evlilik birliğini sona erdirmeleri travmatik bir aşama haline gelmektedir.
Boşanmanın niteliği itibariyle eşler üzerinde bıraktığı bu olumsuz etki, boşanma nedeninin zina olması hâlinde daha da kötüleşmektedir.
Aldatılan eş, karşı karşıya kaldığı aldatılmanın psikolojik etkileriyle, yalnızca kendisini aldatan eşe değil, kendisiyle aldatılan 3’üncü kişiye de bir bedel ödetme arzusu içine girerek, kişilik haklarının zedelendiği, aile hayatına saygının ihlal edildiği nedenlerle maddi ve manevi ödenek davası açmaktadır. Ancak bu yasal aşama doktrinde ve yargı içtihatlarında pek çok tartışmaya ve görüş ayrılığına neden olmuştur.
Anayasa Yargı Makamı Ne Hüküm Verdi?
Anayasa Mahkemesi’nin 25/10/2023 günlü toplantısında aldığı hüküm şu şekilde özetlenebilir:
Başvurucu, ailenin toplumun temelini oluşturduğunu ve devletin ailenin huzur ve refahını sağlama yükümlülüğü bulunduğunu ileri sürerek, aile kurumuna zarar verenlere karşı yaptırım uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, aldattığı iddia edilen eşine karşı açtığı ödenek davasının reddedilmesi nedeniyle devletin aileyi koruma yükümlülüklerine aykırı davrandığını iddia etmiştir. Ayrıca, kişilik haklarına zarar gördüğünü ve aile hayatına saygı ile maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğini savunmuştur.
Anayasa Yargı Makamı, başvurucunun aile hayatına saygı hakkı iddiasını değerlendirmiştir.
Yargı Mercii, ailenin korunmasıyla ilgili pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında başvurucunun iddialarını incelemiştir.
Anayasa Yargı Makamı bu incelemesinde Anayasa’nın 20. Maddesinde yer alan aile hayatına saygı hakkına, Anayasa’nın 20. Maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. Maddesi çerçevesinde korunduğuna, Anayasa’nın 41.
Maddesine vurgu yaparak devlete, aile hayatını korumak için pozitif yükümlülükler düştüğünü ve bu yükümlülüklerin özellikle mahkemelerin etkili bir yargısal sistemi kurma zorunluluğunu içerdiğini belirtmiş ve Yargıtay içtihatlarını referans alarak, aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde devletin ve mahkemelerin yükümlülüklerini değerlendirmiştir.
Anayasa Yargı Makamı Yargıtay’ca verilen içtihadı birleştirme kararının, evlilik birliği içinde gerçekleşen aldatma hâlinde üçüncü kişinin ödenek sorumluluğunu doğru yönde düzenlediğini ve mahkemelerin bu yönde tutarlı kararlar verdiğini ifade edip, mahkemelerin ilgili ve yeterli gerekçelerle başvurucunun iddialarını değerlendirdiğini,Devletin aile hayatına saygı hakkındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve Anayasa’nın 20. Maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
Sonuç olarak, Anayasa Yargı Makamı, aldatılan eşin,3’üncü kişinin aldatma fiiliyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine hüküm vermiş ve başvurucunun iddialarını reddetmiştir. Ayrıca, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına hüküm verilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararından sonra artık, aldatılan eş evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eyleminden dolayı üçüncü kişiye karşı maddi ve manevi ödenek davası açamayacaktır.
Eşlerin Sadakat Yükümlüğü Nedir?
Eşlerin sadakat yükümlülüğü, Türk Medeni Kanunu m. 185’te düzenlenen nispi nitelikte bir haktır.
TMK 185. Maddesi 3. Fıkrasına göreEşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.Bu maddeye göre, eşlerden biri, evlilik birliğini sürdürme sorumluluğu altında olduğu sürece, sadakat yükümlülüğüne uymakla yükümlüdür. Eşler, birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal eden davranışlardan kaçınmalı ve evlilik birliğinin sağlıklı bir şekilde devam etmesine katkıda bulunmalıdır.
Sadakat yükümlülüğü, cinsel, duygusal, düşünsel ve ekonomik açılardan bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Eşlerin sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin kurulmasıyla başlar ve evlilik birliği sona erinceye kadar devam eder, dolayısıyla, boşanma davası sürecince ve yasal aşama neticeleninceye kadar bu sadakat yükümlülüğü devam eder. Eşler, bu yükümlülüğün ihlal edilmemesini ancak birbirlerinden talep edebilirler. Sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin temel taşlarından biridir ve evlilikte karşılıklı güveni korumak, ortak bir yaşamı inşa etmek için önemlidir. Evlilik birliği içindeki sadakat yükümlülüğü, sadece yasal bir boyutu değil, aynı zamanda toplumsal, etik ve ahlaki bir boyutu da içerir.
