Hekim ile Hasta Arasındaki İlişkinin Hukuki Niteliği

Hekim ve hasta arasındaki ilişki, bireyin en temel hakları olan yaşam hakkı, vücut bütünlüğü ve kişisel haklar ile doğrudan bağlantılıdır. Tıbbi tedaviler doğası gereği belirli riskler barındırır ve her insanın biyolojik yapısı farklı olduğu için öngörülemeyen komplikasyonlar gelişebilir. Bu süreçte ortaya çıkan zararların hatalı bir tıbbi müdahaleden mi yoksa kaçınılmaz bir komplikasyondan mı kaynaklandığı Türk Borçlar Kanunu kapsamında belirlenmektedir. İlişkinin niteliği çoğunlukla vekalet akdi hükümlerine göre değerlendirilir.

Tıbbi Müdahalelerde Özen Yükümlülüğü ve Sorumluluğun Sınırları

Vekalet sözleşmesinde vekil konumundaki hekim, hastayı iyileştirme garantisi vermez ancak bu amaca ulaşmak için gerekli tüm bilimsel ve mesleki özeni göstermekle yükümlüdür.

Hekimin sorumluluğu, en hafif kusurunda dahi ortaya çıkabilir. Yüksek mahkeme kararlarına göre, hekimin mesleki sınırları içindeki her türlü ihmali sorumluluk doğurur. Hekim, hastanın durumunu zamanında teşhis etmeli, gereken önlemleri eksiksiz almalı ve en güvenli tedavi yöntemini seçmelidir.

Eğer tıp biliminin kurallarına eksiksiz uyulmuş ve gerekli tüm özen gösterilmiş olmasına rağmen olumsuz bir sonuç meydana gelmişse, hekim sorumlu tutulamaz. Aksi bir yaklaşım, hekimlerin riskli ancak gerekli tedavilerden kaçınmasına yol açan savunmacı tıp eğilimini artırabilir.

Hatalı Tıbbi Müdahale (Malpraktis) Nedir?

Tıbbi malpraktis; bilgi eksikliği, deneyimsizlik veya ilgisizlik nedeniyle hastanın zarar görmesi durumudur.

Yanlış teşhis, eksik tetkik, cerrahi işlem sırasında vücutta yabancı madde unutulması, hatalı ilaç tedavisi ve yetersiz ameliyat sonrası bakım bu duruma örnek gösterilebilir. Ayrıca hastanın süreç hakkında yeterince bilgilendirilmemesi ve aydınlatılmış onamının alınmaması da bir uygulama hatası olarak kabul edilir. Onamın geçerli olabilmesi için hastanın özgür iradesiyle, baskı altında kalmadan ve tam olarak bilgilendirilerek verilmiş olması gerekir.

Özen Borcunun Kapsamı Nasıl Belirlenir?

Özen yükümlülüğünün sınırları çizilirken, aynı alanda faaliyet gösteren ortalama, makul ve dürüst bir hekimin göstermesi gereken davranış modeli esas alınır. Ancak bu değerlendirmede somut olayın şartları ve hekimin uzmanlık düzeyi, akademik kariyeri ve tecrübesi de dikkate alınır.

Uzman bir hekim ile pratisyen bir hekimden beklenen özen seviyesi aynı olmayacaktır. Ayrıca görev yapılan sağlık kuruluşunun teknik imkanları da değerlendirmede göz önünde bulundurulur.

Yargılama Sürecinde Malpraktis İddialarının İncelenmesi

Hatalı tıbbi müdahale iddialarını inceleyen mahkemeler, konunun uzmanlık gerektirmesi sebebiyle alanında uzman tıp akademisyenlerinden oluşan bilirkişi heyetlerinden rapor almak zorundadır. Alınacak raporda, ortaya çıkan zararın kabul edilebilir bir komplikasyon mu yoksa doğrudan hekim hatası mı olduğu net bir biçimde ayrıştırılmalıdır. Yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda, yeterli inceleme içermeyen ve denetime elverişli olmayan raporlara dayanarak verilen kararlar bozulmaktadır.

Görevli Mahkemeler ve Davaların Yasal Dayanakları

Zarara uğrayan hastalar veya yaşam kaybı durumunda yakınları maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilirler.

Davanın açılacağı mahkeme, hekimin çalıştığı kuruma ve sözleşmenin niteliğine göre değişir:

  • Özel hastaneler veya bağımsız çalışan hekimlere karşı açılacak tazminat davalarında tüketici mahkemeleri görevlidir.
  • Kamu ve üniversite hastanelerinde meydana gelen tıbbi hatalar nedeniyle idari yargıda tam yargı davası açılması gerekir.
  • Estetik amaçlı müdahaleler eser sözleşmesi hükümlerine tabi olup, acil müdahaleler veya rıza dışı işlemler ise vekaletsiz iş görme kapsamında değerlendirilir.

Tazminat Davalarında Zamanaşımı Süreleri

Tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri hukuki ilişkiye göre farklılık göstermektedir:

  • İdare mahkemelerinde açılacak tam yargı davalarında, durumun öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halükarda eylem tarihinden itibaren beş yıllık süre geçerlidir.
  • Vekalet sözleşmesine dayanan özel hastane davalarında zamanaşımı süresi beş yıldır. Aydınlatılmış onamın eksik olması durumunda bu süre on yıla çıkmaktadır.
  • Haksız fiil hükümlerine göre açılacak davalarda, öğrenme tarihinden itibaren iki yıl ve her halükarda on yıllık zamanaşımı uygulanır. Hekimin ağır kusurunun bulunduğu durumlarda ise süre yirmi yıla kadar uzayabilmektedir.