Aldatılan Eşin Üçüncü Kişiye Karşı Açtığı Maddi ve Manevi Ödenek Davası Neydi?
Aldatılan eşin, üçüncü kişiye karşı açtığı ödenek davası, boşanma davasında olduğu gibi sadakat yükümlülüğü ihlaline dayanan bir yasal aşama değildi.
Aldatılan kişi bu davayı haksız fiil tazminatı olarak açmaktaydı. Evli eşin 3’üncü kişiyle yaptığı zina eyleminin haksız fiil teşkil ettiği ve bu haksız fiilden de müteselsilen sorumlu olunacağı iddiası ön plandaydı ve yasal aşama bu iddia üzerine haksız fiilden doğan zarardan ötürü manevi ödenek şeklinde açılmaktaydı. Aldatan eşin, aldatma fiili ile aldattığı eşin kişilik haklarına zarar vermiş ve ihlal etmiş kabul edilerek üçüncü kişinin de zina fiilinin tek başına işlenemeyecek nitelikte bir fiil olması nedeniyle bu haksız fiilin şeriki yani buna iştirak eden kişi olduğu kabul edilmekteydi.
Aldatılan Eşin Üçüncü Kişiye Karşı Açtığı Ödenek Davası Konusunda Yargıtay’ın Yaklaşımı Nedir?
Yargıtay’ın evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi ödenek isteminde bulunduğu davalardaki yaklaşımı İçtihadı Birleştirme Büyük Kurulunca yeknesak hale gelmiş, zinanın Türk Ticaret Kanunu kapsamında bir suç olmaktan çıkarılması ve eşlerin sadakat borcunun nispi ve yalnızca eşlerin birbirlerine karşı öne sürebileceği nitelikte olması nedeniyle 3’üncü kişiden manevi ödenek isteminde bulunamayacağı yönünde istikrar kazanmıştır. Yargıtay’ca evlilik birliği dışında olan üçüncü kişinin sadakat yükümlülüğü bulunmamaktadır ve bu nedenle aldatılan eşe karşı manevi ödenek sorumluluğu olmadığı belirtilmektedir.
Yargıtay zina fiilinin suç sayılmamasından hareketle zina eden eşlerin fiilinin haksız fiil teşkil etmeyeceği görüşündedir.
Çünkü üçüncü kişinin eylemi, herhangi bir koruma normu ihlal etmemektedir ve bu nedenle de hukuka aykırılık söz konusu olmamaktadır. Hukuka aykırılığın olmadığı bir yerde haksız fiilden de söz edilemeyecektir. Müteselsil sorumluluk ise, üçüncü kişinin evlilik birliğinin dışında biri olarak eyleminin eşlere karşı herhangi bir sadakat borcunu ihlal etmesinin imkansızlığı ve haksız fiil niteliğini karşılamaması nedeniyle gündeme gelmeyecektir.
Yargıtay, aldatılan eşin kendisiyle aldatılan 3’üncü kişiye karşı haksız fiil zararı nedeniyle ödenek davası açılabileceğini ancak şu koşullarda kabul etmekteydi: “Üçüncü kişinin katıldığı aldatma eylemi ile bağlantılı olmakla birlikte sadakatsizlik olgusundan farklı olarak, bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali hâlinde, eş söyleyişle üçüncü kişinin doğrudan aldatılan eşin kişilik değerlerine yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunması hâlinde manevi ödenek sorumluluğunun doğacağında tereddüt bulunmamaktadır.” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 6/7/2018 günlü ve E.2017/5, K.2018/7 sayılı hükmü).
Yani, üçüncü kişi, aldatma fiiliyle bağlantılı olarak aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlal etmişse, özel yaşamına müdahale etmişse, sır alanına girmişse veya kullandığı bazı sözler ve ifadelerle onur ve saygınlığını zedelemişse bu durumda artık hukuka aykırı bir fiilden bahsedileceği için ödenek davası açılabilir, aksi halde salt evli bir kişiyle birlikte olma eyleminden dolayı ödenek isteminde bulunulamaz.
Sara Muğlu
Sivrikaya Anayasa Yargı Makamı Hükmü:
Sivrikaya [GK], B. No: 2020/3519, 25/10/2023, § …